İsrail oğulları, Mısır’dan çıkarılışlarından sonra kendilerine vaat edildiğine inandıkları, Kudüs ve havalisine yerleştiler. İnandıkları Tevrat’a kendi kafalarındaki hezeyanları da ekleyerek planlı bir şekilde adım adım arzı mevcut ideallerine doğru çalışmalara başladılar. Yahudi inancına göre Tanrı Yehova’nın Yahudi ırkı için vaat ettiği arazi parçasının kutsal kitaplarındaki adı Arz-ı mevut’tur. Lügattaki arz kelimesi tarihi gelişimi ve günümüzde, yeryüzü ve dünyayı ifade etmek için kullanılan bir kelimedir. Aslında bugün Siyonizm'in amaçlarını gerçekleştirmede, ideal haline getirdiği arzı mevut “Nil’den Fırat’a kadar olan geniş bir toprak parçasını kapsayan bölgeyi içine almaz. Yahudi inancının bir üst versiyonu olan Siyonizm'in, tüm dünyaya hâkim olma ideallerinin son aşamasıdır. Onun içindir ki bugünkü yeni dünya düzeni ismiyle dillendirilen ve sonuçta tek dünya devleti olma fikrini hayata geçirmeye yönelik planlar ve çalışmalar bunu göstermektedir. Yeni dünya düzeni adıyla adlandırılan sistemde, var olan dünyamızdaki bütün ulusal devletlerin ortadan kaldırılarak, dünya ekonomisini ellerinde bulunduran yedi Yahudi ailesinin dünya düzenine hâkim olma fikridir. Önceleri ideal olarak kabul ettikleri ‘yeni dünya’ düzeni kavramını son on yıldır uygulamaya koyduklarını görüyoruz. Dikkat ederseniz, artık dünyamızda meydana gelen hastalık salgınları, ekonomik krizler, savaşlar, çalkalanmalar küresel manada olup tüm dünyayı ilgilendiriyor ve kapsıyor. Küresel güç laboratuarda bir virüs üretiyor ama ürettikleri bu virüs o ülke ile bağlantılı kalmıyor tüm dünyayı sarıyor. Bir yerde ekonomik kriz çıkıyor, bütün dünya bu krizle yatıp kalkıyor.

Bugün Kudüs’te çıkartılan krizin de amacı tüm dünyayı ateşe verme hazırlığıdır. Küresel sermayenin finanse ettiği Siyonist yapı İsrail’de bir oyun kurmuş, birbirlerinin kanını ve canını kendilerine mübah gören,  kopmuş tespihin taneleri gibi aralarına nifak tohumları neşvünema bulmuş, bir buçuk milyarlık bir İslam âlemi ve batılılar bu senaryoyu oynarlarken, İsrail sinsice Büyük Ortadoğu Projesi'ni (BOP) yavaş yavaş uygulamaya başlamıştır. Bu projenin birçok ayağı daha önceleri gerçekleşmiştir. Önce Ortadoğu’da İsrail’in önünde ket olarak gördüğü devlet hüviyetine haiz ülkeler birer birer parçalanmış, son ayağı olan Türkiye ise basiretsiz idarecilerin elinde kalarak komşu ülkeler ve yakınındaki tüm ülkelerle, ekonomik siyasal sorunlarla yalnızlaştırılmış, yurt içinde ise insanlarımız kamplaştırılmış, kutuplaştırılmış,  böylece sanal gündemler yaratılarak vatandaşlarımız, senin partin, benim partim, senin mezhebin benim mezhebim diyerek, iki tarafın müntesiplerinin beyinlerine enaniyet tohumları ekilmek suretiyle İslam’ın son kalesi ülkemiz, kendi sorunları içine hapsedilmek suretiyle böl – parçala tohumları yeşertilmeye başlanmıştır.

Bu kadar iç ve dış sorunlarla baş etmek zorunda kalan bir Türkiye’nin de İslam ülkelerini bir araya getirip Siyonistlerle mücadele etmesi mümkün olmaz. Dışarısı ile mücadele edebilmek için önce iç huzurun sağlanması gerekir. Dua edelim ki bu milletin mayası hâlâ sağlam. İmanı küllense de biraz deşildiğinde hâlâ yanan kor ateşi rahatça görebiliyoruz. Bizi idare edenlere kalsaydı bu ülke çoktan, dış mihrakların peyki haline gelirdi.  Çünkü bu ülkeyi idare edenler ihanet olmasa da gaflet ve acizlik içindeler. Ülkenin ali menfaatlerinin nerede, nasıl ve kimlerle olması gerektiğini tahmin edemeyecekleri kadar acziyet içindeler. İktidar hırsı, ülke menfaatlerini göremeyecek kadar gözleri körleşmiş, sesini duyamayacak kadar kulakları sağırlaşmış.

Kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, iktidar ve makam hırsıyla kalplerini taşlaşmış bir iktidarın, İslam âleminin en kutsal mabedine uzanan kirli ellere ve pis ayaklara gereken fiili tepkiyi göstermesi mümkün değildir. Ancak daha önceleri yaptıkları gibi en şiddetli bir şekilde kınarlar. Netice değişmez, zalim yine zulmünü icra eder, mazlumlar ezilmeye devam eder. Bu döngü sadece Kudüs meselesinin de değildir.  Doğu Türkistan’da Müslüman Türk kardeşlerimize Çin’in uyguladığı mezalim ve soykırıma, bizi idare edenlerin bir kınamasını ve karşı duruşunu hiç gördük mü? Hatta Türkistanlı kardeşlerimizin adlarını dahi bu iktidarın başındakilerden duyamazsınız. Zaten Sayın Cumhurbaşkanımızın ağzından 2019 yılında Çin’i ziyaretinden sonra Uygur Türklerine yapılan baskıların aleyhinde ne hikmetse tek bir cümle çıkmadı. Diğer bakanlarda da bu konuda tık yok.

Devam edecek…