Artık Müslümanlar mukaddes beldemiz, Mescid-i Aksa’ya uzanan kirli elleri dua ile salat ve selamla def edemeyeceğini anlamalıdır. Her gün duaların kabul olunduğu makam olan Kabe’de binlerce Müslüman “Yarabbi Siyonist İsrail’i kahreyle” diye dua ediyor. Hele hele hac mevsiminde bu sayı milyonları buluyor. Lakin bu duaların hiçbiri İsrail’in zulmünü önlemiyor. Aksine daha da artırıyor. Belki de bugün Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırıyı gören bir milyara yakın Müslüman bu saldırıların önlenmesi için dualar yapıyor, Kelime-i Tevhitler okunuyor, bilmem kaç Fetih Suresi okunuyor, ama hiçbir Müslüman’ın duası da kabul olmuyor. Acaba neden? Hiç kendimize sorduk mu? Aslında duada bir ibadettir. Lakin bizler nasıl, neye ve kimin için dua edeceğini bilmiyoruz. Duanın kabulü şartlarından haberimiz de yok. Haksızlıkları gücümüzle önlemeye çalışmak yerine, görevimizi aslı astarı olmayan ritüellere yüklüyoruz.

Cenabı Hak, yüce kitabında fakir fukaraya yardım edin, açları doyurun, size emanet ettiğim vücudunuzu hastalıklardan koruyun, kazancın hayırlısını isteyin, rüşvet yemeyin, çalmayın çırpmayın vs. diye bizlere emrediyor. Ama mevlütlerde, kandillerde hocalarımızın yaptığı dualara şöyle bir bakarsak onlar da ellerini kaldırdı mı yaptıkları dua şu “Yarabbi! Sen bu milletin hastalarına şifa, dertlerine deva, borçlarına edalar vs ihsan eyle”  diyerek yaratıcının bizden yapmamızı istediklerini, biz hiç üzerimize alınmadan Allah CC’ye haşa bu işleri bizler yapmıyoruz, sen yap diye Allah’a gerisin geriye iade ediyoruz. Eh dualarımızı da ters anlayınca yaptığımız zannettiğimiz dualar da kabul olmuyor.

İslam tarihinde Hayber Kalesi’nin fethediliş hikâyesi bugünkü Müslümanlara Yahudi ile nasıl mücadele edileceğini açıkça izah eder.

Hayber Kalesi Medine’ye 150 km uzaklıkta Şam yolu üzerinde, plato ve ova kısmı bağlık- bahçelik, kalenin bulunduğu dağ sarp kayalık ve dışarıdan girilmesi çok zor müstahkem bir konumda idi. Hayber Yahudileri hep Müslümanların aleyhine çalışmış, bütün savaş ve seferlerde müşrikleri desteklemiş ve yardım etmişlerdi. Nifak tohumları saçan bu kalenin alınması için 628 yılında peygamberimiz (SAV) 1600 kişilik ordu ile Hayber Kalesi önüne geldi. Otağını kurarak sancağı Hz. Ebubekir’e verdi. Hz. Ebubekir ordusuna hücum emri verdi, ama Hayber Kalesi sağlam ve yüksek bir yerdeydi. Ok atsan geri geliyor, taş atsan yetişmiyordu. Bağırsan sesin gitmiyordu. Daha sonra Peygamberimiz (SAV) sancağı Hz. Ömer’e verdi. Yine İslam ordusu muvaffak olamadı. İslam ordusu günlerce bekledi. Ama Yahudiler kalelerinden çıkmıyorlardı. Müslümanların stokları tükenmek üzere ve moralleri de çok bozulmuştu… Günlerce hücum ettiler ve beklediler ama nafile…

Bu uzun bekleyişten sonra Yahudi karakterini iyi tanıyan Peygamberimiz (SAV) yeni bir strateji geliştirerek, Yahudilerin hurma bahçelerini kesmeleri emrini verdi. Hurma ağaçlarının kesilmesi demek, Yahudilerin ekonomilerinin kesilmesi demekti. Ağaçlar devrildikçe servetleri de devrilecek, gelecekleri köklerinden kazınacaktı. Zira Yahudi için para, zenginlik ve servet her şey demekti. Nitekim ağaçlarının kesildiğini gören Yahudiler kahroluyorlardı. Her ağaç devrildikçe Yahudi’nin kolu- bacağı da kesilmiş gibi oluyordu. Ağaçları kesildikçe varlıklarının sebebinin olmayacağını anlayan Yahudiler sonunda Hz. Ali’nin de hücumu ile anlaşmak ve kalelerini terk etmek zorunda kaldılar. Taşıyabilecekleri kadar yüklerini alıp başkentlerini bıraktılar. Ey bugünün Müslümanı! Peygamber (SAV)’ın yanında sende Hayber savaşına katılmak istiyorsan Yahudilerin bahçesinden bir ağaç da sen kes. Belki bugün sesin bir Yahudi’ye ulaşmaz. Taş atsan İsrail’e varmaz, ok atsan Tel-Aviv’e yetişmez. Ama sende Peygamber (SAV) efendimizin stratejisini uygulayabilirsin. Al eline baltayı kes Yahudilerin ağaçlarını! Evine giren her Yahudi şirketinin malı bir ağaçtır. Müslümanlar Yahudi mallarını boykot ettikçe, her Yahudi’den bir kol koparacaktır. Zamanla bu boykot kök salıp devamlılık arz edince de Yahudi’nin kolları, bacakları ve bedenlerinden bir azası kesilecektir.

Devam edecek…