Ekolojik yani organik tarımla tanıştığımda; henüz 17 yaşındaydım. 1977 yılında dil öğrenimi için gittiğim İngiltere’de; yamru-yumru ve şekilsiz domateslerin, klasik yöntemlerle üretilen ve de manken gibi görünen domateslere göre 3 misli fiyatla satıldığını görmüştüm. Hiçbir kimyasal katkı maddesi kullanılmadan, doğal şartlarda üretilen sebze ve meyvelerin iyi para ettiğini bundan tam 44 yıl önce öğrendim.

Yıllar geçti bu arada... Ekolojik ürünlerin özellikle AB ülkeleri ve Japonya’dan yoğun talep aldığı yıllara geldik işte... Artık Hollanda başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, ekolojik olarak üretilen sebze-meyve talebinde bulunuyor.

Çünkü artık gelişmiş ülkelerdeki insanlar; “ilaçlarımız besinlerimiz, besinlerimiz de ilaçlarımız” şeklinde bir sağlıklı gıda felsefesinin sıkı takipçisi oluyorlar.

                 TARIMDA DOĞAL İNOVASYON ZAMANI!..

Fakat Türkiye; yıllardan beri tarımsal alandaki değişimi yaşayamıyor. Klasik yöntemlerin dışına çıkmamakta ısrarcı olan tarım yöneticileri, dünyadaki gelişmelerin çok uzağında yaşıyor. Türkiye tarım sektöründe; ekolojik (organik) anlamda bir kıpırdanma başladı ama, bunun da saman alevi gibi olmasından korkuyorum. Son 20-25 yıldır oldukça fazla kan kaybeden tarımın, yeniden canlanması epey zaman alacak gibi görünüyor.

Aslında Türkiye ekonomisinin krizlerden çıkış anahtarı: ihracattır. Pandemi ile birlikte önemi ve anlamı daha da artan tarım ürünü ihracatı ise bu işin ilacıdır. Yüksek performanslı gıda ihracatı içinde; planlı bir tarım yapılanması şarttır. Bu noktada da; anti-kimyasal şartlarda üretilen ekolojik ürünler yetiştirmek ve satmak en önemli kriter olabilir.

Kanola, enginar, kapari, kekik, raps, yaban mersini ve böğürtlen gibi yeni ihracat ürünleri ile Türkiye’nin önü açılabilir. Yakın bir tarihe kadar; bir tarım ve hayvancılık ülkesi olan Türkiye, artık gerçekleri görmeli ve klasik tarım yöntemlerinin dışına çıkarak yeni ufuklara yönlenmelidir.

Kurtlu meyvelerden-sebze yaprakları ile saplarına, yabani ot ve bitkilerden- çalı dallarına dek birçok ekolojik ürün Hollanda, Fransa, İsviçre ve Almanya başta olmak üzere çeşitli ülkelere ihraç edilebilir. Yoğun talep var çünkü… Pandemi sorasında bu talep daha da artacaktır, çünkü insanlar doğal gıdalarla daha çok beslenmek isteyecektir.

Kurtlu elma... Enginar sapı ve yaprağı... Kekik... İşte 3 sihirli ürün… Bu ürünlerin küçücük parçalarına dek, ayrı ayrı alıcısı mevcut… Ama fazlaca üreticisi ve ihracatçısı yok bu ürünlerin… Avrupa ülkelerindeki Nature Shop gibi doğal gıda maddesi satan işyerlerinden yoğun talep alan bu sıra dışı tarım ürünleri üretiminin artırılması şart…

            CANAN KARATAY’DA KURTLU ELMA ÖNERDİ

Şimdi gelelim belki de size antipatik gelen kurtlu elma olayına… Burada hiç kimse elmayı kurtlu olarak tüketmiyor tabii ki… Bu elmalardan kurtlu ve hasarlı bölümler ayrıştırılarak, alternatif tıp amaçlı elma çayı ve kuru elma kompostoları elde ediliyor. İçinde kurt yaşadığı için kimyasal kullanılmadığı anlaşılan meyvelerin kabuklarının pürüzlü olması bu ürünlerde talebi arttırıyor. Bu tür meyveler hem çöp, hem de gövde olarak değerlendirilebiliyor. Elmanın kurtlu olması, içeriğinde hiçbir kimyasal katkı olmadığının göstergesi ve yurtdışı talebin artmasının temel nedeni… Kurt; burada insan sağlığı için bir sigorta kabul ediliyor yani…

Kurtlu elmanın bu bölümleri temizlenerek kendisinden antibiyotik anlamda faydalanılabiliyor. Bu elmaların kabuklarından yapılan sıcak çay, gargara olarak boğaz yolları enfeksiyonlarında bile kullanılıyor. Özellikle penisilin alerjisi olan çocuklarda, boğazdaki mikropları yok etmek için, kurtlu elma gargarası kullanmanın çok da iyi bir sonuç verdiğini belirtiyor doğal gıda uzmanları…

Yani işin temeli: organik yani doğal olması… Kurtlu olması da, organik ürünün sigortası…

Bir elmada kurt varsa; içinde ilaç-pestisid ve hormon yok demek!..

Hele-hele kurutulmuş elma paketleri AB ülkelerinde kapış-kapış satılıyor. Çerez gibi tüketiliyor sağlıklı elmaların kurutulmuş versiyonları ve 8-10 Euro’ya satılıyor 200 gramlık poşetler halinde…

Yakın geçmişte; bir TV programında açıklama yapan Prof. Dr. Canan Karatay, insanlara kurtlu elma tüketmelerini önerirken, işte bu mantaliteden esinleniyordu.

Elmanın dışında da sağlıklı gıdalar var elbette… Enginar ise: sapı, kabuğu ve yaprağı olmak üzere 3 ayrı parça halinde alıcı buluyor. Hem yemek olarak, hem de karaciğer hastalıklarına karşı ilaç anlamında kullanılan enginar, batı ülkelerinde en çok ilgi gören sebzelerden biri olarak biliniyor.

Her derde deva olarak görülen kekik de, aranan bir ekolojik ürün sınıfında yer alıyor. Dağda, bayırda ve her türlü ortamda kendi kendine bile yetişen kekik, 25 gr.’lık poşetler halinde ve paketi 5 euro’dan satın alınabiliyor Avrupa’nın Nature-Shop dükkanlarından…

İşte ekolojik ürünler... Ve İşte Türk çiftçisinin şu andaki perişan hali

Mesaj ortada aslında... Almanya; önceki yıl 306 ton ekolojik bitki parçasını 2,2 milyon euro ödeyerek satın aldı. Japonya, Belçika, Hollanda ve İtalya’da bu rakamlardan geri kalmadı. Öyleyse ne duruyoruz?..

2019 istatistiklerine göre; ülkemizde 73 bin çiftçi 626 hektar alanda 213 organik ürün üretiyor. Dünyadaki organik tarım çiftçi sayısı ise; 154 ülkede 1,8 milyon…

İşte bu gelişmeye açık verilere baktığımızda: “Haydi yeni pazarlara... Yeni ürünlerle…” demek geliyor içimizden…

Tarımda da bir inovasyon şart oldu galiba artık…

 

ÖZLÜ SÖZLER: Bütün gerçekler başlangıçta küfür olarak kabul edilmiştir. (Bernard SHAW)

                   KANSERİN İLACI; ORGANİK TARIM!..

Son yıllarda giderek artan kanser olayları, herkesin canını sıkmaya başladı. Uzmanlar en fazla 10 yıllık bir süreçte; her ailede bir kanser olayı ile karşılaşılabileceğini söylüyor.

Ne kadar acı ve korkutucu bir durum değil mi?..

Artan kanser, ülser, katarakt, alerji ve cilt hastalıklarının; gıdalarda kullanılan pestisid ve tarımsal ilaçlardan kaynaklandığı artık kesinleşti.

Ama bu işin bir çözümü var aslında… Bir tarım ve hayvancılık ülkesi de olan Türkiye’de ekolojik yani organik gıda üretimi-tüketimi artırılmalıdır.

Neden mi?.. Aşağıda sıralayacağım nedenler, hiç olmazsa kış sebzesini-meyvesini kışın, yaz sebzesini-meyvesini yazın tüketmemiz gerektiğini de açıklıyor.

- Artık toprakta yetişen her şey doğal değil ve besinlerimizin eski tadını artık neredeyse unutmaya başladık.

- Musluklarımızdan akan su bile; zehirler ve atıklarla artık içilmez hale geldi.

- Soluduğumuz hava 30 km. uzağımızdaki ormanın ya da bozkırın havasıyla artık aynı değil.

- Domates tadında domatesi, ekmek tadında ekmeği özledik.

- Beslenirken vücudumuza ne kadar antibiyotik, hormon ya da başka bir kimyasal madde aldığımızı bilmiyoruz ve korkuyoruz.

- Kimyasallarla yapılan her türlü üretimin, içtiğimiz suyu ve soluduğumuz havayı zehirlemesini istemiyoruz.