AK Parti 2002 yılında yapılan genel seçimlerde iktidara geldiğinde ilk yaptığı şeylerden biri milletvekili lojmanlarının boşaltılması ve elden çıkartılması oldu.

Ardından da kamunun elinde bulunan kimi lojman ve sosyal tesisleri elden çıkardı.

İnegöl’de, Bursa ve Uludağ’da kimi sosyal tesisler elden çıkartıldı.

Kamunun binek aracı sayısını da azaltacağını belirtmişti iktidar.

Bu, toplumda büyük bir heyecan yaratmış ve desteklenmişti.

Ne ki, bir süre sonra bu uygulamaların arkası kesildi.

Belli ki bürokrasinin büyük freniyle karşılaşılmıştı.

O günlerden bu yana kimi uygulamalar yapılsa da Türkiye’de bugün hala bu sorun sürmekte.

* * *

Hiçbir Avrupa ülkesinde bulunmayan bir uygulama Türkiye’de öteden beri sümekte.

Devlet lojmanları ve sosyal tesis adı altındaki yapılar devlete büyük yük getirmekte.

Kamuya ait 158 bin araç ve 249 bin lojman ve sosyal tesis var.

Türkiye gelinen süreçte salgınla birlikte büyük bir ekonomik savaş vermekte.

Devlet bu mücadelede birçok kararlar almakta...

Büyük bir israf kalemlerden birinin kamudaki bu lojman, sosyal tesis ve resmi plakalı araç saltanatı olduğunu görmek gerek.

Memurları kapalı bir dünyada yaşamaya zorlayan, toplumla bağların gelişmesini engelleyen bu yapının kaldırılması gerekmekte.

Güvenlik güçleri, yargı ve sağlık dışındaki bu tesislerin öncelikle içinde oturanlara ve diğer şahıslara ihale ile satılması devletin sırtındaki yükü hafifletecektir.

* * *

Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığında aramızda korkunç uçurumlar olduğu görülmekte bu konuda.

Örneğin hemen aynı nüfuslara sahip olduğumuz Almanya’da 10 bin dolayında resmi plakalı araç olmasına karşın Türkiye’de bu sayı 158 bin…

Bu sayının mantıklı bir açıklamayla gerekçelendirilmesi olası mıdır?

Türkiye bu zor günlerden geçerken bu gariplikleri de ortadan kaldırma şansını kullanmalıdır.

Her şerde bir hayır vardır…

Sıkıntılı süreçler kimi olumlu sonuçlarla bitebilir.

Ama bunun için siyasi tercih ve kararlılık gerekiyor kuşkusuz.

Türkiye'nin tamamında kamu kurumlarında tüm il müdürlerine, şube müdürlerine, rektörlere, dekanlara makam aracı ve şoför tahsis edilmiş durumda.

Devlet, müdür unvanını almış hemen herkese makam aracı ve lojman tahsis ediyor.

Oysa devlet, çiftçinin, işçinin, emeklinin, esnafın, gelirinden çocuklarımızın geleceğinden kısarak kimsenin sefa sürmesine, saltanat yaşamasına, izin vermemesi gerekiyor.

* * *

Başlangıçta lojmanların yapılış amacını ve o günkü koşullarda kentlerimizin ve taşranın durumunu, memurların karşılaştığı ciddi konut gereksinimine çözüm bulma politikalarını anlamak olanaklı.

Ancak günümüzde kentlere göçün artması, ulaşım olanakları dikkate alındığında ayrıca bir lojman tahsisi ciddi bir israfa ve toplum katmanları arasında haksızlığa neden olmaktadır.

Ve ayrıca şimdiki uygulama, devlette kayırmacılığı ve adaletsizliği beraberinde getirmektedir.

Herkese lojman sağlanamadığı için kamu görevlileri arasında eşitsizlik yaratılmış da olmaktadır.

Yıllardır lojmanlarla ilgili olarak bir takım düzenlemeler yapılmasına karşın bir taraftan lojmanların satılması için yasal düzenlemeler yapılırken bir taraftan da yeni lojmanların yapılması büyük bir çelişki oluşturmaktadır.

Kentlerimizin en merkezi ve nezih semtlerinde ve genelde yöneticilere tahsis edilen bu lojmanlar ve sosyal tesisler hem kurum içindeki personel arasında hem de halk arasında ciddi bir adaletsizlik oluşturmaktadır.