Yeryüzünde her geçen gün daha da çoğalan doğa-çevre sorunları, zaman-zaman geçit vermeyen dağ görüntülerine bile ulaşıyor.

Yaşanan çevre sorunları; ülkemiz genelinde gelişmiş dünya ülkelerine oranla biraz daha fazla olumsuz farklılık göstererek bir umursamazlık sendromuna dönüşürken, geleceğe dair kaygılarında artmasına yol açıyor.

Hızlı nüfus artışından- çarpık kentleşmeye, yoğun trafik kargaşasından- sağlıksız sanayileşmeye, umursamazlıktan-doğa katliamlarına dek oldukça değişik boyutlarda karşımıza çıkan çevre düşmanlığı, her geçen gün yaşantılarımızdan da bir şeyler alıp götürüyor.

Geriye kirletilmiş doğal bir çevre, yok edilmiş yeşil alanlar ve talan edilmiş bir gelecek kalıyor. Bunun en somut ve güncel örneği; Marmara Denizi’dir artık…

Adeta kentlerin foseptik çukuruna dönüşen Marmara Denizi’miz artık KIRMIZI ALARM’ı vermiştir. Kıyıları baştan-başa kaplayan müsilaj (deniz salyası),oksijensiz kalan bu denizimizin ve içindeki canlıların bir ölüm fermanı olmuştur artık…

Küresel ısınmanın yaratığı sorunlar bir taraftan, öte yandan da insan marifeti ile oluşan çevre kirliliği, geleceği daha karamsar görmemize yol açıyor.

Güncel yaşanan bu sorunun ışığı altında; size içten bir sorum var şimdi… Siz ne yapıyorsunuz çevrenizi korumak için?..

Çöplerinizi geri dönüşümlü ve evsel atık olarak ayrıştırıyor musunuz mesela… Ya da kullanılmış pilleri ayırıp, pil kutularına atıyor musunuz?.. Evinizde kullandığınız kızartma yağlarını ne yapıyorsunuz peki?..

Soruna samimi bakmak gerekirse; banane’cilik içimize girdi galiba… Çevrenin Ç’sini bilmeyen bir toplum mu oluyoruz yoksa biz?..

                             KİMSE KIVIRMASIN, BUNU BİZ YAPTIK!..

Çevre uzmanları Marmara Denizi’nin kirlenmesine yol açan faktörleri ve günlük net sayıları açıkladı geçtiğimiz hafta… İstanbul’dan 1,2 milyon metreküp, Bursa’dan 0,3 milyon metreküp, İzmit’den 0,2 milyon metreküp ve Marmara Denizine kıyısı olan diğer 5 ilden 0,4 milyon metreküp evsel atık deşarjı var Marmara’ya… Hem de her gün…

Toplam 2,1 milyon metreküp pis su… Her 24 saatte… Çoğunluğu pek de arıtmaya tabi olmadan direkt olarak Marmara Denizi’ne akan evsel atık miktarı bu… Yani evin bulaşık-çamaşır suları da denizimize gidiyor, insanların dışkı ve idrarları da…

İşte ondan dolayı bir foseptik çukuruna dönüştü Marmara…

Tarımsal, evsel ve endüstriyel atıkların ciddi anlamda arıtılmadan Marmara’ya dökülmesi bir KATLİAM’dır aslında… Konuda yorum yapan İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muharrem Balcı; net ve açık konuştu; “Marmara denizimizi elbirliği ile katlettik. Bu güzel denizimiz artık bir foseptik kuyusudur.

Şimdi kimse kıvırmasın. Eğilip bükülmesin, lafı da dolaştırıp durmasın.

Bunu biz yaptık. Hem de el birliği ile…

Mevcut arıtma tesislerini işletme maliyetleri nedeniyle çalıştırmadık. Çalışan arıtma tesisleri de tam arıtma yapmadan saldı suyu derelere… İl Çevre Müdürlükleri de göstermelik denetimler ile adeta “tavşana kaç-tazıya tut” örneği sahipsiz bıraktılar denizleri, gölleri ve akarsuları… Belediyeler çözüm üretemedi, insanlar da duyarsız ve tutarsız kaldı.

Ve şimdi ortaya böyle bir Marmara Denizi fotoğrafı çıktı. Bunu biz yarattık. Ne kadar övünsek azdır artık kendimizle… Yazık ettik koca denizimize… Geleceğimize…

                     DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ KUTLANMASIN ARTIK!..         

Eskiden insanlar yaşamak için doğa ile savaşırken, şimdi doğa insanlara karşı bir yaşam mücadelesi veriyor.  Doğayı korumak, aslında geleceği korumakla eşdeğer bir kavram... Ama bunu insanların kabullenmesi çok zaman alacak galiba...

Paranın yeşilini, doğanın yeşiline tercih eden bunca tanıdık insan varken, 5 Haziran Dünya Çevre Günü ve çevre haftalarının da çok önemi olmuyor. Bu kutlamalarda atılan nutukların… STK’ların hazırladığı basın bültenlerinin… Çevre ile ilgili haber-yazı ve araştırmaların… Bazı kuruluşlar tarafından dağıtılan ÇEVRE ödüllerinin de… Önemi yok.

Bu kadar kirlilik ile Dünya Çevre Günü kutlanmasın artık… Hak etmiyoruz biz onu…

Bugünü yaşamak, her şeyden daha önemli çünkü… Her geçen gün yarınları olmayan bir toplum olma yolunda önemli adımlar atan bizler için, doğanın kirlenmesi/kirletilmesi çok önemli olmasa gerek!..

Bilinmeli ki; erdem ile ikiyüzlülük bir arada olmuyor işte… Bir tarafta çevre adına ahkam kesip ah-vah diyeceksin, hemen öte yanda Bursa’nın akan sularına arıtma tesislerinden tam olarak arıtılamamış kirli suları bırakacaksın. Sonra bu sularla; çiftçinin-köylünün tarlasını sulamasına ses çıkarmayacaksın. Bu sularla yetişen domatesin-biberin-salatalığın insanları kanser etmesine kayıtsız kalacaksın.

İkiyüzlülük burada işte!..

Sanayi toplumu olma yolunda önemli adımlar atılan Türkiye’de ne yazıktır ki çevre koruma konusunda kaplumbağa adımları ile gidiliyor. Yeşil Bursa’nın grileşmesine yol açan düşünce sığlığı da, işte bu çelişkili adımlar nedeniyle oluştu. Eskiden yeşil-mavi karışımı akan derelerimiz katran karası akmaya, üstelik pis de kokmaya başladı. Marmara Denizi’ni de kirletmeye başladı bu kentin akarsuları…

Anlaşılıyor ki; denizimiz foseptik çukuru olmuş. Müsilaj ortaya çıkmasa, haberimiz dahi olmayacaktı. Daha ne olsun!..

ÖZLÜ SÖZLER: Ekonominin doğadan daha önemli olduğunu düşünenler, para sayarken nefeslerini tutmayı denesinler bakalım… (Dr. Guy MC PHERSON)

 

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

                    ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ’NDEN NEDEN

                           GÜR BİR SES ÇIKMIYOR?..

Marmara Denizi’nin yoğun kirlenmesinin bir boyutu da; Nilüfer Çayı’dır. Uludağ’dan tertemiz çıkan bu akarsu, Bursa’ya girdiği andan itibaren hem evsel hem de endüstriyel anlamda kirlenmektedir. Kent içindeki güzergahta; boyahane atıkları nedeniyle siyah ve kırmızı akmaktadır bu akarsuyumuz… Kenti boylu boyunca kat eden bu kirli akarsu; Karacabey Boğazı’ndan Marmara Denizi’ne dökülmektedir. Marmara Denizi’ndeki müsilajın bir nedeni de; Nilüfer Çayı’dır yani…

Biliniyor ki; ülkemizdeki organize sanayi bölgelerinin sadece yüzde 14’ünde arıtma tesisi var. İşletme maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle onlar bile zaman-zaman kullanılmıyor ve doğaya ağır metal atıkları bırakılıyor. Ama Uludağ Üniversitesi dahil kentimizde çok kimsenin sesi çıkmıyor bu doğa facialarına…

                              NİLÜFER ÇAYI VE MARMARA DENİZİ

Kentin bilim merkezi Uludağ Üniversitesi; bu doğa kirliliği sorununa müdahil olmalıdır artık… Bugüne dek ne kapkara akan Nilüfer Deresi, ne de Bursa’nın kıyısı olduğu Marmara Denizi konusunda net bir açıklama yapmayan Uludağ Üniversitesi’nin ilgili kürsüleri (Çevre Mühendisliği ve Fen Fakültesi), ne zaman bu konuda gür sesle bir şeyler söyleyecektir acaba?..

Bandırma’da bulunan 17 Eylül Üniversitesi bile Marmara Denizi kirliliği ile ilgili bir araştırma ve dalış çalışması başlatmışken…

Bizim üniversitemizden kentin çevre sorunlarının tespitine ve çözümüne yönelik güçlü bir ses çıkmaması üzüntü vericidir. Bakıyoruz web sitesine… Uludağ Üniversitesi’nde 2 Haziran’da Deniz atıkları ile ilgili bir çevrim içi seminer yapılmış. Bir de 4 Haziran’da BUÜ Çevre Mühendisliği Bölümü ile Bursa B. Belediyesi ortaklaşa olarak Güzelyalı’da Sahil Temizleme Etkinliği düzenlemiş. Ama bu 2 etkinlik kamuoyuna yeterli yansıtılmamış.

Günün ağır çevre koşullarında yeterli midir bu çalışmalar?..

Tabii ki hayır… Gerek Nilüfer Çayı kirliliği, gerekse Marmara Denizi deniz salyası sorunlarına dair daha net, daha gür ve hem tespitlere hem de çözümlere yönelik bir çalışma bekleniyor kentimizin güçlü üniversitesinden…

Kamuoyuna da “BUÜ; Bursa’nın çevre sorunlarına sahip çıkıyor” mesajı iletilmeli medyadan… 1975’te kurulan ve artık 46 yıllık koca bir bilim çınarı olan BUÜ’ye yakışan budur.

2015 yılında kurulan Bandırma 17 Eylül Üniversitesi; denize dalarak Marmara’nın kirliliğini araştırıp, bir raporla kamuoyunu bilgilendirirken, BUÜ’den daha fazla şeyler beklemek de Bursalıların hakkıdır sanırım.

Marmara Denizi’ne günde 0,3 milyon metreküp evsel atık bırakan Bursa; bu yoğun kirliliğin önlenmesi/azaltılması için, akademik alanda da üzerine düşeni yapmalıdır.

Ben inanıyorum. BUÜ’de; bu görevi kısa sürede başaracak bilim insanları vardır.