Yeni Marmara Gazetesi’nin şahsıma açtığı köşede yazma imkânı sağladığı için müteşekkirim. Zaman buldukça yerel ve genel siyasete dair, çoğu zaman Bursa ile ilgili duygu ve düşüncelerimi sizlerle buradan paylaşmaya gayret edeceğim.
2026 yılına girerken biraz Türkiye’nin “ortaya karışık” durumundan bahsetmek isterim. Yine gündemde olması gereken haberlerin yerine, gündemi meşgul etmesi istenen haberlerle karşı karşıyayız.
Vatandaşın tek bir gündemi var. O da yoksulluk ve onun ortaya çıkardığı, yaşamın getirdiği birçok imkândan yoksunluk. Neredeyse asgari ücretle çalışan bir vatandaş, tam da yerinde bir deyimle, karın tokluğuna çalışmak zorunda kalıyor. Cumhuriyet tarihinde ilk defa açlık sınırının altında belirlenen bir asgari ücretle karşı karşıyayız. Asgari ücrete yapılan artış, daha cebe yansımadan fırsatçı piyasacılar tarafından yapılan zamlarla işçinin cebinden alınıyor. Artık tek çalışanın bir eve baktığı dönemler geçti; iki çalışanın olduğu bir evde dahi geçinmenin imkânsızlaştığı bir döneme geliyoruz.
Gündemin suni başlıklarla toz duman edildiği bu atmosferde, asıl mesele sessizce mutfaklara hapsediliyor. Eskiden “geçim derdi” dediğimiz durum, şimdilerde bir “hayatta kalma mücadelesine” evrildi. Cumhuriyet tarihinin istatistikleri arasında kaybolan o rakamlar, aslında bir babanın çocuğunun cebine koyamadığı harçlığı, bir annenin market rafında bıraktığı sütü, bir emeklinin yiyemediği eti temsil ediyor. Rakamlar büyüdükçe, sofralar gittikçe küçülüyor. Asgari ücret, bir “geçim standardı” değil; bir “yokluk, hatta yoksulluk sınırı” hâline geliyor.
Belki farkında değiliz ama artık ülkemizde yoksulluk normalleşiyor.
Emeklilerin hâlini hiç düşünemiyorum diyeceğimde hatırlıyorum; ben de emekliyim. Bir de emekli eşim var. Toplam emekli maaşımız 36.000 TL. Yeni yıl artışıyla alacağımız rakam 40.000 TL. Kirayı düşün; elde kalan 20.000 TL. Üniversitede okuyan iki çocuğa gönderecek paranız bile kalmıyor.
Emeklilik, on yıllarca verilen emeğin ardından bizlere gelen bir “huzur hakkı” olmalıydı. Oysa bugün Türkiye’de emeklilik, yeni bir iş arama sürecinin başlangıcı demek. İki emekli maaşının girdiği bir evde bile kira ve fatura cenderesinden sonra geriye kalan miktar, üniversite okuyan gençlerin geleceğine yetmiyor. Devletin verdiği ve “asgari ücretliyi, emekliyi ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz” diyerek pazarladığı artış, piyasanın gizli zamlarının gölgesinde daha cebe girmeden eriyip gidiyor.
Şükretmek değil, sorgulamak gereken bir dönemden geçiyoruz; çünkü tek emekli ya da tek çalışan maaşıyla hayata tutunmaya çalışan milyonların nefesi artık kesilmiş durumda. Bakın bugün gazetelerin, internet sayfalarının eski tabirle üçüncü sayfalarına; cinnet geçiren, çocuklarıyla intihara kalkışan ebeveyn haberleriyle dolu.
İşte tam bu anda, ülkenin sözde büyük basın kuruluşları, kelli felli tartışmacıları yatıp kalkıp bize sunulan sahte gündemi konuşuyorlar. Ülkenin tüm gelirinin yüzde 80’ini yiyen yüzde 5–10’luk azınlığın şaşaalı hayatını konuşuyorlar. Rezilliklerini pazarlıyorlar.
Televizyon ekranlarında tartışılan bu “yapay gündemler”; marketteki etiketlerin, kiralardaki fahiş artışların ve gençlerin yurt dışına kaçma hayallerinin üzerini örtmeye yetmiyor. Vatandaşın gerçeği, akşam pazarı artıkları ve ödenemeyen kredi kartı borçlarıyken; gündemin başka yerlere çekilme çabası, halkın yaşadığı derin yoksullukla alay etmekten başka bir şey değildir.
İşte size gündemdekiler: Uyuşturucu, bahis, kara para aklama, şike, torpil, yeni yıl partileri…
Bu da vatandaşın gündemi: Açlık, yoksulluk, kira artışı, ısınma, ucuz market arayışı, pazarda sona kalan ürünleri toplama, çöp karıştırma, ödenemeyen faturalar, birikmiş kredi kartı borçları…
“Rakamlar yalan söyleyebilir ama boş buzdolapları ve yarım kalan hayaller asla yalan söylemez. 2026’ya girerken asıl soru şu: Bu tabloyu rakamlarla mı düzelteceğiz, yoksa vicdanlarla mı?”
İyi yıllar…
Kalın sağlıcakla.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MEHMET TEMİRTAŞ
Yalanlar ve gerçekler
Yeni Marmara Gazetesi okurları merhaba…
Yeni Marmara Gazetesi’nin şahsıma açtığı köşede yazma imkânı sağladığı için müteşekkirim. Zaman buldukça yerel ve genel siyasete dair, çoğu zaman Bursa ile ilgili duygu ve düşüncelerimi sizlerle buradan paylaşmaya gayret edeceğim.
2026 yılına girerken biraz Türkiye’nin “ortaya karışık” durumundan bahsetmek isterim. Yine gündemde olması gereken haberlerin yerine, gündemi meşgul etmesi istenen haberlerle karşı karşıyayız.
Vatandaşın tek bir gündemi var. O da yoksulluk ve onun ortaya çıkardığı, yaşamın getirdiği birçok imkândan yoksunluk. Neredeyse asgari ücretle çalışan bir vatandaş, tam da yerinde bir deyimle, karın tokluğuna çalışmak zorunda kalıyor. Cumhuriyet tarihinde ilk defa açlık sınırının altında belirlenen bir asgari ücretle karşı karşıyayız. Asgari ücrete yapılan artış, daha cebe yansımadan fırsatçı piyasacılar tarafından yapılan zamlarla işçinin cebinden alınıyor. Artık tek çalışanın bir eve baktığı dönemler geçti; iki çalışanın olduğu bir evde dahi geçinmenin imkânsızlaştığı bir döneme geliyoruz.
Gündemin suni başlıklarla toz duman edildiği bu atmosferde, asıl mesele sessizce mutfaklara hapsediliyor. Eskiden “geçim derdi” dediğimiz durum, şimdilerde bir “hayatta kalma mücadelesine” evrildi. Cumhuriyet tarihinin istatistikleri arasında kaybolan o rakamlar, aslında bir babanın çocuğunun cebine koyamadığı harçlığı, bir annenin market rafında bıraktığı sütü, bir emeklinin yiyemediği eti temsil ediyor. Rakamlar büyüdükçe, sofralar gittikçe küçülüyor. Asgari ücret, bir “geçim standardı” değil; bir “yokluk, hatta yoksulluk sınırı” hâline geliyor.
Belki farkında değiliz ama artık ülkemizde yoksulluk normalleşiyor.
Emeklilerin hâlini hiç düşünemiyorum diyeceğimde hatırlıyorum; ben de emekliyim. Bir de emekli eşim var. Toplam emekli maaşımız 36.000 TL. Yeni yıl artışıyla alacağımız rakam 40.000 TL. Kirayı düşün; elde kalan 20.000 TL. Üniversitede okuyan iki çocuğa gönderecek paranız bile kalmıyor.
Emeklilik, on yıllarca verilen emeğin ardından bizlere gelen bir “huzur hakkı” olmalıydı. Oysa bugün Türkiye’de emeklilik, yeni bir iş arama sürecinin başlangıcı demek. İki emekli maaşının girdiği bir evde bile kira ve fatura cenderesinden sonra geriye kalan miktar, üniversite okuyan gençlerin geleceğine yetmiyor. Devletin verdiği ve “asgari ücretliyi, emekliyi ezdirmedik, ezdirmeyeceğiz” diyerek pazarladığı artış, piyasanın gizli zamlarının gölgesinde daha cebe girmeden eriyip gidiyor.
Şükretmek değil, sorgulamak gereken bir dönemden geçiyoruz; çünkü tek emekli ya da tek çalışan maaşıyla hayata tutunmaya çalışan milyonların nefesi artık kesilmiş durumda. Bakın bugün gazetelerin, internet sayfalarının eski tabirle üçüncü sayfalarına; cinnet geçiren, çocuklarıyla intihara kalkışan ebeveyn haberleriyle dolu.
İşte tam bu anda, ülkenin sözde büyük basın kuruluşları, kelli felli tartışmacıları yatıp kalkıp bize sunulan sahte gündemi konuşuyorlar. Ülkenin tüm gelirinin yüzde 80’ini yiyen yüzde 5–10’luk azınlığın şaşaalı hayatını konuşuyorlar. Rezilliklerini pazarlıyorlar.
Televizyon ekranlarında tartışılan bu “yapay gündemler”; marketteki etiketlerin, kiralardaki fahiş artışların ve gençlerin yurt dışına kaçma hayallerinin üzerini örtmeye yetmiyor. Vatandaşın gerçeği, akşam pazarı artıkları ve ödenemeyen kredi kartı borçlarıyken; gündemin başka yerlere çekilme çabası, halkın yaşadığı derin yoksullukla alay etmekten başka bir şey değildir.
İşte size gündemdekiler: Uyuşturucu, bahis, kara para aklama, şike, torpil, yeni yıl partileri…
Bu da vatandaşın gündemi: Açlık, yoksulluk, kira artışı, ısınma, ucuz market arayışı, pazarda sona kalan ürünleri toplama, çöp karıştırma, ödenemeyen faturalar, birikmiş kredi kartı borçları…
“Rakamlar yalan söyleyebilir ama boş buzdolapları ve yarım kalan hayaller asla yalan söylemez. 2026’ya girerken asıl soru şu: Bu tabloyu rakamlarla mı düzelteceğiz, yoksa vicdanlarla mı?”
İyi yıllar…
Kalın sağlıcakla.