Her şehrin bir sesi vardır ama çok az şehir bir senfoniye sahiptir. Çoğu insan şehri binalardan, yollardan ve kalabalıklardan ibaret sanır. Oysa benim gibi hayatı notalarla, ritimle ve seslerin gizli matematiğiyle anlamlandıranlar için Bursa, üst üste bindirilmiş devasa bir partitür gibidir. Sadece dinlemeyi bilmek, o gürültünün altındaki kadim melodiyi seçebilmek gerekir.
Bu aralar şehre bahar geldi, eyvallah. Ama biz hep o baharın gözle görülen kısmını yazdık; açan çiçekleri, yeşeren erguvanları... Peki ya işitilen kısmı? Uludağ’ın zirvesinden aşağıya doğru süzülen o hırçın rüzgarın, eteklerdeki çam ormanlarına çarptığında çıkardığı o derin bas sesini kaçımız fark ediyor? O ses, bu şehrin uyanış şarkısının ilk akorudur.
Sonra şehre inersiniz. Tophane’den aşağıya doğru sokağın ritmi hızlanır. Kapalıçarşı’ya, İpek Hanı’na girdiğinizde zaman algısı değişir. Oradaki uğultu sıradan bir kalabalık gürültüsü değildir; yüzyıllardır süregelen bir ticaretin, zanaatın ve insan hikayelerinin kontrpuanıdır. Bakırcılar Çarşısı’ndan yükselen o ritmik metal sesleri, bir çekiç darbesinin örste bıraktığı o tiz yankı, aslında Bursa’nın kalbinin vuruşlarıdır (tempo: 120 bpm). Çınarların yapraklarından süzülen yağmur damlalarının yere düşerken çıkardığı o hafif tıpıtılar ise bu büyük eserin perküsyonudur.
Bursa, her köşesinde farklı bir enstrümanın baskın olduğu bir şehirdir. Setbaşı Köprüsü’nün altından akan derenin sesi bir çellonun hüzünlü ve tok sesini andırır; insanı kendi içine döndürür. Ama hemen ardından Yeşil Camii’nin avlusuna çıktığınızda, o muazzam sessizliğin içinde bile bir ney taksiminin gizli tınılarını duyarsınız. İşte bu yüzden Bursalı olmak, kulaklarında her an bu gizli senfoniyle yürümektir.
Eğer bu şehirde yaşıyorsanız ve hayatın tekdüzeliğinden, gündelik koşturmacanın kakofonisinden yorulduysanız, bir anlığına durun. Kulaklığınızı çıkarın, gözlerinizi kapatın ve Bursa’yı dinleyin. Göreceksiniz ki bu şehir susmuyor; aksine, içindeki o muazzam ritimle bizi her sabah yeniden dirilmeye, yeniden üretmeye ve bu toprakların melodisine eşlik etmeye çağırıyor. Biz bu şarkının sadece dinleyicisi değil, her birimiz birer notasıyız.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MELİH ÖNDER
BURSA'NIN RİTMİ, HADİ DİNLEYELİM
Her şehrin bir sesi vardır ama çok az şehir bir senfoniye sahiptir. Çoğu insan şehri binalardan, yollardan ve kalabalıklardan ibaret sanır. Oysa benim gibi hayatı notalarla, ritimle ve seslerin gizli matematiğiyle anlamlandıranlar için Bursa, üst üste bindirilmiş devasa bir partitür gibidir. Sadece dinlemeyi bilmek, o gürültünün altındaki kadim melodiyi seçebilmek gerekir.
Bu aralar şehre bahar geldi, eyvallah. Ama biz hep o baharın gözle görülen kısmını yazdık; açan çiçekleri, yeşeren erguvanları... Peki ya işitilen kısmı? Uludağ’ın zirvesinden aşağıya doğru süzülen o hırçın rüzgarın, eteklerdeki çam ormanlarına çarptığında çıkardığı o derin bas sesini kaçımız fark ediyor? O ses, bu şehrin uyanış şarkısının ilk akorudur.
Sonra şehre inersiniz. Tophane’den aşağıya doğru sokağın ritmi hızlanır. Kapalıçarşı’ya, İpek Hanı’na girdiğinizde zaman algısı değişir. Oradaki uğultu sıradan bir kalabalık gürültüsü değildir; yüzyıllardır süregelen bir ticaretin, zanaatın ve insan hikayelerinin kontrpuanıdır. Bakırcılar Çarşısı’ndan yükselen o ritmik metal sesleri, bir çekiç darbesinin örste bıraktığı o tiz yankı, aslında Bursa’nın kalbinin vuruşlarıdır (tempo: 120 bpm). Çınarların yapraklarından süzülen yağmur damlalarının yere düşerken çıkardığı o hafif tıpıtılar ise bu büyük eserin perküsyonudur.
Bursa, her köşesinde farklı bir enstrümanın baskın olduğu bir şehirdir. Setbaşı Köprüsü’nün altından akan derenin sesi bir çellonun hüzünlü ve tok sesini andırır; insanı kendi içine döndürür. Ama hemen ardından Yeşil Camii’nin avlusuna çıktığınızda, o muazzam sessizliğin içinde bile bir ney taksiminin gizli tınılarını duyarsınız. İşte bu yüzden Bursalı olmak, kulaklarında her an bu gizli senfoniyle yürümektir.
Eğer bu şehirde yaşıyorsanız ve hayatın tekdüzeliğinden, gündelik koşturmacanın kakofonisinden yorulduysanız, bir anlığına durun. Kulaklığınızı çıkarın, gözlerinizi kapatın ve Bursa’yı dinleyin. Göreceksiniz ki bu şehir susmuyor; aksine, içindeki o muazzam ritimle bizi her sabah yeniden dirilmeye, yeniden üretmeye ve bu toprakların melodisine eşlik etmeye çağırıyor. Biz bu şarkının sadece dinleyicisi değil, her birimiz birer notasıyız.