Geçen hafta önerdiğimiz yazı başlığı ile huzurunuzdayım muhterem Yeni Marmara gazetesi okurlarım. Son Halife Abdülmecid Efendi’nin mahdumu Prens Ömer Faruk şöyle anlattı diyor yazarımız Sayın Aşiroğlu:


“Memleketin en karanlık günleriydi… İstanbul işgal altında,
Yunanlılar Anadolu’da ilerliyorlar. Ferit Paşa kabinesi çok müşkül durumda bulunuyordu. Bir akşam Dolmabahçe Sarayı’nda oturuyorduk. Vakit gece yarısına geliyordu. Kapı vuruldu. ‘Sizi bir asker görmek istiyor’ dediler. Aşağıya indim. Kendi Yaverim Topçu Binbaşı Faik Bey, gayet mühim bir konuyu görüşmek üzere Anadolu’dan gelen bir zatla
birlikte bu gece bizi mutlaka görmek için yazı ile bildirmişti.
Gece saat üçte gelmeleri için haber gönderdim. Tam vaktinde geldiler. Onları gizlice içeri aldık. Anadolu’dan gelen zat, babamın Eski Yaveri, Yümnü General, Üresin Beydi. Dedi ki, ‘Ben Mustafa Kemal’in yanından geliyorum’ diyerek bir zarf uzattı. Babam zarfı açtı. İçinden çıkan bir mektup da şunlar yazılıydı:
“İstiklal için mücadele eden milletimizin başına geçmek üzere
Anadolu’ya arzulanmaktadır efendim. Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal.
İkinci Mektup Hamdullah Suphi Bey'den, üçüncüsü ise, Roma Sefirî Cami Beydendi. Hepsi de aynı mealde idiler. Babam (Halife) bunları okuyunca şaşırdı. Yümnü Bey: Bugün gidiyoruz derseniz her şey hazır. Sizi Anadolu’ya geçirmek için bütün tertibat alınmıştır.”
Yaver ilave etti: “Siz gidiyorum deyiniz, o kadar” Babam hala
düşünüyordu. Babama ‘Hiç tereddüt etmeyiniz’ Muvaffak olduğunuz takdirde, memleketi ve ailenizi ve saltanatınızı kurtarmış olursunuz.
Vahideddin tahtında oturuyor. Hiçbir şey değişmez. Gitseniz iyi olur.
Yaver de aynı fikirdeydi. Nihayet Yümnü Bey’e: “Mustafa Kemal her şeyi yapacağımdan şüphe etmesin. Oraya gelirdim. Lakin benim de Hilafetim ilan edilecek, ben ikilik yapamam bunu benden beklemesin” dedi.
Prens Ömer Faruk: ‘O halde ben giderim!’ dedim. Fakat kızım Neslişah o sıralarda doğmak üzereydi. Ailemi doğum esnasında yalnız bırakamayacağımı anladım. Bu yüzden 3 ay kaybet tim. O esnada vaziyetler değişti. Bize artık ihtiyaç kalmadı. Fakat ben bunu pek tabiidir ki, bilemezdim. Bilemezdim ama kararımı vermiştim. Bir müddet sonra Ege manevraları sırasında, İzmir’de kazaen vurulan Kurmay
Nihat Beyi görerek:
- “Gizli teşkilata haber verin girmek istiyorum” dedim.
- “Nihat Bey, aman bir sorayım ondan sonra” dedi…
- “Ben bir baloya gitmek istemiyorum vazifeye davetle gidilmez” dedim.
- Nihat Bey tarafından yapılan yoklamaya Recep Peker olumsuz cevap vermişti. Hocam da gitmemem için ısrar ediyordu. Lakin ben kararımı vermiş bulunuyordum. Hiçbirini dinlemedim.
- Ruşen Eşref (Ünaydın) zaman zaman bize gelirdi. Onunla
dertleşirdim. Kendisine ben kararımı verdim ben gidiyorum ne maksatla gittiğimi bilsin dedim. Hatta o uzun bir mektup yazdı. Kayın babama vermesi için haremim Vahideddin'in kızı Sabiha Sultana verdim.”  

Devam edecek…

Fiemanillah.