Muhterem okurlarım bugünkü yazımda ‘SON HALİFE ABDÜL MECİD’ adlı 1992'de Burak Yayınları’nca neşredilen kitabın yazarı Orhan Gazi Aşıroğlu bir vefa örneği olarak bu kitabı yazmış. Kitabın 150. sayfasında ‘Mısır’daki Şehzade’ diyerek başlamış. Bende bu yazıyı alıntılama yolu ile huzurunuzdayım…

Son Halife Abdül Mecid Efendi'nin oğlu olması dolayısıyla kendini Osmanlı tahtının varisi sayan Prens Ömer Faruk ile geçen ekim ayında (1951,) İskenderiye'de görüştüm.
Bir röportaj yapmak gayesiyle, şehre 25 kilometre mesafede Abukır Balıkçı Köyü’ndeki Şalesinde ziyaretine gittiğim zaman Prens, özel motoru ile çıktığı balık avından dönüyordu.
Amiral Nelson'un, Napolyon’u yendiği bu bölgedeki istihkamlar hala onların adlarını taşıyordu.

Motoruna nizami Türk Bayrağını çekmişti. Grandi direğinde de,
bölgelerden geçiş serbestisi veren önemli kişilere mahsus Mısır
Flaması bulunuyordu.

Bizi iyi karşıladı. Yüzlerce balıkçı kayığının çekilmiş bulunduğu
kumsal da bekleyen, gene Türk Bayrağının dalgalandığı 1951 model Ford otomobiline alarak Şalesine götürdü.

Şale, küçük ve fakat çok güzel, adını ‘Dersaadet’ koymuş. Vahdettin'in kızı Sabiha Sultan'dan ayrılmış olan Faruk Efendi, şimdi Yusuf İzzettin Efendi'nin kızı ile evlidir.
Sabiha Sultandan olan kızlarını da Mısır Prensleri ile evlendirmiş. Uzun uzun hayatından şikayetle, vatan hasretinden bahsediyor. Verdiği izahattan anlıyorum ki, Mısır Kralı'nın verdiği para ile yaşıyor. Mısır Petrol hisselerinden, Filistin’deki emlakinden ve Mısır vakıflarından istifadeleri yok. Haydar Abat Nizamının Veliahdı ile evli olan kız kardeşi Dürrü Şehvar Sultan'da, kocası ile dargın ve ayrı yaşadığından oradan da bir yardım görmüyor. Özetle şikayet şikayet!

Bir ara söz zabitliğine intikal ediyor; Erkan-ı Harbiye mektebini tamamlayamadan orduya iltihak ettiğini ve fakat istiklal mücadelesine iştirak etmeyenlerin rütbelerinin sakıt
olacağına dair kanun mucibince ordudan çıkarılmış bulunması lazım geldiğini söylüyor. Sözü ben alıyorum; "Fakat galiba siz Anadolu'ya geçmiştiniz..." diyorum, maksadım bu hususu aydınlatmaktır.

O; Fakat uzun bir hikâyedir... Bahsetmeyelim şimdi bunlardan."

Israrım üzerine bana Anadolu'ya geçişinin hikâyesini anlatıyor. Ve tam üç saat sürüyor. Anlattıkları doğru olmak ile beraber ben, o zaman bunu neşretmeyi mahzurlu görmüştüm. Fakat, Veliaht iken Abdül Mecid Efendinin Yaveri bulunan Sayın Emekli General Yümnü Üresin, geçen ay neşrettiği uzun
hatıralarında bu mevzuya da, kısmen temas etmiş olduğunu gördüm. Bu mülakatı neşretmeye karar verdim. Fiemanillah.

Gelecek yazımız: ‘Milletimizin Başına Geçiniz’ olacak herhalde.