Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakallı, nur yüzlü dedesine merakla sorar; "Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?"
Dede tatlı bir gülücükle; "Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum." deyince torun;
"Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?" der.
Dede; "Evet yavrum, ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır." diye yanıt verir.
Torun yeniden sorar; "Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğini anlamadım dedeciğim. Bu ne demek açıklar mısın?"
Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa;
"Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu. O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? işte o ezanın namazı kılındı mı? Kılınmadı. O ezan "Namazsız ezandı. İnsan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur. O da "Ezansız namazdır. Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına...
"Bak ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, yaşamını iyi değerlendir. Boşa vakit harcama!" ikazını yapıyordu o ezan. İşte yavrum
Ömür ezanla namaz arası kadardır. Sakın boşa geçirme. Ömrünü dolu- dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma.!"
(Sezgilerden alıntı)
Çıkarım:
Dünya yaşamı salt maddi şeyler ve geçim derdi için haldır-haldır, vurarak, dökerek çalışıp, öte dünyayı unutmak değil kuşkusuz...
İnsanların en büyük yanılgılarından birinin bu olduğu açıktır...
Bu durum geçici olanı kalıcı olana tercih etmek ve bitmeyecek bir koşuşturmanın içinde yitip gitmek anlamına gelmez mi?
Dünya yaşamı elbette emek ister, ancak her şeyi salt buraya endekslemek ruhu çoraklaştırır.
İnancımız hem dünya hem de ahiret dengesini kurmayı emrediyor.
Salt birine odaklanıp diğerini ihmal etmek, terazinin dengesini bozmaktır.!
Dünya ve ahiret yaşamı arasında kurulacak denge, pek çok inanç sisteminde ve felsefi ekolde insanın iç huzura ulaşmasının temel anahtarı olarak kabul edilir.
Bu bakış açısı, insanın hem bugünü inşa etmesini hem de geleceğe yönelik kalıcı izler bırakmasını amaçlar.
Maddi gereksinimleri karşılamak, çalışmak, üretmek ve topluma yararlı bir birey olmak dünya yaşamının gereklilikleridir...
Her iki dünyayı da gözetmek, insanı aşırılıklardan korur ve yaşama daha anlamlı bir pencereden bakmamızı sağlar...
Peygamberimiz (SAV); “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” demiştir...
Bu söz, dünyaya çalıştığımız kadar öte dünyaya da çalışmamız yönünde insanları teşvik eder...
Yarın ölecek olan insan, bütün dünyevi işlerini unutur, içten ve ciddi bir şekilde ahiretine yönelir.
Hiç ölmeyecek olan insan da yapacağı işlerin ileride sonsuz süreçte kendine yararlı olabilmesi için yaptığını sağlam ve dayanıklı, güzel yapması gerektiğini düşünür.
Bu yönüyle bu hadis hem dünya hem de ahiret işlerini, özenle yapmak gerektiğine dikkat çekmiyor mu?
Dünya işlerini boşlamamak; uzun vadeli planlar yapmak, üretmek, çalışmak ve yaşama sımsıkı tutunmaktır...
Ama ömrün her an bitebileceğinin bilincinde olarak da hazırlıklı olmamız gerekliliğini anlatmaz mı?
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
ORHAN KAPLAN
Namazsız Ezan, Ezansız Namaz.!
Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakallı, nur yüzlü dedesine merakla sorar; "Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?"
Dede tatlı bir gülücükle; "Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum." deyince torun;
"Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?" der.
Dede; "Evet yavrum, ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır." diye yanıt verir.
Torun yeniden sorar; "Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğini anlamadım dedeciğim. Bu ne demek açıklar mısın?"
Dede şefkatle ellerinden tuttuğu torununa;
"Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu. O çocuğun kulağına ezan okundu değil mi? işte o ezanın namazı kılındı mı? Kılınmadı. O ezan "Namazsız ezandı. İnsan öldüğü zaman kılınan cenaze namazının da ezanı yoktur. O da "Ezansız namazdır. Aslında o namazın ezanı insan doğunca okunmuştu kulağına...
"Bak ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter, yaşamını iyi değerlendir. Boşa vakit harcama!" ikazını yapıyordu o ezan. İşte yavrum
Ömür ezanla namaz arası kadardır. Sakın boşa geçirme. Ömrünü dolu- dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma.!"
(Sezgilerden alıntı)
Çıkarım:
Dünya yaşamı salt maddi şeyler ve geçim derdi için haldır-haldır, vurarak, dökerek çalışıp, öte dünyayı unutmak değil kuşkusuz...
İnsanların en büyük yanılgılarından birinin bu olduğu açıktır...
Bu durum geçici olanı kalıcı olana tercih etmek ve bitmeyecek bir koşuşturmanın içinde yitip gitmek anlamına gelmez mi?
Dünya yaşamı elbette emek ister, ancak her şeyi salt buraya endekslemek ruhu çoraklaştırır.
İnancımız hem dünya hem de ahiret dengesini kurmayı emrediyor.
Salt birine odaklanıp diğerini ihmal etmek, terazinin dengesini bozmaktır.!
Dünya ve ahiret yaşamı arasında kurulacak denge, pek çok inanç sisteminde ve felsefi ekolde insanın iç huzura ulaşmasının temel anahtarı olarak kabul edilir.
Bu bakış açısı, insanın hem bugünü inşa etmesini hem de geleceğe yönelik kalıcı izler bırakmasını amaçlar.
Maddi gereksinimleri karşılamak, çalışmak, üretmek ve topluma yararlı bir birey olmak dünya yaşamının gereklilikleridir...
Her iki dünyayı da gözetmek, insanı aşırılıklardan korur ve yaşama daha anlamlı bir pencereden bakmamızı sağlar...
Peygamberimiz (SAV); “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” demiştir...
Bu söz, dünyaya çalıştığımız kadar öte dünyaya da çalışmamız yönünde insanları teşvik eder...
Yarın ölecek olan insan, bütün dünyevi işlerini unutur, içten ve ciddi bir şekilde ahiretine yönelir.
Hiç ölmeyecek olan insan da yapacağı işlerin ileride sonsuz süreçte kendine yararlı olabilmesi için yaptığını sağlam ve dayanıklı, güzel yapması gerektiğini düşünür.
Bu yönüyle bu hadis hem dünya hem de ahiret işlerini, özenle yapmak gerektiğine dikkat çekmiyor mu?
Dünya işlerini boşlamamak; uzun vadeli planlar yapmak, üretmek, çalışmak ve yaşama sımsıkı tutunmaktır...
Ama ömrün her an bitebileceğinin bilincinde olarak da hazırlıklı olmamız gerekliliğini anlatmaz mı?