Halkın, Kadı'lardan gördüğü cefa ve eziyet mi çoğalmış her neyse şikâyet veya böyle bir niyet üzerine Yıldırım Bayezid Han, son derece hiddetlenmiş ve hakkında kötü zanlar bulunan seksen tane Kadı için, bir eve tıkılarak ateşe verilmeleri emri çıkmıştır. Veziriazam Ali Paşa ve diğer devlet erkânı, böyle müthiş bir karardan korkmuşlar.

İnfazı önleme hususunu düşünmüşler, kendileri söyleyecek olsalar padişahın şüpheleneceğini düşündüler. En sonunda, padişahın nedimlerinden bir Habeşiy'e, Kadı'ları bu idam cezasından kurtarırsa, kendisine yirmi bin akçe vermeyi vaat ettiler. Habeşi,
maksadı elde etmek için, yol elbisesi giyerek huzura çıkmış. Padişah, yolculuğun ne tarafa olduğunu sormuş:

 -İstanbul'a gideceğim.

-Orada ne yapacaksın?

-Yakılacak Kadıların yerine seksen Papaz getireceğim.

-Biz de Kadı yok mu ki, sen İstanbul'dan papaz getireceksin?

-Ulemadan başkasına Kadı'lık verilemez de ondan…

Bunun üzerine Sultan Bayezid, ulema katledildi sözüne meydan vermemek için Kadı'ları ateşten azat edip, Ali Paşa'ya, Kadı'lığın bir nizama bağlanmasının tanzimini emreder."

Böylece görülüyor ki; merhum sadrazam, adalet işlerine nizam verilmesinin sebebini
zikretmemiş olduğu görülüyor. Takvimler (792 h./1391m.) târihini gösterirken İstanbul'un Anadolu yakasında Anadoluhisarı'nı yaptırdı. Bu kadar büyük gâilelerle uğraşmanın ve bunları tesviye edebilmek, nefse itimadı çoğaltırken, insanın kendinde vehmettiği
büyüklük, zevki yap olup, işrete düşmesine sebep oluyordu. Bayezid bu istenmez şeylerle vakit geçirirken, Macar Kralı, Alman Beyleri, Fransa Kralı, Rodos şövalyeleri, Eflâk Voyvodası ile anlaşmışlar, altmış bin askeriyle Vidin'i almışlar idi. Oradan Niğbolu Kalesi’ni muhasaraya almışlardı. Ne var ki; Yıldırım Bayezid üzerlerine gelip, daha haberleri olmadan ordusunu koşturarak, düşmanı savaşa mecbur etti. (797h./1395m.)

Fransız askerleri ise, büyük bir kibir içinde ve inatla ve de delice saldırıya geçtilerse de, çok geçmeden başıbozuk askeri kuvvetlerimiz karşısında tarumar oldu. Esarete düşen düşman askeri Eman diliyordu. Fakat kendileri bir esir aldılar mı hemen gaddarane boğazlıyorlardı. Daha sonra Osmanlı’nın muntazam askeriyle karşılaştığında, başıbozuklar üzerinde elde ettikleri gâlibiyet, hezimete dönerken savaş alanının rezilleriydi Fransız askerleri.

Kuvvetli rivayete göre Niğbolu Vakasından seksen bin kişi feda oldu. Dünya'nın bütün hükümdarlarına bu zaferin nâmeleri gönderildi. Mısır'da ikamet etmekte olan Halifei Müslimin Abbasiye'den El Mütevekkil, Yıldırım Bayezid'e "Sultan-ı İklîmi Rûm" unvanını tahsis eyledi. O vakte kadar, Bayezid Hân'ın geçmişindeki büyüklerine Bey ve Emir denmekteydi. Bu unvan üzerine Emir Buharî hazretleri, Bayezid'e kılıç kuşatıp, çok güzel nasihatta bulundu. Evvelâ, mülkün imârına öncelik verilmesini hatırlattı.

Orduy-u Osmâni Bosna'ya yürüdü ve Metroviçe Hisarı’nı ele geçirdi. Eskalon ve Macaristan topraklarını vurup nice binleri esir aldı. (798h./1396m.) Beri taraftan Silivri'nin feth olunması ile, Kostantaniye’nin muhasarası daha da tesirli hâle geldi. İmparator köylünün ve Taraklı ahalisinin şehrin bir mahallesine göç etmelerine müsaade ettiği gibi mescid ve mahkeme binası yapmalarına rıza gösterdi.(799h./1397m.) Timurtaş Paşa ise; Kangırı ve Divriğ'i,
Malatya'yı, Kemâh kalesini feth ederken Sultan Bayezid ise Yenişehri, Tırhala'nın bütününü, Livadya ve Etna'yı ele geçirdi. Mora yarımadasına girdi. (800h./1398m.) Fiemanillah.