POLİTİK KARAR

 

Hemen hemen her 24 Nisan’da yaşadığımız streslerden biriydi…

Hükümetimiz tarafından müttefikimiz olarak lanse edilen Birleşik Devletler Başkanı, ilk defa hiçbir bilimsel, tarihsel verilere dayanmadan ya da dayanmak istemeden 1915 olaylarını soykırım olarak niteledi.

*

Burada hemen büyük bir heyecan ile efendim biz de Kızılderili soykırımını tanıyalım,

İncirlik’i kapatalım,

Vietnam, Afganistan, Irak katliamlarını hatırlatalım, Japonları saniyeler içinde erittikleri atom bombalarını tokat gibi yüzlerine çarpalım, kendi ülkelerindeki ırkçı saldırıları ile yüz yüze getirelimler ile  hiçbir kazanç elde edilmez!

Keza bizim bunları hatırlatmamıza ihtiyaçları yok!

Dünyanın en büyük kapitalist, emperyalist gücünden bahsediyoruz, çok pişkin bir yönetim anlayışları var.

Yaptıkları tüm kıyımlardan kendileri de halkları da haberdar ve zaten yaptıkları soykırımları kabul ediyorlar…

*

Öncelikle sakin olup olaylara çoklu bakış açısı ile yaklaşmamız gerekiyor.

Siyasette soğukkanlılık ve çoklu bakış açısı emin olun ki, tezcanlı ve heyecanlı milliyetçilikten çok daha iyidir.

Ne demiş atalarımız “öfke ile kalkan zarar ile oturur...

Şimdi dünya üzerinde gerçekten soy kırma amacı ile yapılmış çok sayıda soykırım varken, bu amaç içinde olmayan bir tehcire sıra nasıl geldi?

Bu arada Rusya’ya sıkı sıkıya sarılalımcılar Rusya yıllardır soykırımı tanıyor ve şuan onlar ile de Ukrayna meselesinden dolayı arayı bozmuş haldeyiz. Tabi ki de şaşırmıyoruz… Vaka sayıları bahane edilerek Türkiye’ye olan uçuşları yasaklamış haldeler.

Gelelim yukarıdaki soruya, Çinliler Tibetlileri kırdı, Uygurları kırmayı devam ediyor, Boşnaklar Sırplar tarafından kırıldı,

Afrika’da Ruanda’da da, Cezayir’de ve kıtanın birçok yerinde Fransızların imzası hala kazılı, Hocalı katliamı hala hafızamızda ve dahi Hınçak devamı Asala terör örgütünün katlettiği diplomatlarımız…

Ya yine aynı dönemde masum sivilleri katleden Hınçak Taşnak?

OLAY SOYKIRIM DEĞİL, OLAY TARİH VE BİLİM DEĞİL!

Libya ile anlaşan sensin,

Doğu Akdeniz’de hakkını aramaya kalkan sen,

ABD’ye karşı gelip s400ler alan sen ve

hatta Azerbaycan’a politik ve askeri destek verip hakkı olan Karabağ almasını sağlayan sen,

Sen ki ABD’nin sözünden çıkan yaramaz çocuk,

Sırada yaramazlıkların cezasını çekmek var!

Parasını verdiğimiz jetleri alamamak,

F35 projesinden çıkarılmak,

YPG’yi meşru görüp sonsuz destek vermek,

hepimizi temsil eden Devlet Başkanımıza yani bize “Aptal olma” demek,

1915 olaylarını soykırım olarak nitelemenin yanında bakalım daha neler göreceğiz…

ABD ile klasik tavşan, havuç oyunlarına devam…

 

Elbette hakkımızı aradığımız, bağımsız bir devlet gibi davranmamızın cezası bunlar. Lakin bizim hiç mi hatamız yok?

Dış politikamızın gerçekten iyi olduğuna inanan kaç kişi var?

Moskova’da devlet erkânımızı kapıda beklettiler,

Süleyman Şah Türbesi’nde Cuma namazı kılacağımızı sanarken bayrağımız indirildi, türbe taşındı,

Yunan Dışişleri bakanı bizim başkentimizde bize ahkam kesebildi,

Büyükelçilerimize bakıyoruz, bir kısmı diplomat bile değil, hükümete yakın kişiler olarak güveniliyor ve atanıyorlar.

*

Dışişlerinde liyakat gitgide azalır ise,

üstümüze vazife olmayan Mısır, Suriye gibi ülkelerin iç işlerine karışırsak,

Rusya’ya çok fazla güvenip, 33 askerimizi şehit edişini izlersek,

ekonomik gücümüze bakmadan, plansız, programsız sadece politik popülizm üzerine söylemlerde bulunursak,

Yurtta sulh, cihanda sulh” politikasını bırakırsak,

en önemlisi “bağımsızlık benim karakterimdir” i kendimize empoze edemezsek,

geçen yazımda yazdığım 360 derece politikaları ile bir oraya bir buraya savruluruz.

Birazcık daha akılcı ve bilimci dış politika istiyoruz çok bir şey değil.

*

Ayrıca sizlere bir sorum daha var…

Ülkemizde dış politikaya kim yön veriyor?

Mevlüt Çavuşoğlu? İbrahim Kalın? Hulusi Akar? Fahrettin Altun?

Burada bir karışıklık var sanki ben anlayamadığım için sizlere sormak istedim.

*

Kurumlarımızdaki bu tür bozulmalar, kim ne iş yapıyor, nasıl yapıyorlar, inanın bu ülkenin dış politikasına çok zarar veriyor.

Şunu da unutmayalım. Biden’ın bu tanımı yapmasının en büyük sebebi ABD’deki Ermeni Diasporasıdır.

Biz ABD’deki Türkler olarak onlardan daha mı güçsüzüz? Daha mı azınlığız?

Hayır! Kendim de New York’da Birleşmiş Milletler'de görev yaptığım sürede gördüm ki, Türkler bir komünite olmayı başaramıyor.

Çok kalabalığız ama birbirimize güvenmiyor ve kaçıyoruz.

İtalyanlar Manhattan’ın ortasında “Little Italy” i kuruyor, tüm restoranlarını yanyaya koyuyor, biz bu zengin mutfak kültürümüzü yansıtamıyoruz.

Tüm Türk restoranları birbirinden kopuk bölgedeler.

Bu bile basit bir göstergedir aslında.

Bir komünite olup, tarihsel gerçekleri gösteremezsek, Ermeniler olmayan olayları pazarlayarak rahatlıkla göz boyarlar!!!

*

KIBRIS İÇİN BİR KEZ DAHA MASAYA

Yıllardır çözülemeyen sorun Kıbrıs için Cenevre’de bir kez daha masadayız.

Maalesef ve maalesef ki tarihin yobaz, inatçı ve arkasındaki abilerine güvenen bir politikacı kitlesine karşı olacak görüşmeler. Kafalarında hala çürük enosis hayali ve Kıbrıs’ın Yunanistan’ın bir parçası olma hayali var…

*

Bu görüşmelerden Rumların inatçılığı ve çözümsüzlük sevdasından dolayı hiçbir şey çıkacağını düşünmüyorum.

Zamanında eski Türkiye ve hani o ‘’zayıf olduğumuz dönem!’’ diye lanse edilen zamanda rahmetli Erbakan ve Ecevit’in cesurca yaptığı çıkarmayı sonuna vardırıp adanın tümünü alması gerektiğini düşünenlerdenim.

Türkiye’nin buna gücü vardı! Bunu o zamanın kaynakları söylüyor.

Neyse biz şuan önümüze bakalım,

bu görüşmelerden bir sonuç çıkmayacak, boşa program dolduracaktır. Rumların mutlak isteği adaya sadece kendilerinin yönetmesi üzerine.

Türk tarafı referandumda birleşmeyi istediğini söyleyerek iyi niyetini çoktan belli etti.

Aynı referandumda Rumlar bu birleşmeyi istemedi. Hem de yüksek bir oy oranı ile…

*

AVRUPA AÇILDIKÇA BİZ KAPANIYORUZ

Portekiz’de an itibari ile vakalar yok olmaya başladı,

İngiltere’de açılma gerçekleşti ve sokakta maske takma zorunluluğu yok!

İsrail’de aşılama işlemi bitirilmek üzere ve neredeyse artık normal bir yaşam mevcut.

Süreci başarı ile yönetmiş olan Türkiye tamamen kapanmaya gitti.

*

Hindistan’da da oksijen tüpleri yetmiyor ve sağlık sistemi tamamen kontrolden çıkmış durumda.

Maalesef biz bu ikisinin ortasında bir durumda kalıyoruz. Maalesef dedim çünkü benim için Türkiye’nin olması gereken yer, en sistematik, en hızlı normalleşme olması gereken yer.

*

Bu zorlu süreçte şuan ki vakalara bakarsak olması gereken karar verilmiştir. Fakat günlük çalışan insanlarımız, pazar esnafları, mağdur milletimize bir yardım olması gerekiyor!

Umuyorum ki bayrama doğru IBAN numaraları görmeye başlamayız. IMF’nin son raporuna göre Türkiye halkına en az destek veren 3 ülkeden biri...

Kalın sağlıcakla

Ramazanınız mübarek olsun.