Muhterem Okurlarım; ‘Abdülhamid’in Şifre Katibi olan Mehmed Selahettin Efendi’nin İttihad ve Terakki Cinayetleri adlı kitabımızın 89. sahifesinde yer alan okuyacağınız yazımla huzurunuzdayım.

Osmanlı Devleti’nin bu sadrazamı Prens Said Halim Paşa 19 Şubat 1864 tarihinde Kahire'de doğdu. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın dört oğlundan biri olan Mehmet Abdül Halim Paşa’nın oğludur.

Sait Halim Paşa, ilk ve orta tahsilini Kahire'de özel olarak yaptı. Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrendi. Daha sonra İsviçre'de beş yıl siyasal bilgiler öğrenimi gördü.

Sadareti 12 Haziran 1913 ile 3 Şubat 1917 arasındaki zaman diliminde olup, vefatı ise 1921 senesidir.

Eğitimi sonrası İstanbul’a gelmiş, Osmanlı Devleti’nde göreve başlamıştır. 1913’te 50 yaşında sadrazam olmuş, 1917 yılında sadrazamlıktan istifa etmiş, 1921’de 58 yaşında İtalya’da bir Ermeni komitacının silahlı saldırısına maruz kalarak hayatını şehid olarak kaybetmiştir.

Osmanlı Devleti’nin Makam-ı sadarete getirilmiş bulunan fahametlü devletlü Prens Said Halim Paşa cemiyet tarafından nazırlıkları tensib olunanlardan, teşekkül eden; kabinesiyle vazifeye başlamıştı.

Yaptıkları ilk iş, Mahmut Şevket Paşa’yı öldürten gizli cemiyetin (89) mensubinini yakalatıp hapse atmak olmuştur. Yalnız bununla kalmayan sadrazam Paşa, bu gizli cemiyetten hiçbir suretle haberdar olmayan hâtta bahse konu cemiyetin varlığından ve nâmından haberi olmayan, yalnızca İttihatçılara muhalif olan; bir takım hamiyetli vatanperver kimseleri yakalatıp hapse attırmıştı. Yakalananlar çeşitli eziyetlere
işkencelere mâruz kalıp daha sonra Sinob Kalesiyle Anadolu'nun bazı şehirlerine sürgün edilmişlerdir. Bunlar arasında Amasya mebusu Mirliva İsmail Hakkı Paşa hz.leri gibi milletin medârı iftiharı olan kişiler bile vardı.

Sürgüne giden ve hapsolunan kişilerin sayısı beş bin kişiye
yaklaşmakta idi. Bu açılmış olan dehşet devrini muhalefete müthiş bir darbe vurma olarak kabul etmişler idi. Bu cemiyetin azalarından diye birçok kişiyi, olayın failleri ile birlikte örfi idâre mahkemesine vermişlerdi. Bu mahkemeye verilen kişiler arasında vatanperverlerden sayılan Hz. Şehriyâri atufetlü Damad Salih Paşa, erkân-ı harbiye miralaylarından Fuad ve Kemâl beyefendiler ile birlikte birçok vatansever memur ve subay bulunuyordu.

İttihatçıların müthiş tesirinde kaldığı görülen bu, Divân-ı Harbi Örfî benzerleri gibi sorgusuz sualsiz veya baştan savma bir tahkikatla bir çoğunu idâma ve müebbet hapse mahkum etti. İdâm cezası alanların infazı Bayezid Meydanı’nda asılmak suretiyle gerçekleştirildi. Diğer cezalılar Âkkâ ve Sinob kalesine gönderilirken bazıları da vilâyetlerin hapishanelerine gönderildi.

Bayezid Meydanında asılmak suretiyle hayatına son verilenlerden Damad Salih Paşa ve Miralay Fuad Bey, Polis müdürlüğü siyasi kısım müdürü Muhip Bey, Yüzbaşı Çerkes Kâzım Bey, bahriye yüzbaşılarından Şevki Bey, Kastamonu fırka kumandanı Ferik Rıza Paşa’nın oğlu mülazım Mehmed
Ali Bey, Çerkes Hakkı Bey ve kardeşi Çerkes Ziya Bey, Topal Tevfik ile isimlerini hatırlayamadığım daha sekiz-on kadar ülkemizin gelecekte varlıklarından istifade edebileceği kıymetli gençlerimiz vardı. (90)

İdama mahkum olupta kaçmaya muvaffak olmuşların bazılarının adları şunlardır. Piyade kaymakamı Çerkes Zeki Bey, Nazmi Paşazâde Abdurrahman Bey, Hikmet ve Nazmi beylerdir. Asılarak şehid edilen ve örfi idare mahkemesi tarafından idâma mahkum olunan hanedanın damatlarından Salih Paşa’nın, esasında ne bu cezayı alacak bir taksiratı ne de asılmasını gerektiren bir faaliyeti bulunmaktaydı.

Mahkemeden çıkan bu karara mümanaat etme yoluna giden
Hz. padişahın tasdik etmesini beklemeden infazı gerçekleştiren, bu haydutlar çetesi padişahı tehdit ederek hükmü tasdike muvaffak olmuşlardı. Bu rivayet pek kuvvetli olarak ağızdan ağza anılmaktadır.

Eski Sadrazamlarımızdan Tunuslu Hayreddin Paşa'nın oğlu olan, Damad Salih Paşa’nın varlığı, milletimiz açısından, İttihatçıların tamamından daha mühim bir kıymet idi. Âhali bu infazdan dolayı çok üzgün olup, adeta yüreğinde tâmir edilmez bir yara açılmıştı. Şehid edilen Damad Salih Paşa'nın bu akibetinde eli olan, İttihat ve Terakki cemiyet ve hükümeti tarafından yapılan bu hâince hareket ve cinayetten dolayı fevkalade müteessir bulunan, merhum Paşanın hanımı
Münire Sultan hz.lerine haddimiz olmasa da taziyet arz ederim ki, Sultan hanım hz.lerinin bu hususda dahli olan herkese yaptığı bedduayı buraya nakledelim.

"Bu cânileri, bunların reislerini, cemiyet ve hükümetini en yakın zamanda adalet-i ilâhiyye ile mahkûm ve cezaya
uğradıklarını kadir-i mutlak hz.lerinden tazarru ve niyaz eylerim” meâlindeydi.
Prens Said Halim Paşa kabinesi bu ve bu gibi birçok cinayet irtikâb ve icrasından (91) sonra, devlet ve vatanımız için ahirette dâhi unutulmayacak ve dünya târihinde lânetlere uğrayacağı büyük bir cinayeti daha işlemiştir ki, hem kendilerini hem de devlet ve memleketi mahv-u perişan etmiştir. Bir cinayet de; 1914 senesinin temmuz ayının 27. günü başlayan Avrupa harbine Almanya, Avusturya ve Bulgar'ya devletleriyle ortak olarak iştirak etmesidir. Yukarıda adı geçen devletlerin karşısında olan devletlerin adları da şöyleydi: İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya yani Avrupa’nın dört büyük devleti ile beraber, Amerika Cemahire'si müttefikası yâni ABD’leri, Japonya devleti ile Belçika, Romanya, Sırp, Karadağ, Yunan, Portekiz devletleri, Çin, Siyam devletleri, Küba, Panama, Bolivya, Guetamala, San Maren, Honduras, Nikaragua, Brezilya, San Salvador devletleridir.

Bir tarafta dört, diğer tarafta yirmi dört eğer toplarsak yirmi sekiz devlet eder. Bunların birbirleri ne karşı münasebetleri kesip, ilân-ı harp de, bulunmalarının meydana getirdiği bu avrupa savaşı insanlık târihinin daha emsalini görmediği bir savaştır. Böylece, görülmemiş bir harbin çıkmasının yegâne sebebi Almanya ve Avusturya'dır.

Bu savaşın çıkışı hakkında bir miktar mâlumat verelim ki, okurlarımız aydınlansın:

1870-1871 senelerinde Almanya ve Fransa arasında meydana gelen savaş Almanların lehine neticelenmiş ve Almanya imparatorluğunun hayat bulmasına sebep olmuştu. Bu savaşın Almanya devletine verdiği galibiyet neş'esi milyarlarca liraya varan harp tazminatı almaları, bunların hayli şımarmasına yol açmıştı. Bu hal kabına sığmaz hâle
geldiklerini göstermektedir.

Fiemanillah.