Radyo kuşağındanım.

Ahşap, büyük Philips radyomuz evin salonunun başköşesinde durur, dinlemediğimiz zaman tozlanmasın diye çiçek işlemeli, dantelli örtüsü özenle üstüne örtülürdü.

Radyodan müzik programları, konserler, maçlar dinlemek apayrı bir keyifti.

“Arkası Yarın’’, “Radyo Tiyatrosu’’, “Halk Hikâyeleri’’; reklam kuşağında yayınlanan,”Orhan Boran ve Yuki’’, “Uğurlugiller Ailesi’’, Zeki Müren’in bir lastik firması için yaptığı, “gözünüz yolda kulağınız bende olsun şöför kardeşlerim’’ cümlesiyle başlayan program en sevdiklerimdendi.

Radyonun kanal düğmesini pür dikkat çevirip bir kanal keşfetmeye bayılırdım. O büyülü ses kutusunun içine mucizevi bir dünya sığardı.

Sonra televizyon geldi; önce siyah beyaz ardından renkli yayınlar; özel televizyonlar ve paralı kanallar.

Bu bölümü bir tavsiye ile bitireyim: WoodyAllen’den “Radyo Günleri” filmi izlenebilir.

ELİM AYAĞIM İNTERNET

Şimdilerde ne radyo dinliyorum, ne televizyon izliyorum.

Vaktimin çoğu çalışma masamda, bilgisayar başında, internette geçiyor. İnternet benim elim ayağım.

Köşe yazılarımı burada yazıp gazeteme yolluyorum; haber sitelerine, gazetelere bakıyorum; sevdiğim köşe yazarlarını okuyorum; herhangi bir konuyu araştırıyorum;  film sitelerinde sanat filmleri seyrediyor, maç izliyor, müzik dinliyorum.

Özellikle salgın koşullarında evde izole olduğumuzda internetin büyük faydasını gördüm, soluk aldım.

İletişim ve bilişim çağındayız

Facebook; Instagram, WhatsApp, Twitter, Mesenger, YouTube insanlar arasında köprü.

Devasa bir “sosyal medya’’ ağı içinde var oluyoruz.

Ben Facebook veYouTube kullanıyorum. Facebook’ta köşe yazılarımı, düşüncelerimi, anılarımı; müzik, film, kitap tavsiyelerimi paylaşıyor; okurlarımla, dostlarımla diyalog kuruyor; yazar, sanatçı, felsefeci, bilim insanı, gazeteci, politikacı ve kent kültürü sayfalarını takip ediyorum.

DİKKAT ETMELİ

Sosyal medya zararlı mı yararlı mı?

Bunun yanıtı; kişiliğimize, zekâmıza, kültürümüze, ideolojik kimliğimize bağlı.

Aslında bu alan tuzaklarla dolu. Bizi bencilleştirip, tüketiciye dönüştürmeye; kapitalizmi tek seçenekmiş gibi sunmaya dönük sinsi yanlar var.

Yalanlar, propaganda, reklamlar, algı oluşturma düzenekleri insan aklını, vicdanı öğüten, bir çelik çark olarak dönüyor.

Kapitalizm istiyor ki insanlar yalnızlaşsın, örgütlü olmasın, düzene rıza göstersin. Kitlelerin beğenilerini, düşüncelerini, yaşam biçimlerini, kararlarını, hayallerini, oylarını belirleyelim ve bunu kendi özgürlükleri sansınlar.

Amma hile değil mi ama.

Daima bir akıl teyakkuzunda olup kapana kısılmamak lazım.

***********************************

Pazartesi akşamüstü Mark Zuckerberg'e ait, Facebook, Instagram ve WhatsApp'a erişilemeyince, sosyal medya çökünce, aniden boşluğa düştüm; aklıma bunlar geldi.