Hava Durumu

AĞABEYLİK VE EMANET (4)

Yazının Giriş Tarihi: 26.04.2023 15:33
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.04.2023 15:33

Ağabey kelimesi lügatte  ağa ve bey olmak üzere iki kelimenin birleşik halidir. Umumiyetle yaşça ve makamca büyüklük ifade eder. Ağabeylik aslında iyi bir haslettir. Ama tayinle ve ulufe ile olmaz. Doğuştan kazanılan bir özelliktir. Şunu da belirteyim ki, ben Bursa’ya gönderilen ağabeylerin şahsi kimlikleri ile de ilgilenmiyorum. Ağabeylerin gönderilişindeki usul ve yöntemle ilgileniyorum. İnsanlar birazcık kafa yorarlarsa, ağabeyin kimlere gerektiğini anlarlar. Kendine güveni olmayan, kendi ayakları üzerinde duramayan, tek başına hayatın yüklerini çekemeyecek derecede aciz kimselere, onları himaye edecek, koruyacak, yol gösterecek kimselere lazımdır ağabey. Pratik hayatta da öyledir. Aile de abi olanlar, küçük kardeşleri  her türlü tehlikeden korurlar. Başlarında ağabeyleri olanların, aslında kendileri küçüktürler. Üç milyonluk nüfusa sahip, bir Bursa ya acaba siyasette abi lazım mı? Eğer lüzumu kabul edersen, o zamanda tarihte müstesna bir yeri olan bağrından bunca alim ve evliyalar çıkaran ulu Bursa’mızdan bir abi çıkaramıyorsan ,kabahat sendedir. Siyasetteki bu ağabeylik kabulü ,Bursa’mızı küçük düşürüyor. Bursa’ya abi lazım değil, aksine ağabeyler yetiştirmesi gerekir. Maalesef özgür ruhtan ve akıldan mahrum toplumların ve teşkilatların ağabeyler yetiştirmesi hayaldir.

Bursa halkı olarak bundan önceki seçimlerde gönderilen abilerin, bugüne kadar Bursa’mıza ne gibi olumlu katkıları olduğunu hiç düşündük mü? Kendilerini hayırla yad ettirecek bir okul, bir hastane, bir köprü mü yaptırabildiler? Sadece Bursa’ya geliş ve gidişlerinden başka  ağabeyliklerini görmedik. Süslü makam araçları ve eskortlar eşliğinde Bursa caddelerinde boy gösterdiler. Ağabeylik gayretleri ve Ankara ile olan dostlukları nedeniyle, özel gayretler sarf ederek elle tutulur bir eser bırakmadılar. İnşallah bugünlerde Büyükşehir’e gelen ağabey de, ağalığını gösterir de  belki kalıcı eserlere imza atar.

Bugüne kadar bizi idare eden sistem , ruhlarımızı köleleştirdi. Bu yüzden de kahir ekseriyetimiz hak ve hakikati görmüyor. Gönül gözümüzün önüne perde çekildiği gibi , yaradanın bize doğuştan bahşettiği ve dünyayı kavramaya yarayan gözlerimiz kör , kulaklarımız da sağırlaştı. Hak ve hakikatleri kendimiz idrak etme yerine, başkalarının telkinlerine göre dizayn ediyor ve değerlendiriyoruz. Böyle olunca da özgür akıl ve özgür irade dediğimiz , insana değer veren hasletleri de öldürüyoruz. Düşünce körleşince de inisiyatif alma duygularımız da dumura uğruyor. Meselenin çözümünü de hep başkalarından bekliyoruz.

Önümüzdeki 14 Mayısta bir seçim var şahsımızın ve ülkemizin kaderini müsbet veya menfi yönde etkileyecek olan bir siyasi parti ve adayını destekleyerek , iktidar yapacağız. Anayasamızda tanımını bulan yasama dediğimiz kanunları yapma yürütme dediğimiz yasama organının çıkardığı kanunları topluma uygulayarak devletimizi idare edecek olan Cumhurbaşkanı seçeceğiz. Yani devlet tabir ettiğimiz kutsal bir yapıyı 5 yıllığına emanet edeceğiz. Acaba bu emaneti ehline tevdi edebilecek miyiz ? Hiç düşündünüz mü ? Yoksa gözlerimi kaparım vazifemi yaparım kabilinde mi hareket edeceğiz ?

Devam edecek…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.