Hava Durumu

GIDA ÜRETİMİ ve KÖYLÜMÜZÜN SORUNLARI  (10)

Yazının Giriş Tarihi: 04.03.2024 13:48
Yazının Güncellenme Tarihi: 04.03.2024 13:48

Bugünkü iktidar köylere en son ve belki de en büyük darbeyi 31.10.2006 tarihli resmi gazete de yayınlanan 5553 sayılı tohumculuk kanununu çıkarmakla vurdu. Bu yasa ile tohumculuğumuz uluslar arası şirketlerin hegemonyası altına girmiştir. Yasa özel şirketlere tohumculuk alanında tam bir denetim olanağı sağlamıştır. Yasa ile denetim yetkisi bile beynelmilel şirketlerin egemenliği altında bulunan tohumculuk birliğinin eline geçebilecektir. Yasa ile köylünün yerel tohumlarını ve bunlardan üretilen fidelerin satılması  yasaklanmıştır. Yasanın çıkarılması sırasında yurtdışından bile çok sayıda çevre ve çiftçi örgütü bile, Allah’ın kendisine bahşettiği en büyük biyo çeşitliliğine sahip münbit Anadolu topraklarının zenginliğinin yok edilmemesi için T.B.M.Meclisine mesajlar göndererek uyarmışlardır. Bizim köylümüz bizim çiftçimiz, iktidarlar  tarafından uyuşturulduğundan tohumculuk yasasının çıkmaması için hiçbir toplantı ve girişimde bulunmamışlardır. Bırakın köylerdeki vatandaşlarımızı, sözde köylünün çiftçinin haklarını savunmakla övünen odalar ve birliklerden bile çıt çıkmamıştır. Zaten bizdeki iktidarlar, ülke aleyhine sonuçlar doğuracak, bazılarında da menfaat temin edecek hususlarda, bu tür kayırıcı yasaları da, kamu oyuna sunulmadan ve tartışılmadan ben yaptım oldu mantığı ile mecliste üç beş kişinin olduğu saatlerde gece yarısı operasyonları ile çıkarıldığını da hepimiz biliyoruz. Bu yanlışlıktan sonra Türkiye de yerden mantar biter gibi bir sürü tohumculuk şirketi peydah oldu, dünyanın en büyük tohumculuk şirketleri  Türkiye de yatırım yapmaya başladılar. Sözde amacı yerli tohumların ıslahı olan bu yasa çıktıktan sonra pek çok şirket ıslah ve adaptasyon çabası içine girmek yerine, bilinen piyasadaki kendi çeşitlerinin çoğaltılması yerine ithalat yolunu tercih etmişlerdir. Bu yasa sayesinde Türk tohumculuğu yok olduğu gibi, üreten çiftçimizin de boynuna İsrail  ve Hollanda sicimi geçirilmiştir. Eskiden kendi tohumunu kendisi üreten ve pazarlayarak yayan çiftçimiz, bu yasa sayesinde GDO lu genetiği değiştirilmiş organizmalar dediğimiz tohumlar sayesinde,  dışardan tohum alamazsa tarlasını ekemez haline gelmiştir. Prof. İbrahim SARAÇOĞLUNUN “Ebter” kısır tohumlar dediği bu GDO’lu tohumlarında tek üreticisi dünyada İsrail ve Hollandalı Yahudi firmalardır. Ebter tohumlardan sadece bir ürün alabilirsin. Aynı ürünün tohumunu alarak  bir sonraki seneye tohum olarak kullanamazsın. GDO lu tohumlar  sayesinde biyolojik çeşitlilik yok olduğu gibi, dış etkenlere dayanıksız ve devamlı suretle ilaç kullanımı gerektiren ürünler nedeniyle de, önce insan varlığının vücut dengesi bozulmuş, virüsler ve mikroplarla savaşan bağışıklık sistemimiz çökmüştür. Onun içindir ki en ufak ve hatta 70 derecede ölebilen bir corana virüsü dahi bağışıklığı azalmış bir bünyeye girdiğinde  ölüme varan sonuçları doğurabildiğini de görüyoruz.

                                     

Bugün tohumculuk yasası sayesinde Türk çiftçisi uluslararası şirketlere bağımlı hale getirilmiştir. Eğer yazın ortasında domates-biber yiyeceğim dersen altının gramı ile eş değer de olan biber ve domates tohumunu İsrail’den veya Hollandadan almak zorundasın. Uyguladıkları sömürü politikaları ve bu politikaların  ülkelerdeki işbirlikçileri aracılığı ile gerçekleştirdikleri alım satımlar sayesinde olağanüstü karlar bu şirketlerin kasalarına düzenli olarak, her gün akıtılmaktadır.  Bugün İsrail gibi küçük bir devlet ekilebilir tarım toprakları çok kısıtlı olduğu halde, Türkiye’nin otuz kırk katından daha tarımsal ürün ihracatı yapabilmektedirler. Konya toprakları kadar bir toprağı olan üstelik tarımsal ürün yetiştirmesi pek müsait olmayan iklimiyle Türkiye’nin yıllık tarımsal ihracatının on beş katı büyüklüğünde bir ihracaat geliri elde ediyorsa, o zaman Türkiye olarak bizim oturup da düşünmemiz lazım. Nerde hata yapıyoruz araştırmamız lazım. Salt hamasi duygu ve beyanlarla tarım gelirimizi yeterli seviyeye çıkaramayız.

Köylere en son ve belki de en büyük darbeyi yeni kabul edilen Büyükşehir yasası vurdu. Yasa ile Büyükşehirlerdeki onaltı bin köyün tüzel kişiliği iktidarın tek bir cümlesi ile yok edildi. Cumhuriyetle birlikte yapılan harf devrimi sonunda koskoca bir milletin, mazi ile olan kültür bağları nasıl ki bir gecede yok edildiyse, okuma yazma oranı bir gece de sıfırlandı ise, büyükşehir yasası ile de bir gece de köylülük bilinci ve köy yaşamı sıfırlandı. 2012 yılında halkın yüzde 77.3 ü il ve ilçelerde yaşarken Büyükşehir yasası ile 14 adet il büyükşehir yapılınca, Türkiye de kentli oranı yüzde 91.3 e yükseldi.  Nerdeyse memlekette köylü bile kalmadı. Kala kala yüzde dokuzluk bir nüfus köyde kaldı, onlarında çoğu yaşlı ve gününü bekleyenler. Pekala bu yüzde dokuzluk bir köylü nüfusu üstelik harç – borç içinde iken yüzde doksanı nasıl besleyecek? Hiç düşündük mü?

                                               Devam edecek…

 

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.