Hava Durumu

ÖZELLEŞTİRME HAYALİMİZ (1)

Yazının Giriş Tarihi: 11.02.2022 17:03
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.02.2022 17:03

Cumhuriyet rejimi ile birlikte ülkemiz istiklal savaşından çıkmış ama savaşın yıkıcı etkileri insanımız ve ülkemiz üzerinde büyük tahribatlar yapmıştı. Savaş nedeniyle ülkenin doğal zenginlikleri talan edilmiş, erkek ve genç nüfus cephelerde olduğu içinde üretim tamamen durma noktasına gelmişti. Cepheden terhis olan asker köyüne –kentine dönerek ailesini toparlamaya, tarlasını bahçesini ihya etmeye koyulmuştur. Devlet ise 17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihleri arasında, İzmir İktisat Kongresini toplayarak, devletin ekonomiye katkısı için yollar aramaya başladı. Kongre sonuç bildirgesinde, kalkınmanın sağlanmasında, özel teşebbüsün itici güç olması, devletinde özel girişimciliği desteklemesi ve teşvik etmesi fikri ağırlıklı görüş olarak benimsendi. Özel sektör fikri bu kongrede ortaya atılsa bile, ortada özel sektör diye bir birim yoktu. Sermaye, altyapı, kalifiye insan gücü yönünden ekonomi SOS veriyordu. Yani kabul edilmesine rağmen özel sektörün o tarihlerde Türk ekonomisine lokomotif olabilecek gücü ve kaynağı yoktu. Bu sebeptendir ki özel sektör ağırlık uygulanan ekonomik politikalardan beklenen sonuç alınmadı. Bu durum yeni bir ekonomik modelin uygulanmasını zorunlu kılmıştır. Bu yeni modelin esasını devletin planlaması ve kuracağı iktisadi teşebbüsler aracılığı ile ekonomi de daha aktif rol oynaması düşüncesinden, KİT dediğimiz Kamu İktisadi Teşekkülleri ortaya çıkmıştır.

Kitlerin kurulması ile birlikte ülkede büyük bir canlılık başladı. İğneden ipliğe ithal ettiğimiz mallar fabrikalar kuruldukça iç piyasadan temin edilmeye başladı.  Ekonomideki KİTlerin meydana getirdiği bu canlılık, refah düzeyinin yükselmesine işsizliğin azalmasına ve üretim gücümüzün devamlı surette yukarıya doğru ivme kazanmasını sağladı. Daha açık bir ifade ile KİTler, rahmetli Turgut ÖZAL dönemine kadar Türk ekonomisine lokomotif görevini üstelendi. Ancak merhum Turgut Özal’la birlikte özelleştirme kavgaları başladı. KİTleri satarım-satamazsın kavgaları başladı. O devirde özelleştirmeler yapılırken masumane sebeplerin arkasına sığınılarak işletmelerin satışlarını haklı gerekçelere dayandırılmak suretiyle dillendirildi. Sözde devlete ait işletmeler zarar ediyor ve ekonomiye yük, oluyor. Bu kamburdan kurtulmak için fabrikaların satılması lazım geldiği dillendiriliyordu. Ekonominin normal işleyiş kuralı gereği, eğer bir işletme zarar ediyorsa satarsın, parasını da daha rantabl yerlere yatırır kendini bu zarardan kurtarırsın. Ama maalesef özelleştirmenin gereği için ileri sürülen bu masumane sebeplerin hiçbirisi sonradan gerçekleşmedi. Satışın arka planındaki gerçek sebepler bu milletten gizlendi. Uygulanan yanlış ekonomik politikalar nedeniyle hazine açıkları devasa boyutlara ulaşınca; devlet de bu açıkları kapatmak içinde elindeki fabrikaları satmak zorunda kaldı. Maalesef bu ana sebebi söylemeye siyasilerin dili yetmedi. Zarar ediyor kavramı arkasına sığınılarak devletin kontrolünde olan büyük işletmeler bir bir elden çıkarıldı. Aslında bu fabrikaların zarar etmesinin yegane sebebi de devletti. Zira bizi idare eden iktidar partileri her devir de gereğinden fazla elemanı seçmene iyi görünebilmek için, yağma Hasan’ın böreği misali bu fabrikalara yandaşlarını doldurunca, elbette ki bu işletmelerin zarar etmesi mukadderdi. Bu fabrikaları yanlış idare eden, zarar uğratan ve zararın artmasına neden olan da devlet iradesi idi.

Buna rağmen şu ülkeden gerçekten vatanını seven, aklı başında birisi çıkıp da iktidara hitaben " Ya sen daha beş yüz işçi çalıştıran hazır kurulu bir fabrikayı rantbal şekilde çalıştırmayı beceremiyorsun da; nasıl oluyor da seksen iki milyonun idaresine talip oluyorsun? sorusunu bugüne kadar kimse sormadı veya soramadı. Türkiye’de bugüne kadar yapılan özelleştirmeler, gayesinden uzak, belli bir hukuki kalıba sokulmadan, ülkenin ve halkın menfaati gözetilmeden, sadece belli bir kesime rant aktarmak gayesiyle yapılmıştır. Özelleştirmenin halkı fakirleştirmemesi, aksine zenginleştirmesi gerekir. Fakat ülkemizde bunun tam tersi olmuştur. Kamuya ait tesisler satılarak elde edilen gelirler, siyasi amaçlarla ya da bütçenin açıklarını kapatmak için kullanılmıştır. Yeni yatırımlar için kullanılmamıştır. Böylece hem halkın serveti eksilmiş ve hem de, toplum gelir getiren kuruluşların karlarından yoksun kalmıştır. Dahası da, eğer kamu kuruluşu yabancıya satılmışsa, sağlanan kar döviz olarak yurtdışına kaçırılmıştır. Kaldı ki Türkiye’deki özelleştirilen işletmelerin satışları blok satış yoluyla yapıldığından, Türk halkının vergileri ile kurulmuş ve halkın malı olması gereken bu tesislerin halka arz yoluyla özelleştirmeleri gerekirdi. Zira en azından özelleştirilen bazı kar eden tesislerin gelirlerinden bu halk da yararlanırdı. Maalesef özelleştirme blok satış yoluyla yapıldığından, kar eden bir sürü KİT’in gelirleri zengin kesime peşkeş çekilmiştir…

Devam edecek…

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.