İzmir'deki depremin üzerinden günler geçti.

Enkazlar kaldırıldı, yeni binaların yapımına başlanacak.

Yaralar sarıldı mı derseniz, o yaralar kolay kolay sarılmaz.

Dışarıdan görünenler iyileşir de, içte açılan yaralar kolay iyileşmez.

Nasıl vicdansız bir müteahhitlik örnekleri ortaya çıktı. Tutuklananlardan bazıları, kolonları kesen dükkan sahiplerine suç atıyor.

İyi de kardeşim sadece kolon mu, temelleri sorunlu, deniz kumu çıktı, düz ince demir kullanıldığı görüldü, bunlar yüzünden birçok can yitirildi, yüzlerce yaralı var. Evleri hasar görenler ya da korkudan evlerine giremeyenler çadırkentte yaşıyor.

Depremden tam dört gün sonra enkazdan mucize eseri sağ çıkarılan minik Ayda, önceki gün taburcu oldu hastaneden.

Babasının kucağında otomobile doğru götürülürken kameramanlar dışında kimsecikler yoktu yanlarında.

Çorap dahi giydirilmemiş çocuğa, anneyi kaybetmenin derin acısından dolayı belki unutulmuş, belki aceleye gelmiş, belki başka sebebi var bilemiyoruz ama, büyük insanlık neredeydi o sırada acaba?

Neden yalnız bırakıldılar?

Elbette tören yapılacak değildi, gönül isterdi ki, acıları paylaşılmaya devam edilsin.

Ambulansta sedyedeyken istediği köfteyi, reklam olsun diye hastane binasına paket paket koşturanların duyarlılığı bu kadarla mı sınırlıydı?

O köfteci arama kurtarma çalışmaları yapılırken, kan ter içinde mücadele eden ekipleri düşünemez miydi?

Gerçek yardımsever insanlar kafelerinin, restoranlarının, otellerinin kapılarını sonuna kadar açtılar. Gönülden sessizce, usulca çay, kahve, yemek, kalacak yer ikram ettiler.

Enkazın üzerine çıkıp, arama kurtarma görevlisi sağlıkçı kadından, o sırada depremzedeyle görüştüğü telefonunu kulağından çekip alarak, kameraya dönüp konuşan siyasiler çabucak nereye gitti?

Pozunu verince görevi tamamlandı mı?

Nerede kaldı incelik, nezaket?

Siyasetçi olunca her istediğinizi yapma lüksünüz mü var?

Önemli olan kaidelere, kurallara uygun davranmak.

Böyle samimiyet, böyle yaklaşım olmaz.

Bunlar tam anlamıyla şovdur, reklam ve politika kokan hareketlerdir.

Afet günlerinde bile kendisini gösterme peşinde olanlar vicdanlarını sorgulamalılar.

 

 

KORONAVİRÜS HIZINI ARTIRDI

Koronavirüs hızını artırmış durumda.

Avrupa ülkelerinde karantina süreci başladı.

Her ne kadar bazı şehirlerde yasağa karşı protesto gösterileri yapılsa da, yine de çoğunluk hükümetin kararını yerinde buluyor.

Bizde ise henüz kısıtlama yok.

Resmi verilerin dışında, sağlıkçılar tarafından yapılan özel paylaşımlarda hastanelerin vakalarla dolup taştığına dikkat çekilmekte.

Hakikaten de güncellenen haritalara baktığımızda, salgın çok geniş bir alana yayılmış vaziyette.

Hemen her gün çok sayıda kişi kendisinin ya da yakınının virüsü kaptığını, pozitif olduğunu duyuruyor, vefat eden yakınlarını paylaşıyor.

Sağlık çalışanları da aylardır aralıksız süren mücadeleden iyice yorgun düştü.

Ancak ne yazık ki durumu umursayan yok.

Cadılar partisi düzenlemek daha cazip geliyor.

Toplu yemek organizasyonlarıyla virüse bayram ettiriliyor.

Getirilen yasaklar da yerinde değil.

Saat 22:00'dan sonra mekanların kapatılması kararı, kime ne kadar yarar ki. Önemli olan, daha erken saatlerde bu yasakların konması.

Salgın bu denli tehdit ederken, yüzyüye eğitime de ara verilmesi gerekir.

Neymiş? Pazar yerleri, işletmeler, marketler, berberler denetleniyormuş.

Göstermelik birkaç yer denetleniyor o kadar.

İnsan kendisi dikkat edecek, denetime gerek kalmayacak esasında ama, madem genelgeler yayınlıyorsunuz, gereğinin de tam anlamıyla yapılması lazım.

Böyle giderse Koronavirüs salgını bitmez.

Dünyada ne zaman sona ererse ya da aşı ne zaman bulunursa ancak o zaman biter.

**********

Günün Sözü

“Gönül gözüyle gören

hiçbir insanı kandıramazsınız.

Sizi açık bir kitap gibi okurlar.”

Mevlana