Binay  Kazan’ın yazısını okurken gülesim geldi. Yazı bitinceye kadar sürdü gitti. Beslenme konularındaki kafa karıştırıcı şamatalar karşısında duyulan şaşkınlık, sadece Binay kardeşimize has değil.

Çok eski yıllarda sağlık piyasası,  hizmet olarak iki grup halinde çalışırmış. Tabipler bir gurup olarak hastalıklarla,mikroplarla savaşırken, diğerinde de, kocakarılar hizmet edermiş..

Zamanla bunlar gelişerek ticari alana adapte olmuşlar. Nüfus artıp hastalıklar da çoğalınca, hizmet amaçlı tıp alemi, yani tabib-i hazık’lar, ticari amaçlı rekabete dayalı ihtisaslaşmaya yönelmişler. Günümüze gelince, sağlık sektörü, eskinin tabib-i hazık denilen hizmet ehlinin  iç duygusundaki  ideali, bedeli karşılığı ölüme çare bulma vaadiyle tedavi  sunan hastane kapitalizmiyle yoldan çıktı.

xxx       .

Sağlık sıhhat pazarının  tıp bölümünde hastane adı verilen ticarethaneler başta yer alıyor. Onunla birlikte doktorlar. İspenciyari denilen ilaç sanayi, tıbbi  malzeme üreticileri sıralanıyor. Eskinin kocakarısının  yerini çaycılarla otçularla macuncular aldı. Bunlar çay. Kahve, şurup şerbet ve mutfaklarında macun merhem kaynatanlarla, aslı esası meçhul ve şüpheli istismara açık gıda takviyecileri..

Xxx

Türkücüler, dümbelekçiler artisler ve aralarında doktor diplomasına sahip daha niceleri. Yumurtacılar, lahana turşucuları,  at kestanesi toptancıları, enginarlı patlıcan macuncuları, su börekçilerinin kiraladıkları ekran bülbülü uzmanlar, bu yiyecek içecekleri tavsiye ediyorlar, sarılıktan göz tansiyonuna, diyabetten iktidarsızlığa üç seansta dümdüz ediyorlar dünyayı..

Tabii bunları seyredenler de şaşırıp kalıyorlar. Bu itibarla bunların peşine düşüp sağlıklı yaşamaya yol arayanlar, hem umutlarından hem de paralarından oluyorlar.                                               

xxxxx  

Sağlık sıhhat istiyorsanız, üçlü disipline uyacaksınız. Bunlardan biri dini disiplin, ikincisi tıbbi ve sonuncusu da askeri.. Bu üçlü, biraz ileride birleşirler. Zira aralarında fazla fark yoktur...

 “Kendini fasulya gibi nimetten sayma”, Derler. Çünkü fasulya çok önemli ve şifalı bir nimettir. Fasulya mercimek ve bakliyattan kaçmayacaksın   Akşam yemeğini sekizbuçuk dokuzdan sonraya bırakma. Bırakmışsan aç yatarak uyuyacaksın..

Kahvaltın, mutlaka ve mutlaka evinde yapılacak, dışarıdan unlu mamul almayacaksın. Beyaz unludur ve kullanılan katı yağ profesyoneller için üretetilen sanayi yağlıdır..

Günlerce aç kalsam dışarıda asla yemek yemem, sadece simit. Bilirim ki simit ne yağlıdır ne de deterjanla yıkanmıştır. Meyve yiyeceksen, çay içeceksen yemekten çok sonra veya çok evvel alacaksın bunları. Kendin kendinin doktoru olacaksın.

Tok karnına da yatağa girme..

Süt şişeni cebinde taşı diyeceğim amma, zaten süt bozulur şişe sığmaz. Eğer kendin mayalayabilirsen, kendi yoğurdunu ye gitsin kilolarla.

Xxx       

Aslında yemek yer sofrasında yenir. Lakin, “Bu çağda” diye küfretmeye  başlar elin şom dili. Onun için eğer medenlik gereği sofra masaya kurulursa, sandalyene yerleşirken bir ayağını dizinden kıvırıp ayak bileğinin üzerinde oturacaksın..

Bu oturuş tarzı insana az yedirir. Dini disiplinin başta gelen şartı da doymadan kalkmaktır, unutma ve dikkat et, asla göbek bağlama.

Zaten bağlamazsın da. Zira, disiplinli yaşamak insanı Tarzan kılar..

Sigara da içme diyeceğim amma, hepsinden evvel şunu da söyleyivermiş olayım..

Hiç kimseye, evet hiç kimseye senin kendi yanında  sigara içirtmeyeceksin.. Eğer içmekte israr eder, ya da nazın geçer bir dostun ise bu ehli keş, diyeceksin ki ;.

Dumanın cebinde sakla, hemşerim

Zaten kahvelere de gitmiyorsundur…

Binay Kazan kardeşime uzun, ama sağlıklı ve cümle aleme hayırlı yaşamalar…

Haa,az kalsın unutayazdık,  Hep yürümek, her gün yürümek. Bir kilometrelerden başlayıp her gün en azından dört beş kilometre piyade yürüyüşünü  tavsiye ederim.

Bak nasıl çita gibi olursun…