İran tahtında 54 yıl hüküm süren Şah Tahmasb vefat ettiğinde, İstanbul'a 3. Murad'ın cülusunu tebrik için gelen Tokmak Han envai çeşit hediyelerle ki bunlar 500 deve yükü idi. Hazreti Padişah’ın iltifatına mazhar olmuşken ve İran'a dönmek üzere yola çıkarken Şah'ın vefat haberi geldi.

Şah Tahmasb yerine beşinci oğlu Haydar Mirza'yı veliaht olarak seçmişti. Haydar, babasının yerine tahta geçtiyse de yarım gün şahlık makamında kalabildi. Çünkü ablası Perican ve dayısı Şemkaî 20 yıl hapiste yatan ismail Mirza'yı şah olarak tahta çıkarmak istiyorlardı. Bunda da muvaffak olduklarında iki cenaze birleşmiş 54 yıl taht'ta kalan ba­ba yanına yarım gün taht'ta kalabilen veliaht oğlunu alarak kabir yolunu tuttu.

Evet, biri yarım asır hüküm ferma olurken diğeri anca yarım gün hüküm ferma olabilmişti.

Şah Haydar'dan boşalan tahta İsmail Mirza geçmiş ve çok zalim bir adam olan yeni şah hemen kardeşlerini öldürtmüş sadece bunlardan iki gözü kör olan, Muhammed Mirza taht'ta iddia sahibi olmaz diye sağ bırakıldı. Fakat kör şehza­denin Hamza Mirza ve Abbas Mirza adlı iki oğlu için idam kararları çıkarılmış, habercilerin yanlarına varmasından ev­vel İsmail Mirza bir gece, fazlaca yuttuğu afyon yüzünden sa­baha uyanamamış ve taht kör'dür diye hesaba katılmayan Muhammed Mirza'ya kalmıştı. Onun ilk icraatı ise kardeşi Perican'ı idam ettirmek olmuştu. Yukarıda bahsettiğimiz değişiklikler ve değişikliklerdeki in­tizamsız lık Devlet-i Ali’ye’nin, İran üzerinde bir takım hesaplar yapmasına
sebep olmuştu.

 

İRAN SEFERİ

Hicrî 985 - Milâdî 1577 yılında Sadrazam Sokullu'nun vefa­tından bir yıl evvel, sadrazamın bütün itirazlarına rağmen La­la Mustafa Paşa serdarlığında İran üzerine bir sefer tertip olundu. Bu seferin yapılmasına dair sadrazamın itirazları kı­saca, şöyle izah olunabilirdi. Mesafenin uzaklığı, müşkül bir arazi olması, oralarda elde edilecek mülkiyetin muhafazası­nın güçlüğü şeklinde özetlenebilir. Fakat hiç bir müverrih dikkatle incelemek lüzumunu duymamıştır ki; Avrupa’daki gelişimler ve bunları çok dikkatle takip eden Sokullu, Reform ve Rönesans mücadelelerinin sonu gelmiş o toplum için müspet neticeler vermeye başlamıştı. Bu müspet neticelerin toplanması mutlaka Devleti aliyye aleyhine bir takım ittifak­lara ve tertiplere girişilmesine vesile olacaktı. Bu sebepten sadrazam Doğu hudutlarında asakiri İslâm’ı meşgul etmek­tense, diri tutarak küffârdan geleceklere hazır olma yolunu seçtiği hükmüne rahatça varılır.

Şimdi padişahın cûiusu sıra­sında Avrupalılarla sulh antlaşmaları tecdid edilmiş olduğu ileri sürülürse onlar hangi sözlerinde durmuşlardır ki, bu söz­lerinde dursunlar. Neyse biz yine İran seferini kısaca anlat­maya dönelim.

Söz konusu sefer 13 yıl sürmüştür. Gürcistan, Dağıstan. Şirvan, Tiflis ele geçirildi ise de bunlar çok pahalıya mâl ol­du.

Çünkü bu beldede oturan insanlar savaştan yılmayan ce­sur ve zor şartlara dayanabilecek insanlardı. Yeniçeri ise son derece intizamsız bir birlik haline gelmişti. Şimdi bu eyaletlerin ele geçirilişini kısaca nakl edelim:

Ordu, ilk evvelâ Ardahan önlerine geldi. Van Beylerbeyi’nin orada bu işi bitirmiş olduğu haberini aldı. Van Beylerbeyi ile birle­şen ordu Gürcistan hududu yakınında Çıldır kasabası önle­rinde daha evvel İstanbul'a elçi olarak gelmiş olan Tokmak Han kumandasında olan İran askerleriyle bir savaş
yaptı. Za­fer Osmanlı Ordusu’nda kalmıştı. Çıldır, Akçakale ve Yenikale Osmanlı hududlarına dahil olmuş oldu. Bu savaşın kuman­danı meşhur Özdemiroğlu Osman Paşa idi. Gürcistan Kralı Davit, Osmanlıların galibiyetini haber olunca selâmeti İran'a kaçmakta buldu. Gürcistan başsız olarak kalmış Osmanlı or­dusuna âmâde olmuştu.

 

TİFLİS’İN FETİH OLUNMASI
Özdemiroğlu Osman Paşa Gürcistan'ın büyük bir kısmını ele geçirmiş ve Tiflis önlerine gelmişti. Tiflis ilk defa Osman­lılarca tazyik olunuyor idi. Tiflis halkı bu zaferler ordusunun karşısında görünce hiç mukavemet etmedi. Büyük bir resmî geçit yaparak Tiflis'e dâhil olan ordu, Tiflislilere mukavemet yapmamalarının mükâfatı olarak onlara enfes bir resmî geçit seyrettirmişti. Fethin ilk cuma günü Sultan 3. Murad adı­na, Edirne Selimiye Camii baş vaizi Şâir Kurtzâde Vâlihi Efendi hutbeyi irad etmişti.

 

KOYUN GEÇİDİ ZAFERİ
Osmanlı ordusu önce Özdemiroğlu Osman Paşa ve bağlı birlikleri ile arkada ise Serdarı Ekrem Lala Mustafa Paşa da­ha büyük kuvvetlerle geliyordu. Özdemiroğlu Osman Paşa, Koyun geçidinde Emir Hân kumandasındaki 20 bin kişilik İran ordusu ile karşılaştı. Derhal hücuma geçen Osmanlı Or­dusu, Lala Mustafa Paşa büyük kuvvetlerle gelene kadar sa­vaş alanının galibi olduğunu ilân etmişti bile. Serdara düşen Özdemiroğlu Osman Paşayı tebrik, kahramanca cenk eden orduyu mükâfatlandırmaktı. O da zaten öyle yaptı. Serdar-ı Ekrem'ler
padişah salâhiyetlerini seferlerde kullanabildikle­rinden
Özdemiroğlu'na vezaret rütbesi tevcih etti. Lala Mus­tafa Paşa kış yaklaşmakta olduğundan orduyu Erzurum'a götürmeyi istiyordu. Fakat fethedilen bu toprakları muhafa­za etmekte kolay bir iş değildi.

Çünkü İran devleti kâfi bir mağlûbiyet almış saymıyordu kendisini. Ayrıca söz konusu topraklara en yakın dost belde Kırım Hanlığı idiyse de, biraz daha uzakta yavaş yavaş dünya siyasetine açılmaya başlayan Rusya vardı. Kraliçe Elizabeth İngiliz tüccarlarının rahat gezmelerini temin edebilmek için Rus Çarına İmparator hitabıyla başlayan mektuplar gönderiyor, böylece İngiltere'nin dostu ve düşmanı
yoktur, sadece menfaatleri vardır politika­sının temellerini
atıyordu. Daha doğrusu dünyaya bir cana­varın daha çabuk ağırlık koymasına yardımcı oluyordu. Özdemiroğlu, Kafkas Serdarı unvanıyla Şirvan civarında bırakıl­dı.

 

BİRİNCİ ŞAMAHİ ZAFERİ
Özdemiroğlu 14 bin askerle Şamahî üzerine gittiğinde, Safevi ordusu 25 bin kişilik kuvvetle Orus Han komuta­sında oraya gelmiş, öte yandan İmamkulu Şah yanında 15 bin kişilik kuvvetle Ereş'te karşısına çıkan sadece 300 kişilik birliğin komutanı Kaytas paşa ile çarpışmış ve tama­mını mukayese kabul etmez kuvvet dengesi hasebiyle imha etmişti. Kaytas Paşayı yenen İmamkulu, Ereş'e dahil olup Ehli Sünnet ve'l-cemaat itikadındaki müslümanları katliâma tabi tutmuştu.

700 kişilik bîr Osmanlı birliği bunlara saldırmışsa da, maalesef
perişan olmuşlardı.

Dersaadet'ten muhtelif emirleri havi fermanlar gönderil­miş, Çerkez, Abaza ve bütün Kafkas kabilelerine ayrıca Kı­rım Hanlığı’na Özdemiroğlu Osman Paşa’ya yardım etmeleri bildirilmişti.

Safevi Ordusu, Osmanlı Ordusu ile karşı karşıya geldiğin­de savaş çok şiddetli başladı. Fakat iki tarafta kesin bir üs­tünlük sağlayamadı. İlk iki gün İranlılar hâkim gibi idiyseler de üçüncü günü öğle üzeri Kırım Hânı 15 bin kişilik kuv­vetiyle savaş alanının bir ucunda görününce savaş talihi yön değiştirdi. Akşamüzeri zafer Osmanlıların olmuştu. Savaş neticesinde esir düşen Ürûs Han, idam olundu. Tarihler Hicrî 987 - Milâdî 1578 yılını gösteriyordu.

 

İKİNCİ ŞAMAHİ ZAFERİ
Birinci Şamahî savaşında hezimete uğrayan Safeviler bu sefer bütün güçlerini toplayarak harekete geçtiler. Safevi or­dusuna Hamza Mirza Başkumandan olarak hükmediyorsa da henüz yaşı 13 civarında olduğundan fiili kumanda Selman Hân'daydı.

Kuvvetlerini dört bölüme ayıran Safevi Ordusu 100 bin kişiyi buluyordu. Buna mukabil Özdemiroğlu Os­man Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri 14 bin kişi idi. Bu sırada Lala Mustafa Paşa; Bağdat Beylerbeyi Hüseyin Paşa ve Kerkük Beyi Şemseddin Paşazade Mahmud Paşa'ya Safevi topraklarına dalıp ikinci bir cephe açılması talimatı verdi.

Ayrıca Anadolu Beylerbeyi Cafer Paşa'ya Revan üzeri­ne yürümesi emredildi. Bu talimatlar yerine getirilince İranlı­lar çok ağır darbe almış oldular. Bütün bunlar olurken Şama­hî meydan savaşı başlamış, mukayese kabul etmez kuvvet farkı kendini göstermeye başlamıştı. Azdan az, çoktan çok gider kaidesi kendisini gösteriyorsa da İraniler 25 bin ölü vererek 75 bin kişiye düşerken Özdemiroğlu’nun kuvvetleri 10 bin
şehit vererek 4 bin kişiye düşmüştü. İran kuvvetleri kaleye
girmişler ve boğaz boğaza bir mücadele sürdüğü sırada Adil Giray'ın kumandasında Kırım süvarileri yetiştiler. Safeviler dâhil oldukları kaleyi bırakıp Adil Giray Han'ın üzerine yürüdüler. Bu kuvvetlerin büyük bölümünü pusuya yatıran İranlılar küçük bir kuvvetle Adil Giray'ın üze­rine çullandılar. Kırım süvarileri bunları çok kısa zamanda perişan edip savaştan muzaffer çıktıklarına sevinecekleri an­da, ikinci ve esas kuvvetin saldırısına muhatap oldular ve çok acı
bir mağlûbiyete duçar oldular. Adil Giray Hân esir düştü. İran
saraylarında yapmış olduğu çapkınlıklar yüzün­den hayatını kaybetti. Özdemiroğlu Osman Paşa elindeki kuvvetlerle ŞamahI ka­lesini müdafaa edemeyeceğini engin tecrübesi ve fevkalâde kararlılığı sayesinde anlayıp Dağıstan taraflarında Demirkapı kalesine çekildi. Buraya Derbent Kalesi de denir.

FİEMANİLLAH.

Okurlarımın Kurban Bayramı’nın nice nice bayramlara erişmesi temennisiyle…