Hafta sonu kaybettiğimiz Mikis Theodorakis’in bestelerinden oluşan bir seçkiyi dinleyerek başladım yazıma.

Onun müziğindeki neşe, iyimser hava, ezgilerin canlılığı beni her zaman etkiler, enerjim yükselir.
Hem sanatına hem kişiliğine ve mücadelesine saygı duyduğum Theodorakis gibi sanatçılar; insana insan olma onuru yaşatıyor, hayata bağlıyorlar. 
Sanatın en önemli işlevlerinden biri de budur: Acılarla, haksızlıklarla, sömürüyle dolu bir vicdansız dünyada bize moral kazandırması, umut aşılaması; iyiye, güzele, doğruya yönlendirmesi.


ÜÇÜNCÜLÜK

Hollanda maçını heyecanla izlerken, kazandıkları her üç sette de müthiş oynayan ve Avrupa üçüncüsü olan Milli Kadın Voleybol Takımı’mızla gurur duydum. 
Voleybolcularımız Olimpiyatlarda ve Avrupa Şampiyonasında büyük mücadele verdiler bize şu zor günlerde sevinç yaşattılar.
Filenin Sultanlarını ve Mustafa Kemal’in Kızlarını minnettarlıkla selamlıyorum.

 

 

ÇITIR ÇITIR


‘’Simitçiiii!...’’
Hisar’da, sabahları, Bülent Abi’nin sokakta yankılanan; gür, ahenkli sesini duydum mu fişek gibi fırlardım.
Başının üstündeki tepside döküp saçmadan ustalıkla taşırdı Bülent Abi üst üste dizili simitleri; onun bu hünerine hayrandım.
‘’Günaydın naber Can’’; ‘’Günaydın Bülen ağabey; iyiyim’’; ‘’Üç simit mi yine’’; ‘’Evet’’, ‘’Müzeyyen ablama selamlar’’; ‘’Bol kazançlar Bülent abi’’.
Bu kısa sohbeti hiç aksatmazdık.


Fırından yeni çıkmış, sıcak, bol susamlı, çıtır çıtır, mis kokulu simitlere bayılırdım. 
Çay, simit,  beyaz peynir, zeytin, bal (petek balı) ve domatesten oluşan; anneciğimin kurduğu, benim de tabakları, bardakları, çatalları, bıçakları taşıyarak yardımcı olduğum sofrada ettiğimiz kahvaltı en sevdiğim menüydü. Çay servisini daima ben yapardım.
*********************
Simitten bir parça koparır, bıçakla yarar, içine beyaz peynir ve domates; bazen de tereyağı ve bal koyup yerdim; arada limonlu çayımı yudumlayarak.
Tabağa dökülen susamları asla ziyan etmez, tek tek hepsini dilimle ıslattığım parmaklarımla toplayıp yerdim.
************************
Son günlerde, sabahları üşenmiyor Üç Fidan Anıtı’nın bulunduğu Nilüfer Gençlik Parkı’nın karşı köşesindeki güleç yüzlü sevgili Ali kardeşimden iki simit alıyorum, yanına da eritme peyniri; eve koşarcasına geri dönüp kahvaltımı ediyorum. Muhabbet kuşum İlham’cım da yemini yiyerek bana eşlik ediyor.
***********************
Mutluluk malda, mülkte; ünde makamda; tüketimde, egolarda, sahip olmada değil; sadelikte; bir simit dahi yeter iç huzuruna.
Dünya iklim krizinde bir çevre felaketinin eşiğindeyken; tüketim hırsından kopup, yavaşlayıp kapitalizmi aşmaya kafa yormak lazım. Bu hiç mi hiç kolay değil; önce insanın evrimle getirdiği yetersizliklerini aşması gerek.



Bakın şimdi aklıma İranlı Abbas Kiyarüstemi’nin çok sevdiğim ‘’Kirazın Tadı’’ filmi geldi.
Film intihar ve hayatın anlamı üstüne. 
Kirazın tadı için bile yaşamaya değer der yönetmen filminde.
Kalın sağlıcakla.