Bursa'da pek muazzam bir düğün ve ahalinin de katıldığı şenlikler yapıldı. Mısır'dan gelen elçiler, Anadolu Beylikleri, İstanbul'un sefirleri, hediyeler takdim ederek düğünde hazır bulundular. Düğün ertesinde Hüdâvendigâr Gâzi, devletine hediye edilen beldeleri geziye çıktı. (783h./1381m.) Zaferlerinin mehabeti Hamidoğlu Beyliğini Beyşehir, Akşehir, Isparta sancaklarını bütün kaleleriyle Hüdavendigâr'a feragat ederek verdiler. Buradan; 1.Sultan Murad'ın ordularının Garp (Batı) âlemini tazyike başladığını görüyoruz. Zira; Timurtaş Paşa; Manastır, Pirlepe, İştip beldelerini, başka bir ordumuz Sofya, Kuşadele, Rakhile, Akdamla gibi Balkan beldeleri Osmanlı sancağına râm oldu. (786h./1384m.)

Bu arada talihsiz bir vak'a husule geldi. Şöyle ki: Bizans imparatorunun, Prens Andronikos adlı oğluyla Hüdavendigâr Gâzi'nin oğlu Savcı Bey, gençlik belâsı olan bâzı hoşnutsuzluk bahânesiyle şirket-i şekavet (birlikte babalarına isyan) ederek, Marmara sahilinde ordu hazırlıklarına giriştiler. Tabii ki, tehlikeli oyuncak padişahın katına duyurulmuş olmalı ki, Sultan Murad-ı evvel, iki kafadarın üzerine şimşek gibi indiğinde Edincik yakınlarında, Dimetokacık ve Güvercinlikhisar arasında encümen-i eşkiyaya (haydutlar topluluğu) yalnızca çıkıp görünmesiyle her biri ayağına düşerken, iki gafil de Dimetoka'ya can attılar.

Böylece iki kafadarın yanlışı, Osmanlı'ya isyancı kafadarların sığındığı Dimetokayı almak vâcip oldu ve alındı. Savcı Bey 'in cezasına ulaşması babasının hükmüne kaldı ve elbette katl olundu. Andronikos ise babası tarafından gözlerine mil çektirildi. Hayatı bağışlandı. Bizans imparatorunun diğer oğlu Manuel, kardeşinin yaşadığından mütenebbih olmamış, Selânik'ten Siroz'a hücum etmek suretiyle bir yanlışa koyulduysa da, Hayreddin Paşa üzerine gitti. Paşa karşısında aczini idrâk eden Manuel, evvelâ pederine iltica etmek istedi, kapı açılmayınca başkalarına başvurduysa da, hiçbiri Osmanlı korkusundan kendisine ne yâr oldular, ne de yardımcı. Manuel bunun üzerine Hüdavendigâr'ın kapısını çalıp, kendini affettirdi.

Burada bir açıklama gereğini elzem buluyorum: "Merhum sadrazam; bu enteresan vakayı yazıp geçmiş. Elbette özetlemek; işlerin derûnuna inmeye pek mecâl bırakmaz, ancak Savcı Bey'i katleden anlayış, kendi toprağına saldırıya geçmiş olan Manuel'i, neden bağışlar? Kendi pederi, oğlu Manuel'i yanına yaklaştırmazken! Tabii biz bunu şerh ederken, kendi târih anlayışımız ve yarım asırdır Osmanlı tarihinin eski yazı olsun, yeni yazı olsun haylicesini okumuş, Ahmed Râsim Bey'in Osmanlı Târihini üç bin kusur sayfayla Osmanlıcasından sadeleştirip, şerh etmiş, telifi kendimize ait olan Büyük Osmanlı Târihi'nin 4 bin sayfalık 8 büyük boy ciltten meydana gelmiş çalışmamızın verdiği selahiyetle kalem oynatma hakkını acizâne kendimde bulmaktayım. Buna bağlı olarak arz ediyorum: "Efendim; Andronikos ile Savcı Bey'in yanlış da ittifak edip, yaptıkları isyan harekâtı, kendilerinin harekâtını bas tırmak üzere gönderilen askerle çarpışmaya girdikleri ve bu çarpışmada her iki taraftan da ölenler olduğu bir vakıadır.

Bilindiği gibi insanlar asırlar sonra filanca şehzade niye öldürüldü? Kardeş katli yüz karasıdır filân gibi sorgulamalar ile maksad-ı muhtelife içinde bir nevi yargılama yapmakta ve karar sahibi devletlûyu ve fetvayı veren Şeyhülislâmı suçlama hâtta Osmanlı düşmanlığı hastalığına yakalanmış kimseler de, bu düşmanlığın gereği olarak katil, cani, hunhar, hündkâr gibi sıfatlarla yaftalamaktadırlar. Bunun Osmanlı tarihinde ilk olayı, yukarıda arz ettiğimiz Savcı Bey ve Prens Andronikos'un meydana getirdikleridir. Bu olayda bazı rivayetlere göre isyancı ile padişah kuvvetleri arasında vukuu bulan çatışma da, 10 bine yakın insan ölmüştür. Bu vakaya sebep olarak birçok sebep gösterilse de, neticede, Savcı Bey'le arkadaşı Andronikos, bir numaralı sanıktırlar. Bu kadar insanın ölümüne sebep olmuş olmak her halde idam cezasını hak etmiş olarak hüküm yemeyi uygun kılar. Dolayısıyla bağrına taş basan Sultan 1. Murad Gazi evladını katlettirmekle, şer'an üzerine düşeni yerine getirmiştir. Bizans İmparatoru oğlu Andronikos'u, gözüne mil çekmekle cezalandırmasıysa, medeniyetten dolayı değil, evlat sevgisinin, vatanından ve onun yüzünden ölen vatandaşına olan sevgisinden hâtta umursamazlığından kaynaklanmaktadır.

Hatta rivayet olunur ki, Andronikos'un annesi, mil'i çekecek cellata verdiği rüşvet ile tavlanmış mili, ete değdirerek değil, pek yakınına getirmek suretiyle kaş ve göz kapaklarında etkili bir yanık husule getirmek suretiyle gözün kör edildiği zannı verilmiştir. Kısa olmayan bir zaman dilimi sonrasında, ihtimamla yapılan tedavi sonrasında gözlerin kurtulduğu söylenir. Böylece Sultan Murad ciğerpâresini feda ederken, Bizanslı ise, cibilliyetinin gereğini hem milletine karşı hem de, Sultan Murad'a karşı aldatıcı olarak yerine getirmiştir. Netice olarak taht iddiasında bulunan Osmanlı şehzadesi, harekâta geçtiğinde ve muvaffak olamadığında, ya yurt dışına kaçıp yâd ellere sığınacak, yahut da teslim olup, ölümlerine sebep olduğu insanların kefaretini canıyla ödeyecektir. Bu zürra'daki cezadır. Mahkeme-i Kübrâ'da esas olan tecelli edecektir ki, o mahkemenin yanılması yoktur. Birkaç istisna sayılmazsa, kardeş katli, padişah öldürülüşü, olayı çıkmadan önleme tedbiri diye ileri sürülmüştür. Prens Manuel'in, Sultan Murad Gâzi tarafından affına gelince, devlet siyaseti ve devleti yöneten hanedan siyaseti, Bakkal Ahmet Efendinin ailesinin siyasetine benzemez.

Ne kadar anlaşma yapmışsak yapmış olalım, bunlar netice itibarıyla milletimizin düşmanlarıdır. Düşmanımın, düşmanı dostumdur sözünde, dostumdur sözü fazla gelirse de, düşmanın düşmanını desteklemek, onların birbirine düşmesini sağlamak devletin ve devleti yöneten hanedanın siyasetidir. Bu dâva da, Manuel babasına asi gelmiş antlaşma içinde olduğu Osmanlı'nın toprağına saldırmakla babasını mahcup etmiştir. Dolaysıyla bu hâl aralarında bir ihtilaftır.
Nitekim imparator bu hadisede oğlunu kabul etmemiş böylece Osmanlı devletine karşı, hem devletini hem de dostluğunu muhafaza ettiğini ispat ederek korunma şansını yakalamıştır. Murad Gâzi de, toprağını işgal edemeyen Manueli affetmek suretiyle, babası imparatorun başından bu püsküllü belâyı eksik etmeme yolunu seçmesi, Bizans'taki gerginliğin devamını sağlamıştır ki, düşmana rahat vermemenin bir yolu da budur. Şimdi buyurun günümüze gelelim.

Kıbrıs meselesi 20 Temmuz 1974'de yaptığımız indirme ve çıkartma harekâtıyla %32'sini elde edişimiz sonucunu getirmiştir. Yunanlılar ve Ada Rumları ise, bunu ortadan kaldırmaya 34 yıldır çalışıyorlar. Bir kere bile geçmiş hükümetlerimiz bu günkü de dâhil olarak, Yunanistan'a çok oluyorsunuz. Böyle devam ederseniz, biz de Oniki Ada'da tarihi haklarımızı gündeme getiririz diyememişlerdir. Bu da, göze göz, dişe diş anlayışını sulha aykırı görmek olur düşüncesidir ki, dünyanın sulhundan sadece biz mesul değiliz diyebilememekten kaynaklanıyor. İstersen sulhu sâlah, hazrol cenge diyen atalarımız bin yıl bu âleme nizam ve intizam verdiler. Şimdi Fezleke-i Osmaniye avdet edelim. Fiemanillah.