2021 - 2022 yılı öğretim dönemi  pazartesi günü başlayacaktır.  Resmi rakamlara göre takriben 18 milyona yakın öğrenci kitlesi okullarına kavuştu. Geleceğe büyük ümitlerle bakan, ihtiyarlığında çocuklarını bir sigorta aracı gibi gören anne ve babaları çocuklarının ellerinden tutarak okuduğu okullara ve bir kısmı sınıflarına varıncaya kadar giderek kendi evladını, eğitimcilerin eline teslim etti.  Günümüze kadar uygulana gelen eğitim sistemimizde, nereden bakarsak bakalım, ister ebeveyn, ister çocuklar ve isterse eğitim kurumları nazarında olsun, her eğitim yılı hep sorunlu olmuştur. Sorunlarla başlamıştır. Çocuklarımız daha okula başlamadan, kitapları, defterleri giyim kuşamı sorun olmuştur.  Okula ilk gün adımını atarken ulaşım bir sorun olmuştur.  Okulların ve dersliklerin fiziki sorunları, sınıfların kalabalık oluşu nedeniyle haddinden fazla öğrenci, havasız dersliklerde balık istifi öğrenim görmek zorunda kalıyor. Öğretmenlerin sorunları ise buna bağlı olarak devasa boyutlara ulaşmış, üstelik bütün bu sorunların üzerinde olan bir hakikat var ki, o da ebeveyn için bir çocuğun maliyet sorunudur. Ortalama işçi aylığının üç bin tl olduğu ülke insanımız, bu para ile ailesinin karnını mı doyuracak, yoksa iyi okullarda okutup çocuğuna aydınlık bir gelecek mi hazırlayacaktır. Üstüne üstelik bugüne kadar her gelen iktidar, eğitimin sorunlarını çözmek için el attı ama sorun çözeyim derken yepyeni sorunlar da çıkardı. Velhasıl Türkiye’de eğitim her devirde sorunlar yumağı olmuştur. Bunun tek sebebi eğitimden anlamayan eğitmenlerin bu işi çözmek istemeleri olmuştur.

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren ülkemizde eğitim sisteminin felsefesi o günkü adıyla Tevhid-i tedrisat üzerine bina edilmişti. Bu sistem tek tip insan yetiştirme modeli üzerine kurulduğundan zamanla gelişen toplumun ihtiyaçlarına cevap vermiyor, kalifiye eleman yetiştirmediğinden, muasır medeniyete ulaşmada olumlu katkıları da olmuyordu. Ama bu sistem hatalı da olsa, kusurlu da olsa, toplumun her kesimince benimsenmiş bir sistematiği vardı.  En azından hataları ile günahları ile de olsa bir sistemdi. Ta ki 1997 yılında Mesut Yılmaz hükümetinin ısrarı ile sırf İmam liselerinin önünü kesmek gayesiyle ANAP hükümeti 5+3 denilen sistemsizliği getirince, hem eğitim sistemimiz ve hem de toplumumuz çok büyük yaralar aldı.  Eğitim sistemimizde uygulanan taşımalı eğitim çocukları ana babaların elinden almıştır.

Şimdiki sistemde ise her yerde olduğu gibi çocuğun hangi okula gideceğine bilgisayar karar veriyor. Adam gözünün dibinde okul olduğu halde daha altı-yedi yaşındaki kendi ihtiyaçlarını gidermekten aciz ve ana şefkatine muhtaç çocuğunu, evine 5-10 km mesafedeki bir ilkokula göndermek zorunda kalıyor. Zavallı çocuk da Bursa’nın trafik sorunlarının devasa boyutlara ulaştığı, belli saatlerde yol almanın mümkün olmadığı saatlerde en az iki saat önce kalkacak, belediye veya servise binecek, okuluna gidecek akşamda aynı sıkıntılardan sonra tekrar evine gelecek, dersini çalışacak da adam olacak. Taşımalı sistemle köyde ise yine daha ana kucağından çocuk alınıyor, belki 8-10 km uzaktaki başka bir köy ilkokuluna gönderiliyor. Çocuk daha bakıma muhtaç, yemeğini yemekten aciz, ihtiyaçlarını gidermekten uzak, hele hele Anadolu’nun çetin kış şartları da düşünürsek, böyle bir eğitim sisteminin adam yetiştirmeyeceğini bilgiyi körelteceğini, sorun çözmekten ziyade çözümsüzlüğü doğuracağı açıktır.          

          Eğitim sistemimize en büyük darbe 1997 yılında 5+3 dediğimiz sekiz yıllık eğitim kararı ile vuruldu. Türkiye’nin gerçekleri ile uzak, sadece İH Liselerinin önünü kesebilmek için çıkarılmış bir yasadır. Bu yasa ile köy ilkokullarımızın birçoğu kapatılmış, binlerce köy ilkokulu binalarımız atıl vaziyete düşürülmüş, metruk ve viraneliğe dönüşmüş, halkı aydınlatma görevi olan öğretmenden köylümüz mağdur edilmiştir. Bu yasadan önce köy okullarımızda bulunan kaynaklar demirbaşlar heba edilmiş, kamu malları korunamadığı gibi onca kaynak bir hiç uğruna heba edilmiştir. Yerine konulan taşımalı eğitim denilen sistemle altı yaşındaki çocuklarımız, kışın sert geçtiği bölgelerde kötü hava koşulları nedeniyle, okullarına gidememişler, bunun sonucu olarak, köylünün fakir, fukaranın çocukları, büyük şehirlerde kaliteli okullarda okuyan elit sınıfın çocukları ile rekabetten yoksun bırakılmışlardır. 

Devam edecek…