Türkiye olarak bugün çektiğimiz sıkıntıların en önemli sebeplerinden birisi, adı eğitim olan ama eğitimin yanından geçmeyen ve hele hele hiçbir zaman milli olmamış, Milli Eğitim Sistemidir. Ne dün ve ne de bugün eğitim sistemimiz bu milletin değerlerinden beslenen, milletin örfünü, inancını, kültürünü hayat standardını yükseklere taşıyacak kapasiteyi yakalayamadı. Maalesef bizlerin anne ve babalar olarak Milli Eğitimden isteklerimiz de farlılıklar gösteriyor.  Ebeveynler geleceklerini çocuklarının geleceklerine entegre etmiş vaziyetteler. Anne-baba çocuklarını hayata hazırlama yerine, kendi geleceklerinin sigortası olarak görüyor. Çocuklarını sabahleyin ellerinden tutarak okullarına gönderirlerken evladım, okusun eğitim alsın, dinini diyanetini öğrensin de, bu millete bu topluma hayırlı birisi olsun yerine, çocuğum okusun, ileri de iyi bir iş sahibi olsun, yaşlılığımda bize baksın diye evladını okula teslim ediyor. Çocuğunun tercihi yerine anne ve babanın tercihi öne geçtiğinden, çocuk da sevmediği bir okulda okumak zorunda kalıyor veya öğrenimini yarıda bırakıyor. Okusun da para kazansın diye, bin bir zahmetle okuttuğumuz evlatlarımız, aldığı öğretimi de materyalist ve pragmatist kafa ile alarak yetiştiğinden, okulunu bitirip paralı bir işe girip sermayeyi doğrultunca, pragmatik (faydacılık) felsefesi gereği, parayı ben kazanıyorum niye ana, babamı ortak edeyim düşüncesi ile davranabiliyor. Çoğu anne baba da çocuğunu okutayım derken, kendi hayatlarını feda ediyor.

Her konuda olduğu gibi hükümetimiz Milli Eğitimin sorunlarını deneme-yanılma metodu ile gidermeye çalışıyor. Hani sobanın içindeki ateşin yanıcı olduğunu bilmeyen bir yaşındaki bir çocuk sobaya elini değdirdikten sonra ancak ateşin yaktığını anlayabiliyorsa ve bir daha o sobaya elini değdirmediği gibi… FETÖ olayında, açılımda, çözüm sürecinde, Irak ve Suriye olaylarında ve en son da kendimizin hazırlayıp uygulamaya koyduğumuz TEOG olayında da, hep denedik ve hep de yanıldık. Kiminde yanıldık, kiminde de yanıltıldık.

Bütün bunlara rağmen iktidarla bu sorunlara çare bulmuyor, görmezden geliyor. Hükümetler değişiyor, bakanlar değişiyor ama ne hikmetse Milli Eğitim sorunları çözülemiyor. Eğitimde vatan millet hizmet gibi ülküler yerine para ve güç ön plana çıktığından “Kalu bela”da verdiğimiz sözün aksine, yaradılış gayesinden uzak bir nesil yetişiyor. Bu nesilde akıldan, düşünmeden, izandan yoksun olduğu içinde, memleketin idam fermanı da olsa önüne gelen her şeyi imzalıyor.

Bugünkü hükümetin akıllıca hareket edecek Milli Eğitimin sorunlarını çözme babında adım attığını, bugüne kadar görmedik ve göremiyoruz da… Başkanlık sistemine geçince bakanlar seçilmiş olmaktan çıkıp atanmakla geldikleri için, ellerindeki kurumlara memur gözüyle bakıyorlar… Aksaklıkları gidermek için inisiyatif alıp sorumluluk yüklenmekten çekiniyorlar. Eğer bakan parlamentonun içinden seçilerek gelse, en azından seçmenine karşı bir sorumluluk hissediyor. İşimi hakkıyla yapmazsam partim ve vatandaş bir daha bana oy vermez korkusuyla hareket ediyor. Seçilmiş ve seçimle gelmek bir bakana kendini ve bağlı bulunduğu partisini her zaman çek etmesini sağlıyor. Millete karşı da bir sorumluluk hissediyor.

Sayın Cumhurbaşkanının bugüne kadar atadığı bakanların kimliklerine bakarsak çoğu kurum içerisinden gelen ve tebeşir tozu yutmamış kimselerdir. Çoğu özel okul sahipleridir. Akıl var mantık var, işi gücü milli eğitimin aksaklıklarından para kazanmak olan birisi, başkan olduğunda milli eğitim sistemimizin başarısı için çalışır mı? Zaten çalışırsa kendi ayağına kurşun sıkmış olur.

Her yıl bakan değiştirmekle, her bakanın geldiğinde ayrı bir müfredat uygulaması ile Türkiye’nin eğitim sorununu çözemezsiniz. Zaten çözülmüyor da. Bu gidişle ülkeyi okumuş cahillerle dolduracağız gibi…