Hem toplum nezdinde hem de dinimiz nezdinde yalan kötü bir şey.

Doğruyu bildiği halde kasıtlı olarak yalan söylemek toplumsal alanda da hoş karşılanmaz, ayıplanır, güven zedeler.

Dinimizde de yalan söylemek günahtır.

Yalan söyleyenler, iftira edenler, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlardır. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.” [Nahl 105]
Hadis-i şeriflerde buyrulur ki;
Yalan, nifak kapılarından biridir.

Ancak, savaşta düşmanı aldatmak için, iki kişinin arasını bulmak amacıyla ve eşlerin aile düzenini korumak düşüncesiyle söylediği yalanlara dinimiz izin verir...

Kul içtenlikle günahtan tövbe eder, Allah'tan af dilerse Allah'ın, dilediği takdirde affetmeyeceği bir günah yoktur.

* * *

Yalanları genel olarak, yalan, kuyruklu yalan, beyaz yalan ve istatistikler diye dörde ayıranlar varsa da, bu istatistiğin bir bilim dalı olduğu gerçeğini değiştirmez.

Yalan, siyasette de sıkça kullanılan bir yöntem olagelmiştir.

Kimilerine göre politika bir yalan söyleme ve aldatma sanatı olarak tanımlansa da Başkan Erdoğan’a göre yalan politikada bir yöntem olamaz...

Siyaset bir hizmet yeridir...

Ancak yalan, tarih boyunca siyasette bir araç olarak kullanıla gelse de toplum ve yasalar yalanı siyasette de yasaklamaktadır.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun, partinin başına geldiği 2011 yılından beri hakaret, küfürler, yalan ve iftira nedeniyle Erdoğan’a 2 milyon 750 bin lira tazminat ödediği gerçeği ortadadır.

Ancak siyasette yalan, umudu abartma ve onu örgütleyip kullanma sanatı, olarak sıkça kullanılmaktadır.

* * *

Yalanın siyasete ne kadar içkin olduğunu Fransızlar bir sözcük oyunuyla anlatırlar;

Parlament sözcüğünün, ‘Parle, konuş’ ve ‘Ment, yalan söyle’ şeklinde anlatımı siyaset hakkındaki genel geçer kanıyı çok doğru bir biçimde anlatır.

Yalan, yaşam alanlarımızın hepsinde vuku bulabilecek bir kandırma-kandırılma hali iken, siyasetle yalan arasında daha yakın bir bağ vardır.

Siyasetçilerin, önderlerin, bürokratların ve devlet erbabının sıklıkla yalana başvurduğu tarihte sayısız örneklerle görülse de, yalan türleri siyasal alanın yapısına göre farklılık gösterir.

Devlet sırrı geleneğinin varlığı, kamusal alanın otoriter bir biçimde kısıtlanması, şeffaflık ve hesap verebilirliğin toplumca kanıksanmaması, siyasette can alıcı kararların kapalı kapılar ardında alınması, medyanın devletle girift ilişkiler içinde bulunması, hukukun işlevsel olmaması gibi birçok faktör yalan söylemeyi kolaylaştırır, yalanın ortaya çıkarılmasını da bir o kadar zorlaştırır.

* * *

İdeolojilerin de yalanın kolaylaştırılmasına zemin hazırladığı görülmektedir.

Totaliter rejimlerin tarih sahnesine çıkmasının siyasetle yalan ilişkisinde bir kırılma, bir eşik oluşturduğu birçok düşünür ve tarihçi tarafından savlanmaktadır.

İdeolojik totaliter rejimlerin ilk kez SSCB’de Stalin döneminde yahut Almanya’da Nazi döneminde ya da her ikisinde neredeyse eşanlı olarak 1930’larda ortaya çıktığı kabul edilmektedir.

Ortodoks solun güçlü karşı çıkmalarına karşın ideolojik açılardan taban tabana zıt duruşlara sahip olan iki önderin (Hitler ve Stalin’in) yalan pratiklerine bakıldığında totalitarizm adı verilen rejim türünün sağ-sol ayrımı gözetmediği apaçık bellidir aslında.