Demokrasinin, temsili demokrasi olmasının en önemli sonucu; temsilcilerin, yöneticilerin belirlenmesi yani seçim yapılmasının zorunlu olmasıdır. Bugün demokratik ülkelerde ve demokratik olmamakla birlikte seçime yer veren siyasi sistemlerde birbirinden farklı çok sayıda seçim sistemi uygulanmaktadır. Yani seçimher şey’ olmamakla birlikte bir siyasi sistemin seçimler yapılmadan demokratik olduğu savlanamaz ve ilk koşuldur.  Aynı şekilde, genel oya dayanmayan seçimlerin olduğu temsili rejimler de demokratik olarak tanımlanamaz. Bir ülkenin siyasi sisteminin demokratik olup olmadığının ön koşulu sandıktır.  Bir iktidarın meşru sayılabilmesi için kaynağını yönetilenlerin rıza ve onayından alması gerekir.

* * *                                                              

Ancak bir siyasal sistemin, demokratik sayılabilmesi için seçimlerin yapılıyor olması da yetmez; aynı zamanda seçimlerin demokratik seçim ilkeleri doğrultusunda, adil yapılıyor olması gerekir.  Seçimlerin kuralları ve sonuçlarının değerlendirilmesi ise dünyada genel olarak 3 farklı seçim sistemi ile belirlenmektedir.Bunlar, kendi içlerinde farklı türevleri de olan çoğunlukçu sistemler, nispi temsil sistemleri ve karma sistemlerdir.Seçimden amaç temsilde demokrasi ve siyasal istikrarın aynı anda sağlanabilmesidir.  Demokrasinin temel amaçlarından birisi halkın yönetime katılabilmesi için uygun ortamı hazırlamaktır.  Ancak günümüzde her vatandaşın doğrudan yönetime katılma olanağı bulunamadığından ‘temsil’ olgusunun; yani temsili demokrasinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İktidar her ülkede bulunur ama asıl olan muhalefetin bulunmasıdır.  

* * *

Türkiye, 1946’dan bu yana yaklaşık 75 yıllık çok-partili yaşamında çeşitli seçim sistemlerini denemiştir.

1946-1960 yılları arasında uygulanan sistem, listeli basit çoğunluk esasına dayalıydı.

Bu sistemde iller birer seçim çevresiydi ve o ilde basit çoğunluğu (en fazla oyu) sağlayan parti, ilin çıkaracağı bütün milletvekillerini kazanıyordu.

1946 seçimlerinin ‘Açık oy ve gizli sayım ile yapılması’ garabetinin ardından 1950’de iktidar değişimi ile birlikte buna son verilmiştir.

1960 askerî müdahalesini takiben kurulan Kurucu Meclis, Millet Meclisi seçimleri için nisbî temsilini (D’Hondt versiyonu) kabul etmiştir.

* * *

1980 askerî müdahalesinden sonra kurulan Kurucu Meclis nisbî temsilin D’Hondt türünü korumuş, ancak buna hem seçim çevresi barajını hem yüzde 10’luk ülke barajını eklemiştir.

Türkiye’de geçmişte koalisyonlardan çektiğimiz sıkıntı ortadadır ama

Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sisteminde artık bu barajlara gereksinim kalmadığı ortadadır.

İktidar partisi ve MHP’nin barajın azaltılması konusunda bir düşünce içinde olduğu görülmektedir.

Ayrıca İktidar ve MHP iller bazında biraz daha daraltılmış bölge sistemini düşündüğü anlaşılmaktadır.

Asıl bunlardan daha önemlisi Türkiye’de eksiklik, parti içi demokrasi ve siyasi partiler yasasındadır.

Parti içi yönetimlerin ve milletvekilleri adayları, belediye başkan ve meclis üyelerinin belirlenmesinin kuşkuya yer bırakmayacak bir biçimde demokratik usullerle yapılabilmesinin sağlanmasıdır.

Türkiye’de demokrasi konusunda duyarlı olanların üzerinde durduğu budur.

Bu nedenle partiler güç ve çabalarını Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemini eski parlamenter Sisteme döndürme yerine özellikle Parti içi demokrasi ve demokratik bir seçim Sistemi için yoğunlaştırmalıdır.