Geçen haftaki yazımızda Siyonistlerin yazılarına ve ifadatlarına baktığımızda ve bu yazımızda da göreceğiniz farkı, Merhum Necmeddin Erbakan Hocamız dile getirirdi. Hocamıza binlerce milyonlarca rahmet dilerken, Siyonistlerin günümüzdeki tutumları hiç de, geçmişteki bu ifadelerin kayganlık cihetini muhafaza etmiyor ve her zaman
diliminde, Müslüman katline devam etmekte. Eski Türkiye; ittihad ve terakkinin, hristiyanlar hakkında reva gördüğü davranışlardan birini yapmak veya mâbed-i ve mezheb-i diniyeleriyle Musevilerinkine tariz ve müdahale etti mi? Yalnız; eski
Türkiye'nin kabahati, Siyonistlere bende olmadığı ve "Arz-ı Filistin"i
onlara vermeyi vaad eylemediği değil midir? diyor, Mehmed Selahhaddin
Efendi 'Bildiklerim’ adlı kitabında. 

Bu meseleye uzun uzadıya temas ve tetkike şu eser müsait olmadığından sözü uzatmadan vakit israfına lüzum görmüyorum. Sayfalarımıza aldığımız nutkun bazı bölümlerinin tercümesini ve bu husustaki beyan olunan görüşü İstanbul'da yayımlanan "Beyan-ül Hak" ceridesinin, Trabzon'daki, "İkbâl" gazetesinden nakille yazdığı makale ve beyan-ı mütalaası okuyucularımızın düşünce dünyasında aydınlanmağa kifayet eder.

 

MAKALE SURETİ

"Trabzon’da yayımlanmakta olan İkbal Gazetesi’nden İktibastır."

Evet. Bu yeni düşman bundan yirmi asır evvel, Osmanlı İmparatorluğu’nun
Arz-ı Filistin Nâmıyla yâd olunan bir kıtai kıymetdârandan (topraklarından) hicrete mecbur olmuş İbranilerin, ahfadı olan bugünkü Musevilerin müfrit düşünce sahiplerinden, Siyonistler adını taşıyan kitledir. Fikirlerini yaymaları Siyonizm adıyla
yapılmaktadır. Bu yeni Yahudilerde, ecdadının Ben-i İsrail topraklarında Ganudei Türab-ı âdemi olan, hatırat-ı mâziyesini ihya etmek ve araziy-i mukaddese de yeni bir devlet-i mütemeddine-i İsrailiye'yi teşkil ve tesis etmek ve nihayet bütün bütün dünyadaki Musevileri, arz-ı mev'udun kızgın çöllerinde, münbit vâdilerinde "Hz.Musa"nın Mabud-u âzamı ile olan mülakatı ve "Evamir-i Aşere"nin alındığı mahal
olan füyuzatlı semânın kahredici pençesinden, kurtararak berhayat-ı istiklâl ile vâyedar bir ömür, huzur ve sükûn ile yaşatmak ve bu amâl-i azimle bugün yaşıyorlar. Dünyanın dört bir yanına saçılmış, mevcudiyet-i siyasiyesini kaybetmiş bir millet-i kadime için, bu emel tâbii haldendir. Fakat vatanın her köşesini ne şekilde olursa olsun, istilâcı kuvvetlere karşı müdafaa etmekte tabiatıyla mâkul ve meşrûdur.

Binaenaleyh; Siyonistlerin bütün bu emel uğrundaki teşebbüsünü,adım adım takip etmek ve ona göre memleketimizde engel olucu tedbirler alalım. Hükümetimizin, daha (145) doğrusu milletimizin en mühim vâzife-i vatanperverânesidir. Bugünkü düşmanın memleketimizi fethetmek hususundaki amâl ve hareketini imâni bir nazarla tetkik edersek hiç şüphe yok ki garip bir fikr-i istilânın karşısında bulunuruz... Saha-i arz da, neşvünema bulan insan neslinin, vakit vakit aileler ve kabileler, devletler kurma hususundaki, geçirdiği şekil, ne mâziye ne de günümüze asla benzerliği olmadığını görürüz. Çoğunlukla harp ve darp ile gasp, yağma ve tegallüple kurulmuş olan devletlerin, velhasıl mahsul-ü tahakküm ve zülum olan devletlerin tekâmül
menkıbeleri münasebetleri olamayacağını görürüz. İşte bugünkü devlet-i melhuze'nin gelecekteki varlığıda 20. Asrın bedi-i hârikulâdesi gibi yeni bir bedia-i medeniyet, yeni bir numûnei gâlibiyet olarak, bu asr'ın ve belki de gelecek asırların, bir vakai önemsizi telakki edilecek bir tarzda hayat bulmak istiyor. Devlet ve milletimizin kudret-i içtimaiyyesi ve siyasiyyesinden temenni edelim ki, vatanımızın bu kıymetli uzvu şimdi ve gelecekte üzerinde böyle bir hâdise-i halinde, Beriyetüş Şam'da ve nihay et Irak-ı Arab'da, bütün o havali-i kadime-yi İsrailiye’de geniş arazi satılması, Musevi muhacirleri iskân etmek ve bu yol ile, mübarek yerde gelecekte istiklâlini elde edecek, İbraniler kavi bir mevcudiyeti canlandırıp, zaman zaman ihtilâl teşebbüsleri ve de isyanlar ile muhtariyete veya mümtaziyete nâil olarak velhasıl, Devlet-i Osmaniyeyi maddi ve manevi yönden zayıf düşürerek onun enkazı üzerinde yeni bir uzviyet-i
siyasiye kurmak suretiyle, vâris-i ebedisi olmak siyaseti, Siyonistlerin esasülesas hareketleridir. Bununla beraber maksada varmak için takip olunan diğer yollar vardır ki, onları da Siyonistlerce, "Musevi Prensi" diye yâd edilen, Rusyalı Oşiken adlı Yahudi’nin "Program" unvanıyla yayımladığı eserinden öğreniyoruz. Oşiken, bunları
dört noktada topluyor :
1) Arz-ı Filistin’de servet ve marifet cihetiyle galip gelmek.
2) Yahudilerin bütün kuvvetini ve sermayesini tanzim edip yükseltmek
3) Musevilerde milliyet hissini çoğaltıp, yaymak.
4 Maksadı temin için diplomasi yoluyla mesai sarf etmek.

Birinci yoldaki başarı arazi satın almaktan ibarettir. 1839 senesine rastlayan 1255 hicri senesinde (146) ilân edilen Tanzimat "Hatt-ı Hümayûnu" ile memleketimizde hukuk-u medeniye ve siyasiye esasları konarak müsavat ve hürriyet ikilisi rüşeym (cenin) hâlinde meydana çıkınca bundan cesaret bulan Yahudiler, iki bin sene evvel
terk ettikleri Kudüs-ü Şerif Sancağı havalisine hicrete başlamışlar ve bu ana kadar 100 bin nüfusa bâliğ olmuşlardır. Bunların, ancak 10 bini Osmanlı tâbiyetinde olanlardır. Roçild gibi, ünlü Yahudi zenginin yardımları sayesinde, 100 bin dönüm kadar arazi satın almışlardır.

Osmanlı imparatorluğu gibi geniş arazisinde 100 milyon nüfusu bile besleyebilen fâkir ve medeniyete ihtiyacı olan bir devletin muhacir kabulu, memleketin imârı noktai nazarından câiz,hâtta şâyan-ı makbulsa da, vatanın bir parçasına yerleşip de servet
biriktirip kudret sahibi olduktan sonra imtiyaz sahibi olma siyasetini güdüp icabında kıyam edecek herhangi bir ferdi, kitle hâlindeki muhacirleri hudud-u hâkimiyetten bir adım ileri geçirmemekte daha çok elzem ve önemli bir vazifedir. Bugün Rusya gibi Siyonizm tehlikesine mâruz kalan bir devlet, Yahudilerin esasen pek câhil ve
gâfil olan Moskof köylülerine karşı sahip oldukları üstün sosyal hayatlarını kendi milletinin saadeti için bir felâket sayarak onları cidden uzaklaştırdığını düşünürsek, bizim Siyonistlerin öncüsü olarak telakki edilen, Musevi muhacirlerin kabulüyle kendilerinin arazi almalarına razı gelmememiz gerekirken, aksini yapmamız büyük
hatalardan sayılır.

Rusya'dan Musevilerin uzaklaştırılması yeni bir hadise olmadığı gibi bizde istimâlin siyasetide yeni işletilmiş değildir. Komşumuzdaki bu teyakkuz ve şiddete mukabil bizde kötülüğü affedici merhamet ve gaflet ne kadar üzücüdür. Mamafih geçmişte bu merhamet ve gaflet son zamanlarda,"âmal-i şahsiye" endişesine münkalip olduğuna
ve bunun daha ziyade felâkete sebep olacağına şüphe yoktur. Hâtta gizli ellerin bu temayülat-ı, milliyetperveranelerine inzimam eden ihtirasları devam ederse, kısa zamanda Osmanlıların başına bir siyonizm gâilesi çıkacağından bihakkın endişe edilmelidir.

(Devam Edecek...)

Fiemanillah.

Kaynak: Bildiklerim. ABDÜLHAMİD'İN ŞİFRE KATİBİ (BİLDİKLERİM)
Hazırlıyan: Metin Hasırcı Sh.144,145,146