Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılına 2 yıl gibi bir zaman kaldı.

Yeni genel seçimlere de...

Salgınla mücadelede yeni bir sürece giriyoruz.

Gelecekten beklentileri var toplumun...

Beklentiler düşlenirken, eskileri de anımsamak gerekir mi?

Kuşkusuz ara sıra şöyle dönüp bir geriye bakmak gerekli olsa da, bunu alışkanlık haline getirmek önümüzdeki duvarı göremeyip toslamamıza da neden olabilir mi?

Geçmekte olduğumuz süreç ülkemizi olduğu gibi dünyanın bütün ülkelerini öyle-yahut böyle etkiledi.

Sağlık açısından sıkıntılar yaşandı, çalışanlar, iş dünyası zor günler geçirdi.

Bunlar kuşkusuz ilerisi açısından ders alınması gereken bir süreç olarak geride kalacak.

Ama asıl olan ileriye de bakmak zorundayız.

Bu günler aşılacak hiç kuşkusuz.

Sürekli geriye bakarak, çoğu kez de aşırı bir korku ile geçmişi düşünmek geleceği kurmada, planlamada ayağımızın tökezlemesine, duvara toslamamıza yol açmaz mı?

Yahut da sürekli geçmişe imrenerek aynı sonucu doğurmaz mı?

Onuncu yıl marşını ideolojik kamplarının bir utku ritüeli haline getirenlerin 100. yıla sayılı günler kala Türkiye’nin bambaşka bir çehre ile girdiğinin farkında değiller mi?

 * * *

Siyasal kutuplaşmayı ‘AK Parti karşıtlığına’ indirgeyenler ‘nasıl olursa olsun iktidarı düşürmek’ isteyenler akıllarına da, yüreklerine de, duygularına da ambargo koyduklarının farkında değiller mi?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılına yaklaşılırken, hala neredeyse bir asır öncesinin ritüellerine sarılmak, ona imrenmek, medet ummak, en azından günü ıskalamak değilse ne olabilir?

Öte yandan son 20 yılda Türkiye’deki değişim ve dönüşümü göremeyenlerin geleceğe yönelik hangi hayal ve düşleri olabilir?

Cumhuriyet döneminde yapılan yolun son 20 yılda ikiye katlandığı,‘Demir ağlarla örüldüğü söylenen’ Türkiye’de demiryollarına son 20 yıl öncesine kadar geçen 50 yılda çivi çakılmadığı, bugünse kentlerin birbirine hızlı trenlerle bağlandığı gerçeği es geçilerek nereye varılabilir?

2002 dış satımının 36 milyar dolardan bugün küresel kriz ve salgına karşın 180 milyar doları aştığını, kişi başı gelirin 3 bin doların altından bugün 8-9 bin dolara ulaştığı gerçeğini görmeden Türkiye’de hangi düşler ve hayallerin ayakları yere basabilir, inandırıcı olabilir?

* * *

İnsanoğlu doğası gereği hayal kuran, imgeleyen, düşleyen bir canlıdır.

Yapmak istediklerini, başarmak istediklerini, hoşuna gidecek olan durumları düşlemek insan olmanın belki de en mucizevî yetisidir.

Çünkü insan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.

Yaşamın çift taraflı işleyen bir mekanizmaya sahip olduğunu belirtir uzmanlar.

İyi düşündüğün takdirde karşına iyi şeyler çıkacağı gibi kötü düşündüğün takdirde de karşına kötü şeylerin çıkması olasıdır.

Yaşamın genel işleyişinden bağımsız hayaller kurarak değil, yaşamın genel işleyişi ile birlikte kurduğumuz hayali gerçekleştirmeye çalışmalıyız toplum olarak da.

Türkiye uzunca bir süredir 2023 hedeflerine kilitlenmişken karşımıza bir yığın olumsuzluklar çıktı küresel kriz, salgın ve iç karmaşalar, darbe ve girişimleri gibi.

Bütün bunlara karşın hedeflerinden vazgeçmedi Türkiye...

O noktada-bu noktada bir sonuca varılacak kuşkusuz.

Evet, geriye bakalım…

Ne ki, ağaca bakarken ormanı da es geçmeyelim...

Sürekli burunlarının ucuna bakanlara inanarak da duvara toslamayalım!..