Salgın ile birlikte son bir yıldır halkın gündeminde gıda fiyatlarındaki artış var.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, tarımsal girdi fiyatları yıllık bazda yüzde 29,38 arttı.

Yaşam pahalılığından şikâyet ederken Türk esnafı ise gıda fiyatlarındaki artışı 'piyasayı belirleyen bir çeteye' bağlıyor.

TÜİK, ağustos ayı enflasyon rakamlarına göre tüketici enflasyonu ağustosta yüzde 19,25 oldu.

Ağustosun enflasyon şampiyonu yüzde 3,18 ile gıda olurken, yıllık gıda enflasyonu ise yüzde 29’u buldu.

Halkın değişik kesimlerine göre ise bu rakam yüzde 40’ında üzerinde...

* * *

Türkiye’de bu gelişmeler yaşanırken durum dünyada nasıl peki?

Salgın, Avrupa enerji sektörünü de vurdu.

Avrupa'da hem elektrik hem de doğal gaz fiyatları son bir ayda ikiye katlandı ve 9 aylık artışlar yüzde 250'leri aştı.

İngiltere'de elektrik fiyatı 9 ayda üçe katlandı, İtalya'da fiyatlar son bir ayda yüzde 30 yükseldi.

Almanya yüz yılın en yüksek enflasyonunu yaşıyor.

Türkiye'de bu alandaki artış ise Avrupa'nın çok gerisinde yer alıyor.

Bunun nedeni Türkiye’de yerli ve yenilenebilir enerji projelerinin bir-bir devreye girmesi...

Ne ki, dövizin yüksekliği ile dışarı bolca sattığımız gıda, içeride fiyatların artışına neden oldu.

Bu da Türkiye’de bir yaşam pahalılığı konusunu gündeme getirdi.

Muhalefet bunun üzerine gidip iktidara sert eleştiriler getirince iktidar da çözümü Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla tanzim satışlarını devreye sokmaya karar verdi.

Tartışmalar daha da alevlendi...

Peki, bu kooperatif mağazaları halka daha düşük fiyatta gıda sunumu yapabilir mi?

Dahası bu, serbest piyasa mantığına ne kadar uygun?

* * *

Yıllar geçti, şu enflasyonun sorumlusunu hala bulamadık.

Şimdi çözüm olarak Tarım Kredi Kooperatifleri’nin market sayısını artırmaya, yani "büyük bakkalcılık" yapmaya karar verdik!

Devlet üretimde, ticarette olmamalı, derken!..

Devlet, kimi durumlarda devreye girerek tekel oluşumu ile büyük marketlerin halkı ezmesini kuşkusuz önlemek isteyebilir.

Bunda serbest piyasa mekanizmasına çok da aykırı bir durum yoktur.

Ne ki, bu sürekli olmamalıdır...

Dahası devlet memurluğu aracılığı ile ticarette rekabetçi bir ortamın oluşturulması olası değildir.

Bilineceği üzere serbest piyasa ekonomisi, ekonomik faaliyetlerin tam rekabet koşulları içinde serbestçe yapılabildiği, ekonomik sorunların çözümünün devletin ekonomiye müdahalesiyle değil fiyat mekanizması aracılığı ile gerçekleştirildiği ekonomilerdir.

Dolayısıyla çözümü başka alanlarda aramak gerekir...

* * *

Tarımsal üretim riskli bir alandır...

Kimi yıllar kimi ürünlerin az yahut çok üretilmesi durumu yaşanabilir...

Bunu önceden planlayarak, “Şu ürünü şu üretici şurada bu kadar ekecek” demek kolay değildir.

Hele bunu devletin yapması hem zor hem de doğru değildir.

Devlet, salt makro planlamalar yaparak üreticiye yön gösterebilir. Üreticiyi destekler ve piyasayı denetler, varsa bir tekel hareketi bunu önler...

Türkiye’de asıl sorun gelir dağılımı adaletsizliğidir...

Kırmızı etin, pirincin, peynirin vb. pahalı olduğundan söz edilir.

Kime göre pahalıdır, sorusunu sormak gerekir öncelikle.

Geliri aylık 20 bin, 30 bin ve hatta daha yukarı olanlar için değildir her halde!

Toplumun yüzde 20’lik alt gelir grubu içindir bu pahalılık...

Bunun da yolu, bu kesime gıda fiyatları başta olmak üzere belirli bir indirim desteği sağlamaktır.