Biliyoruz ki; 15 Mart tarihi tüm dünyada kabul edilmiş Dünya Tüketici Günü’dür. Ülkemizde o tarihi takip eden bir hafta da Tüketici Haftası olarak kutlanmaktadır.

Ama yeterli ve coşkulu bir kutlama olmakta mıdır bu bir haftada?..

İşte o tartışılabilir. Çünkü son yıllarda Dünya Tüketici Günü ve Haftası, ülkedeki genel sorunlar nedeniyle hep gölgede kalmaktadır. Hele-hele 2 yıldan beri pandemi nedeniyle hiçbir etkinlik yapılamamaktadır 15 Mart tarihlerinde…

Bu yıl da öyle oldu. Sessiz-sedasız geçti 15 Mart Dünya Tüketici Günü…

Şimdi konunun bireysel ve toplumsal anlamdaki önemini anlatabilmek için bazı tanımlardan yola çıkmaya çalışacağım.

Tüketici: bir mal veya hizmeti fayda sağlamak için satın alan ve kullanan nihai kişidir. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi; hepimiz birer tüketici olarak,  bu ekonominin önemli çarklarından biriyiz. Tüm dünyada olduğu gibi, bu ülkede ve yaşadığımız şehirde “üretilen mal ve hizmetleri satın alarak” ekonominin lokomotifi işlevini görüyoruz.

Bu anlamda;  tüketicilerin ülke ekonomilere nitelikli katkısını göz ardı etmemek gerektiğini anlıyoruz. Tüketiciler; “bilinçli tüketim yaparak” bir tarafta kendi ekonomik çıkarlarını korurken, öte yanda da üretici firmaları kaliteli ve ucuz mal /hizmet üretmeye yönlendirmektedirler. Ticaret ve sanayinin doğal denetleyicisi olarak ülke çıkarlarını da koruyan tüketiciler, bu duyarlılıkları ile dünya kaynaklarının bilinçsizce tüketilmesine de karşı durmaktadırlar. Bu açılardan bakıldığında; tüketicinin ne kadar büyük bir güç ve denge faktörü olduğu görülmektedir.

                                BİLİNÇLİ TÜKETİCİ SAYISI ÇOK AZ!..

Ancak; ülkemizdeki bilinçli tüketici sayısı yok denecek kadar azdır.  Büyük kentlerde kurulu bulunan tüketici derneklerine “sadece işi düşen insanlar” üye olmakta, çoğunluğu emekli birkaç yürekli insan dışında bu derneklere yönetimsel anlamda yeterli katkı da sağlanamamaktadır. Şu anda ülkemizdeki tüketici derneklerine üye olan bilinçli tüketici sayısının: 100-110 bin civarında olduğunu tahmin ediyorum. 4 Tüketici Derneği Federasyonu olan ülkemizde, son zamanlarda fesih olmuş tüketici dernekleri ile de karşılaşıyoruz. Yapılan araştırmalarda; bugün itibarıyla aktif tüketici derneği sayısının 114 olduğunu öğreniyoruz. Bursa’da faaliyet gösteren 2 ayrı Tüketici Derneği de,  yaşadıkları ekonomik sorunlara rağmen hakkı yenen veya haksızlığa uğrayan hemşerilerimize yol gösteren sivil toplum kuruluşları olarak faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Son dönemlerde çok fazla etkinlik göstermeseler de!..

Şimdi tüketici hakkı arama yöntemlerinin başka ülkelerde ve ülkemizde nasıl işlediğini, yetkililerin tüketici sorunlarına karşı ne gibi yaptırımlar uyguladığını çeşitli tarihlerde 3 farklı ülkede yaşanmış 3 farklı örnek ile anlatmak istiyorum.

Bakalım tüketici  hakları açısından dünyanın neresindeyiz?..

                      DÜNYADAN ÖRNEKLERLE TÜKETİCİ HAKLARI

ÖRNEK 1-ALMANYA: Braunschweig kentinde bir süpermarketten alışveriş yapan 17 yaşındaki lise öğrencisi Elka Hommer, vitrin tipi buzdolabından alışveriş yaparken, buzdolabının ön bombe camlarından birinin aniden yerinden çıkarak kırılması nedeni ile ayağından yaralanır. Oldukça basit görünen bu cam yaralanması olayından sonra, duruma el koyan kentteki Tüketici Birliği, süpermarketin 1 hafta kapatılmasına ve öğrenciye/ailesine önemli miktarda maddi tazminat ödenmesini sağlar. Hem de bu yaptırım ve ceza kararları, bir haftalık kısa bir süre içinde gerçekleşir. Tüketicinin hak arama davası ve sonucu aylarca falan sürmez. Kısa sürede sonuçlanır bu hak arama süreci… Olması gerektiği gibi yani…  

ÖRNEK 2-A.B.D: Ülkenin Kaliforniya eyaletinde bulunan dünyaca çok ünlü bir hamburger firmasının bir şubesinde yemeğini yiyen ve ardından kahve isteyen 61 yaşındaki Johanne Pinner’ın üzerine 90 derece ısıtılmış neskafe suyu dökülür. Servis yapan garsonun dikkatsizliği nedeni ile meydana gelen olay sonrasında; Bayan Pinner, 2. derece yanık teşhisi ile rapor alır. Tüketicinin şikayeti üzerine ünlü hamburger firması 2 gün süreyle kapatılır ve Tüketici Mahkemesi yaşlı kadına 7 bin dolar tazminat ödenmesine karar verir.

ÖRNEK 3-TÜRKİYE: Bundan yaklaşık 11 yıl önce; Eskişehir’de yaz mevsiminde bir tavukçu dükkânından yemeklik tavuk alan ve bu gıda maddesi ile yapılan akşam yemeğini yiyen Dökmeci ailesinin 9 yaşındaki kızı Vildan zehirlenerek yaşamını yitirir. Ailenin diğer fertleri de zehirlenir ama hastanede kurtarılır. Olaydan sonra sağlığa uygun olmayan şartlarda tavuk eti üreten ve satan firmaları dava eden Baba Alpaslan Dökmeci, ne yazık ki istediği/beklediği sonuca ulaşamaz ve “küçücük kızını sağlıklı üretilmemiş veya soğuk zincirde korunmamış tavuk eti nedeniyle kaybeden bir baba olarak”  Türkiye Tüketici Hakları tarihine geçer. Açılan dava aylarca sürer ama tüketicinin hakkı tüketiciye ulaşmaz bir türlü…

                      ÇAĞDAŞ BİR TÜKETİCİ YASASI VAR AMA!..

Bu örnekler “tüketici hakları” açısından nerede olduğumuzu net ve açık bir biçimde gösteriyor. Şimdi herkesin “acaba biz nerede yanlış yapıyoruz?” sorusunu kendisine sormasının tam zamanıdır.

Tüketici hakları açısından dünyaya uyumlu çağdaş yasalarımız var. Tüketici haklarını ana gündem olarak belirleyen bir Genel Müdürlük bile var Ticaret Bakanlığı’nda… Bakanlığın Tüketicinin Korunması ve Piyasa Gözetimi Genel Müdürlüğü bu konuda hizmet veriyor.

Ama haklarını bilen, gerektiğinde bu hakkı arayabilen bilinçli tüketicimiz yok denecek kadar az… Temel sorun buradan kaynaklanıyor zaten…

Tüketicileri aydınlatmakla görevli mevcut tüketici dernekleri, ne yazıktır ki maddi sorunlar nedeniyle yüksek verimlilikte çalışamıyor. Bizdeki tüketici derneklerinin, Avrupa’daki tüketici birliklerinde olduğu gibi; kendilerine has bir gıda analiz laboratuarları, maaşları devlet tarafından karşılanan laborantları, halk sağlığı uzmanları, avukatları, telefonla danışma memurları bile yok. Kısıtlı olanaklarla hizmet veriyor tüketici dernekleri… Oluşan çetrefilli sorunları da il ve ilçelerin Hakem Heyetlerine aktararak çözmeye çalışıyorlar.

Ve de en önemlisi… Herhangi bir tüketici hakkı ihlalinde; nereye, nasıl ve ne zaman başvurabileceğini tam olarak bilmiyor vatandaşlarımız…

Olur-olmaz zamanda elektriğimizi ve suyumuzu habersizce kesen kuruluşları, kime şikâyet edeceğimiz konusunda bile bilgisiz bir toplumuz.

Gıda zehirlenmelerinde ne yapacağını bilmiyor gıda tüketicileri… Elindeki satış belgesi ve raporu ile hastane masraflarını satıcıya ödetebileceğinin farkında bile değil…

Özürlü bir mal veya hizmet aldığında; bunun nasıl tazmin edileceği konusunda da hiçbir şey bilmiyor insanlarımız…

Aslında… Bilinçli birer tüketici olursak, ülkemizdeki tüm mal ve hizmetler;  daha kaliteli,  eksiksiz ve yeterli olur. Kimsenin de hakkı yenmez.

Ülkenin mal-hizmet üretim ve satış sonrası hizmetlerinde de bir denge oluşur.

Böylece ülke ekonomisi ivme kazanır. Ürün kalitesi yükselir tüketici talepleri ile…

Öte yandan da… Tüketicinin hakkı da, tüketiciye gider!..

Her şeye rağmen… Süpermarket, AVM, Beyaz Eşya satıcıları, restoran ve pastane gibi işyerlerinde; herhangi bir tüketici sorunu ile karşılaştığımızda; hakkımızı aramayı bir öğrenebilirsek…

Sağlıklı, güvenli ve yaşantılarımızı riske atmayan gıdalarla beslenmeyi becerebilsek!..

Her şey daha iyi olacak ama?..

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÖZLÜ SÖZLER: Problemlerin üzerinde kuluçkaya yatarsanız,  mükemmel civcivleriniz olur. (Zig ZAGLAR)