Geçtiğimiz hafta sonu Bursa Tüm Tatar Türkleri Dayanışma Derneği üyesi bir grup arkadaşla derneği temsilen Romanya, Köstence, Mangalya’da gerçekleşen Demokrat Tatar Birliği Otantik Festivali’ne gitme ve izleme fırsatım oldu.

Aslında her yıl gerçekleşen ama pandemi nedeniyle geçen yıl gerçekleşemeyen bu festivale talep üzerine Bursa’dan mehter takımıyla katılacaktık ama son gün çıkan vize işlemlerindeki bir sorun nedeniyle izleyici olarak birkaç arkadaşla katıldık.

2019 yılında Bursa Büyükşehir Belediyesi destekleriyle katıldığımız Bursa Mehter Takımı festivalde büyük beğeni toplamıştı.

O nedenle yeniden böyle bir talep gelmişti ama vize konusundaki sorunu aşamadığımız için bu talebi karşılayamadık.

Uluslararası özelliği olan ve Tatar Türklerinin kültür ve tarihsel yaşamlarının yansıtıldığı böyle bir festivalde dünyanın birçok ülkesinden gelen (Türkiye, Bulgaristan, Moldavya, Özbekistan, Kazakistan, Macaristan, Kırım, Filistin) Tatar Türkleri kuşak güreşi, folklor, giyim-kuşam ve yeme-içme kültürlerini yeniden görme şansı bulduk.

Ama en büyük sorun, dünyanın çeşitli bölgelerinden gelen Tatar Türklerinin ortak bir dil konusundaki durumuydu.

* * *  

Dünyadaki bütün Türklerin birbirlerini kolayca anlayabilecekleri bir dili kullanmaları, Türkiye’den Özbekistan‘a giden bir Türk’ün oradaki soydaşlarımızla hiç zorlanmadan anlaşabildiği, Tataristan’dan Türkiye’deki bir üniversiteye gelen bir Tatar Türkü’nün ilk yıl Türkiye Türkçesini öğrenmek zorunda olmadığı bir yapının sağlanması gerçekliği bütün yalınlığıyla ortadadır.

Türkler, bugün çok geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda. Anadolu’dan Avrupa’ya, Balkanlardan Kafkaslar’a, Afika’dan Uzak Doğu’ya kadar her yerde Türk‘ün yaşadığına tanık olmaktayız.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Özbekistan‘da, zamanla Türkçenin özellikle ses yapısında değişmelerin meydana geldiğini görülmekte.

Türklerin dünya üzerine dağılmasından sonra birbirleriyle pek ilişki içerisinde bulunmamaları ve diğer Türk illerinden habersiz yaşamaları, dilde de farklılaşmaları beraberinde getirmiş.

Türk dünyasında dilsel anlamdaki bu farklılıklar, kuşkusuz bizim kültür, tarih, soy, ulus… birliğimizide derinden etkilemiş.

Özellikle Sovyetler Birliği döneminde Rusların egemenliği altında yaşayan soydaşlarımıza Rusça öğretilmiş ve onlara “Sen Türk değil Azerisin, Özbeksin, Tatarsın, Kazaksın…” denilerek, onlar Türk dünyasından koparılmak istenmiş.

Artık şimdi bütün Türk dünyasında rahatça konuşulabilecek ve yazıya aktarılabilecek ortak bir Türk dili oluşturmak.

* * *

"Dilde, işte, fikirde birlik" sözleriyle Türk topluluklarının birleşebileceği fikrini savunan, basın ve eğitim çalışmalarıyla iz bırakan İsmail Gaspıralı'nın düşünceleri bugün de sıcaklığını daha sıcak bir biçimde korumakta.

Dünya Müslümanlarının ve Türklerin birliği ve kalkınması için mücadele eden İsmail Gaspıralı, gerek basın-yayın yoluyla ve uyguladığı yeni eğitim metotlarıyla gerekse yazdığı eserlerle bu hedefine ulaşmak için büyük çaba göstermişti.

Ortak Türk Dili’nin kurulması için, ön koşullardan birisi “Ortak Türk alfabesidir.

Bu konuda, son zamanlarda çalışmalar yapılmış ve 34 harfli Ortak Türk Alfabesi oluşturulmuştur.

Bugüne kadar bu ortak dilin oluşturulamama nedenlerinden birisi de, alfabe ortaklığının olmamasıdır.

Latin, Kiril ve Arap Alfabelerinin kullanıldığı Türk dünyasında, bugün neredeyse bütün Türk devletlerinde Latin Alfabesi‘ne geçilmiştir artık.

Son olarak Gagauzlar, Kiril Alfabesi’ni bırakıp Latin Alfabesi‘ne geçiş yapmışlardır.

Bütün Türk devletlerinde Latin Alfabesi‘ne geçişin tamamlanması, ortak dil yaratma çabaları açısından oldukça sevindirici bir gelişmedir.