Aşağıda gördüğünüz, Vincent van Gogh’un “Bir Tabak Soğan” natürmortu. 1889 yılında, yani intiharından bir yıl önce yapılmış. (İntiharı da tartışmalıdır)

Vincent usta, deli-dâhi kimliği ve sıra dışı davranışları hala konuşulan bir ressam. Pek çok da bağımlılığı var. Bol miktarda absent (pelin otu likörü) tüketiyor, boya malzemelerini yemeğe kalktığı rivayet ediliyor. Meşhur kulak kesme olayının devamında uykusuzluk (insomnia) sorununun üstesinden gelmek için yastık ve çarşaflarına bol bol kâfur döktüğü ve neredeyse kâfursuz yapamadığı söyleniyor. Şimdi tablodaki masa üzerinde bulunan kitaba biraz yakından bakalım. Evet, bu bir kitap. “Manuel Annuaire de la Santé”, her yıl içeriği yenilenen bir tür sağlık almanağı. Yazan, dönemin ünlü şahsiyetlerinden François-Vincent Raspail. Kimyager, doğa bilimci, doktor, hukukçu ve sosyalist bir politikacı. Unutmayalım ki o dönemde bilimin dalları bugünkü kadar ayrışmamış. Biyolojide “hücre teorisi”nin öncülerinden. “Omnis cellula e cellula/her hücre daha önce var olan bir hücreden ürer” lafı aslında ona ait. Raspail'in bir takıntısı var: Kâfur. Gerek onun kitabına, gerekse dönemin diğer tıp kitaplarına baktığınızda ortalık kâfurdan geçilmiyor. Her derde deva evrensel panzehir (panacea) muamelesi görüyor Van Gogh ile Raspail’in yollarını kesiştiren de bu kâfur düşkünlüğü oluyor. Kâfur (Cinnamonum camphora) aslında bir tür defne ağacı. Çok kuvvetli keskin bir kokusu var. Sumatra, Borneo, Endonezya gibi bölgelerde yetişiyor. Yaprak, gövde kabuğu ve odunundaki yağ hücrelerinde kâfur (camphora) oluşuyor ve yaşlı gövdelerde yarıklar içerisinde kristalleşiyor. 20-25 yaşlarındaki ağaçların odunu kesiliyor, damıtılarak uçucu yağ elde ediliyor. Yağ soğutulunca kâfur kristalleşip çöküyor. Başka bitkilerin doğal yapısı içinde de kâfur var. Biberiye (Rosmarinus officinalis) mesela, %10’la 20 arası kâfur içeriyor.

Fesleğeni de atlamayalım, onda da var. Keza adaçayı, kişniş, karabaş, lavanta vs hep kâfur içeren bitki ve çiçeklerden. Ekonomik nedenlerle laboratuvarda da sentezleniyor kâfur. Kadim kullanımı var. Eski Çin’de hayat ağacı olarak görülüp, meyvelerinin ölümsüzlüğe geçişi sağlayacağı düşünülüyor. 2000 yıl yaşayan kâfur ağacı var. Bu süreyi 30 mt.’ye varan uzun gövdesiyle beraber düşünün, “ölümsüzlük” bağlantısı kurulabiliyor o zaman. Yetmedi; mumyalamada kullanılıyor, dinsel törenlerde kullanılıyor, Hindistan’da yemeklere konuluyor, hatta Kuran’da cennetteki hayatın tasvirinde içecek tanımlanırken gene onu görüyoruz:

“İnnel ebrâra yeşrabûne min ke’sin kâne mizâcuhâ kâfûrâ: Muhakkak ki ebrar olanlar, içinde kâfur bulunan kadehlerden içecekler” Vicks’in aktif maddelerinden biri. Keza Tiger Balm diye bilinen Çin yağında ve Bengay’da da var. Yarar veya zarar kavramları, her durum, miktar ve kullanımda değişken. Kâfur çarpıntı (taşikardi) yapabiliyor. 10 ml kâfur, 6 yaşında ki bir çocuk için öldürücü olabiliyor. Unutmayın, doğal veya yapay her ilaç aynı zamanda zehirdir. Elma, kayısı, acıbadem çekirdeği mesela, hidrojen siyanür içerir. Zehirdir. Gerçi ölmeniz için gereken miktar öyle çoktur ki o kadar çok çekirdeği normal bir insan zaten yemez. En az 50 tane acıbadem çekirdeği yemeniz lazım ki ölümcül doza gelsin. Raspail bir likör formülü hazırlıyor. Kıçın da ağrısa bunu iç, başın da ağrısa. “Kıç”, lafın gelişine söylenmiş değil. Hemoroid ve fistül için önerilen bu alkollü kâfur mesela. İçilmiyor da sürülüyor. Bu kâfur efsanesi zamanla ilginç yerlere gidiyor. Mesela erkek hastaya idrar yollarıyla ilgili bir operasyon mu yapılacak? Hastanın penis bölgesine hemen kâfur sürülüyor. Neden? Çünkü böylece istenmeyen ve bazen acil ameliyat gerektiren inatçı ereksiyonların (priapism) önüne geçiliyor. Buradan hareketle toz haline getirilmiş kâfur, tıbbî olmanın yanı sıra “ahlâkî” bir göreve doğru da evriliyor. Şehevî duyguların bastırılması amacıyla erkek yatılı öğrencilerin çarşaf ve iç giysilerinin ilgili bölgelerine kâfur tozu serpiliyor. “Askerde karavanaya şap katılıyor” efsanesinin kökeni bu uygulama mıdır acaba, onu bilemiyorum. Kafurun hikayesi burada bitmiyor ama şimdilik bu kadar.