Zor günler yaşıyoruz. Bir taraftan her gün bir uçak dolusu insanı kaybediyoruz koronavirüs nedeniyle… Hastaneler ağzına kadar dolu ve okulların açılmasından sonra salgın hastalık yayılıyor giderek…

Diğer taraftan hayat pahalılığı… Özellikle gıda ve temizlik malzemelerindeki anormal fiyat artışları aile bütçelerini zorluyor. Kazalar, cinayetler ve diğer olumsuzluklar da cabası…

Zorlanıyoruz bu yaşam şartlarının ağırlığı karşısında…

Tutunacak bir dal arayan sonbahar kuşları gibiyiz.

TV ve gazetelerde bizi gülümsetebilecek güzel bir haberlere, herkesi mutlu edecek küçük bir aksiyona ve derdimizi dinleyecek, sorunlarımıza çözümler getirebilecek dostlara/arkadaşlara daha çok ihtiyacımız oluyor artık…

Peki… Saydınız mı… Sorunlarınızı paylaşacağınız kaç iyi dostunuz kaldı çevrenizde?..

Kaçı gitti yaşantınızdan apansız?..

Kaçı hala direnmekte, “onurundan bir şey kaybetmeden” yaşamın ağır şartlarına?..

Kimi ekonomik kriz kurbanı olup işyerini kapattı yıllar önce… Sonra yaşamının tüm pencerelerini kilitledi ve kapandı içine… Kimi ise; işini ve geleceğini kaybetti, yok oldu hayatın tam dibinde.

                        “DOĞDUĞUM YER DEĞİL, DOYDUĞUM YER”

Veda bile edemeden hayatlarımızdan çıkan çok insan oldu son yıllarda… Her şeyden bıkarak başka kentlere ve başka ülkelere gidenler de oldu dostlarımızın arasından… Yaklaşık her 8-10 yılda bir oluşan ekonomik krizler nedeniyle, “doğduğum yer değil, doyduğum yer” diyerek, çekip gittiler çok uzaklara…

Yaşadıkları yoğun stres nedeniyle amansız hastalıklara yakalanarak başka bir dünyaya giden dostlarımız da oldu mutlaka… Trafik kazaları, intiharlar ve iş kazaları nedeniyle kaybettiğimiz önemli dost ve arkadaşlarımızı da unutmamak gerek tabii ki…

Son 2 yıl içinde COVİD-19 nedeniyle hayata veda eden dost ve akrabalarımıza ne demeli… Salgın nedeniyle uğurlamaya bile gidemedik onları son yolculuklarında… Bir pişmanlığımızda budur artık…

İşte bu perspektifte… Bakın bakalım şimdi… Kimler kaldı geride eski dostlarınızdan?..

Biliyoruz… Yaşadığımız ülkenin sosyo-ekonomik koşulları, “dost kaybetmenin, dost kazanmaktan daha kolay olduğu” ortamlar yarattı hepimize…

Zor dostluklar kurup, kolayca kaybettik onları apansız…

Bir zamanlar hepimizin çok iyi dostları vardı kuşkusuz!..

Ama… Kaçtılar ve gittiler. Veya öldü iyi dostlarımızdan bazıları…

Hep yüreklerimizden bir şeyler kopararak savruldular.

Güzel gidenlerin ardından söyleyecek güzel sözlerimiz var elbette…

Ama bazıları; “her dostun dosdoğru bir dost olmadığını” kanıtlarcasına kalleşçe terk ettiler yaşantılarımızı… Küçük ve şu anda anlamsız kalan bazı izler bırakarak hem de…                                                  

Şu güzel sonbahar gününde… Sayın bakalım; kaç “iyi insan” kaldı çevrenizde?..

Bu ülkede “paraya dayalı” kolay dostluklar kurmak tabii ki mümkün… Saman alevi gibi yanıp sönen… Ya da çıkar ilişkilerine dayalı arkadaşlıklar ve iş ortaklıkları da kurulabilir aniden…

Ama çıkarsız-yeni dostluklar kurmakta zorlanıyoruz nedense… Uzun soluklu sağlam dostluklar kurmak bir ütopya mı artık?..

Yakın gelecekte insanların dostları olmayacak mı yoksa?..

Yaşamın her geçen gün gittikçe ağırlaşan geçim şartları, birçok konuda bizleri epey zorlarken, sizlere güzel bir dostluk hikayesi  ile de seslenmek istiyorum bugün… Yaşantınıza “unutmaya başladığımız şekli ile” dostça bir anlam katmak için…

Herkese yan sütunlarda yer verdiğim ve yazarı belirsiz “Geleceğini biliyordum” isimli öyküdeki gibi sağlam dostlarla/dostluklarla geçecek, sağlıklı ve aydınlık güzel günler diliyorum.

 

ÖZLÜ SÖZLER: Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir MERHABA ile ödüllendirir. (Paulo COELHO)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

                        “GELECEĞİNİ BİLİYORDUM”

Savaşın en kanlı günlerinden biridir. Siperdeki asker en iyi arkadaşlarından birinin az ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. Ateş yağmuru altında komutanına koşarak:

 -Teğmenim. Arkadaşım yaralandı. Alıp gelebilir miyim.?

Komutan “delirdin mi?” der gibi baktı askere… Sonra da “Gitmeye değer mi?.. Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük bir olasılıkla ölmüştür bile… Kendi hayatını da tehlikeye atacaksın şimdi” dedi.

Asker ısrar edince de; “Peki git o zaman” demek zorunda kaldı.

İnanılması güç bir mucize ile asker yoğun ateş altında sürüne-sürüne arkadaşının yaralandığı yere ulaştı. Onu sırtına alarak, koşa-koşa siperine geri döndü. Komutan yanlarına gelerek kanlar içindeki askeri muayene etti. Sonra da onu taşıyan cesur arkadaşına döndü:

 -Sana hayatını tehlikeye atmak için değmez demiştim. Gördün mü bak arkadaşın ölmüş.

 -Değdi komutanım.

 -Nasıl değdi. Arkadaşın ölmüş görmüyor musun?

 -Yine de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda, henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, benim için dünyaya bedeldi.

Ve asker ölen arkadaşının son sözlerini tekrarladı hıçkırarak:

 “Geleceğini biliyordum ve seni bekliyordum” demişti arkadaşı…

 -Geleceğini biliyordum!..