Türkiye nüfusunun yarısından fazlasının yaşadığı Marmara Denizi'ne kıyı şehirlerde ortaya çıkan müsilaj belasından kurtulabilmek için mücadele başlatıldı.
Ne yazık ki, başımıza bir husumet gelmeden önlem almayı bilmiyoruz.
Tıpkı denizlerimizde ortaya çıkan müsilaj kirliliği gibi.
Daha çok para kazanma hırsı aklının önüne geçmiş bazı iş insanlarının denizlerimizi, göllerimizi, havamızı, sularımızı ve toprağımızı kirletmesine göz yuman ülke ve kent yöneticileri bu vebalin altından nasıl kalkacaksınız?
Önceki dönem Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe'yi seversiniz ya da sevmezsiniz.
Ama başkanlık döneminde bu kente yaptığı en büyük hizmet neydi biliyor musunuz?
Kumla, Gemlik, Kurşunlu ve Mudanya ve Nilüfer'in bir kısmının kanalizasyon atıklarının bırakıldığı Gemlik Körfezi'ne 5 ayrı biyolojik arıtma tesisleri yapılmasını sağlamasıdır.
Bu sayede artık Körfez'e kıyı yerleşim bölgelerinden kanalizasyon atıkları bırakılmadan önce arıtma tesislerinde arıtılıp derin deşarj sistemiyle denize bırakılıyor.
300 milyon liraya yaklaşan maliyetle kurulan biyolojik arıtma tesisleri de ne yazıktır ki, Körfez'i kurtarmaya yetemiyor.
Bu şu demek oluyor.
Denizlerimiz kirletilmeye devam ediliyor.
İki tane örnek vereyim.
Uludağ'daki karların erimesiyle oluşan tertemiz su Nilüfer Deresi'yle kentin içinden geçip Karacabey Boğazı'ndan Marmara Denizi'ne simsiyah olarak dökülmesine yıllardır izin verilmesi.
Diğeri de Orhangazi ilçesinin arıtma tesisinin kapasitesinin yetersiz olduğu için kanalizasyon atıklarının büyük bir kısmı Karsak Deresi aracılığıyla Gemlik'ten Körfez'e karışmasıdır.
Yaşananlar gösteriyor ki, bir içdeniz olan Gemlik Körfezi, belirli zamanlarda gösterdiği kirlilik tepkisine duyarsız kalınınca bugün ise deniz salyası adı verilen müsilaj ile artık bittiğini, tükendiğini haykırmaktadır.
Hızlı ve kontrolsüz büyüme, imar rantı, yüksek binalar, içme suyu havzalarındaki yeşil alanların korunamaması, nüfus artışı Bursa ve çevresindeki denizlerin, göllerin, akarsuların kaldıramayacağı kirlilik yüküyle karşı karşıya bırakılmıştır.
Daha da acısı, mevcut 23 organize sanayi bölgelerine yenilerinin eklenme girişimleri nüfus artış baskısını daha tetikleyecektir.
Gün, geçmişimize bakıp geleceğimizi kurtarma günüdür.
Bunun için didişmeyi bırakıp sorumluluğu alarak eksik olan planlamaların, yatırımların, denetlemelerin daha hızlı ve çözüm odaklı yapılması günüdür.
Bunu yapabilmekle sadece Bursa'ya değil tüm insanlığa hizmet etmiş olunacaktır.