1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, salgının gölgesinde kutlandı; artık ne kadar kutlandı denebilirse.

Salgın döneminde, can pahasına ekmek mücadelesi veren; bu nedenle de evde kalamayıp işe gitmek zorunda olan emekçilere ilişkin rakamlar şöyle;

İşçilerin yüzde 61.1'i, on altı buçuk milyon işçi çalışıyor, tam mesai yapıyor. İşçilerin yüzde 22'si, altı milyon işçi kısmen çalışıyor. İşçilerin sadece yüzde 16.9'u, dört buçuk milyon tam kapanma kapsamında kalıyor.

*************************************

İşçilerin düşük ücret (7 milyon asgari ücretli işçi); fazla mesai; sigortasız kayıt dışı çalıştırılma; geçici, mevsimlik işçilerin karşılanmayan kadro talepleri; yoğun iş kazaları ( Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) verilerine göre Türkiye, Avrupa’da iş kazalarında en fazla insanın hayatını kaybettiği ülkeler sıralamasında birinci); hayat pahalılığı; ücretler üzerindeki ağır vergi yükü; işsizlik; taşeronlaşma; iş yerinde sendika oluşturmaya kalkınca işten çıkarılma; bölünmüş etkisizleşmiş sendikalar (toplam 14.3 milyon işçiden sadece 2.1 milyonu sendikalı. 2.6 milyon memurun ise 1.7 milyonu sendikalı); gelir bölüşümünde emeğin payının giderek azalması; siyasette emeğin temsilindeki yetersizlik gibi ağır sorunları varken…

Bunlara; salgınla boğuşma, hastalanma, hayatını kaybetme de eklendi.

Salgının yükü emekçilerin sırtında.

SINIF BİLİNCİ

Sınıf bilinci, artı değer, sermaye birikimi, üretim araçları, üretim ilişkileri, mülkiyet temel kavramlardır benim için; ekonomiyi toplumu anlamada.

Demokrasi emek sermaye ekseninde oluşmalı; emeğin siyasette temsili sağlanmalı, sendikal hareket güçlenmelidir.

*************************

Hayal ediyorum…

İşçi sendikaları birleşmiş ve memur sendikalarıyla tam bir dayanışma içindeler; siyasete ağırlık koymuşlar. Emekçi belediye başkanları; emekçi belediye meclis üyeleri; emekçi milletvekilleri emeğin siyasetini yapıyorlar.

Türkiye bambaşka bir yerde olmaz mıydı?

Emekçiler siyasette etkin olamazsa; etnik kimlikçilik, mezhepçilik, hemşericilik, tarikatçılık, cemaatçilik, öne çıkar; siyaset demagoji ve hamaset sarmalında boğulur.

 

ALIN TERİ

“Alın teri’’, kavramıyla büyüdüm; çoğunluğu memur olan ailemde emeğe büyük değer verilir, saygı duyulurdu; o yaklaşım bana da geçti.

Bir basın emekçisi olarak, emeğin sömürüldüğü kapitalizme karşıyım; tabi emperyalizme de.

İki dünya savaşı, bölgesel ve iç savaşlar çıkaran; üçüncü dünya savaşını tetiklemeye çalışan; kâr hırsıyla doğayı tüketen; iklim krizini derinleştiren, çevre felaketi olasılığını arttıran kapitalizm; emekçiler için çıkmaz sokak değil midir?

Savaşsız, sömürüsüz, eşitsizliklerin olmadığı, emeğin kardeşliğine dayanan; adil, özgür dayanışmacı bir Türkiye ve dünya hayal ediyorum.

Meslektaşlarımın, emekçi dostlarımın, emekçi okurlarımın ve tüm emekçilerin 1 Mayıs’larını kutluyorum.

Alın teriyle, kimsenin emeğini sömürmeden, yolsuzluk yapmadan çalışanlarla; dürüstçe eve ekmek götürenlerle en sıcak dayanışma duygularımı iletirim.

**********************

Yaşasın 1 Mayıs!..

Yaşasın emekçiler!...