Dünya’nın birçok yerinde muhalif politikacıların en özel becerisi, hangi tutkuların en kolay nasıl tahrik edilebileceğini bilmekten ibarettir ve güçleri sokaktaki insana doğru gibi görünen fikirlere sahip çıkmasına bağlıdır. Buradan aldıkları güçle yapmaya cesaret edemeyecekleri manipülasyon neredeyse yoktur.

            Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkanı Ali ERBAŞ, Fatih Sultan Mehmed’in 6 asır önceki vakfiyesi ve vasiyetnamesindeki ifadelerden yola çıkarak çok açık ve net olan bir açıklama yaptı, açıklama şöyle:

            “Fatih Sultan Mehmet Han, gözbebeği olan bu muhteşem mabedi kıyamete kadar cami olmak kaydıyla vakfedip müminlere emanet bırakmıştır. Bizim inancımızda vakıf malı, dokunulmazdır. Dokunanı yakar. Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar”.

            Bu açıklama, parti politikacılığı uğruna bütün milli ve dini değerleri, buldukları her fırsatta kullanmaktan kaçınmayanlar tarafından siyasi birtakım argümanlarla çarpıtıldı. Bu ülke adına konuştuğunu iddia edenlerin, liyakat ve samimiyetten yoksunluklarının apaçık görülmesi adına birkaçını deşifre edeceğim:

            Mesela CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Ali Erbaş ant olsun ki, o koltukta oturup Atatürk’e lanet okumanın bedelini ödeyeceksin” dedi. Şu çirkin üsluba bakarmısınız? Sanki fütursuzca kürsülerde herkese lanet okuyan o değilmiş gibi.         

            Mesela Cemil KILIÇ,‘’ Bugün minberden isim vermeden Kadir Mısıroğlu'na rahmet, Atatürk'e de lanet okundu.’’ dedi. Bu şahsındabilgi sahibi olmadan peşin hükme varma şeklindeki önyargılı tutumuna dikkat çekmek istiyorum. Ve tabi niceleri…

            Ülkemizde ve tüm Dünyada parti politikacılığı böyle işlese de son zamanlarda Erbaş’a karşı başlatılan saldırıların islamofobik bir algı yaratımının da ürünü olduğunu düşünüyorum.

            Ali Erbaş’ınşahsı bahane edilerek İslam’a karşı yapılmaya çalışılan bir saldırı söz konusu.Bu bir komplo teorisi değil elbette ardında kirli çıkar ilişkileri barındıran islamofobi gerçeği var.

             İslami kurum ya da topluluklara karşı sosyal medya başta olmak üzere çeşitli mecralarda da bir nefret söyleminin ve yarattığı ayrışmanın varlığını inkâr edemeyiz. Nitekim son yaşanan ‘Erbaş, Atatürk’e lanet okudu’ çarpıtması ile de Twitter, her zaman ki gibi toplumsal bir ayrışmaya sahne oldu. Bu şekilde Medeniyet düşmanlığı, gericilik gibi klişe söylemler Diyanet işleri başkanlığına dolaylı olarak Müslümanlığa atfedildi.

            Aslında meselenin en temeli, ülke de yaşanan hemen her konudanefret söylemindenşikâyetedenlerin, nefretin asıl kaynağı olması.Bu ülkenin en büyük en karanlık sorunu bu.Kışkırtılmak için psikolojik açıdan hazır bir kitlemiz her zaman var. Son yıllarda suistimal edilirliği artışa geçse de ezelden beri bu sorunla iç içe yaşıyoruz.

            Türkiye’de bu kitlenin şiddeti ile karşılaşan her kimse suçlanma veya savunma pozisyonunda kalmaya mecbur edilmiştir. Bu durum da bir takım yanlış uygulamaların devam etmesine yol açmış ve özellikle dindar çevrelerin bu olumsuzluklarla mücadele etmesini zorlaştırmıştır. Kötü niyetli çevrelerin suistimallerini en aza indirebilmek için kamuoyunda tartışmaya açılan her konu üzerinde cesaretle görüş bildirerek yersiz tartışmaların ve manipülasyonların önüne geçilmesi bu yüzden de gereklidir. Nitekim Ali Erbaş’ta öyle yapmıştır. Söylemlere karşı yapmış olduğu yerinde ve hoşgörülü açıklamaları ayrıca önemli olup bu yüzden de takdir edilesidir.

                                                                                                             Av. Zehra Nur DALGIÇ