İnsanın doğa karşısında nasıl davranması gerektiğini sorgulayan, insanın canlı ve cansız varlıklara karşı olan davranışlarında ideal olanın ne olduğunu bulmaya çalışan bir yaklaşımı ifade eder çevre etiği.

İnsan, yıllar boyunca sosyal bir varlık olarak yaşamını sürdürmüş ve yaşadığı toplum ile iletişim ve etkileşim içerisinde olmuştur.

İletişim kanalları ve etkileşim tarzları yıllar içerisinde ve kültürden kültüre farklılık gösterir kuşkusuz.

Ama insan her zaman için çevresi ile olan bağını yitirmemiştir. Doğumdan itibaren aile ile başlayan bu süreç, ilerleyen dönemlerde sosyalleşme süreci ile önce yakın çevre, sonrasında ait olunan toplum şeklinde sürer.

Süreç içinde her insan çevresine ve topluma olan sorumluluklarının farkına varmaya başlarlar.

Bu sorumluluklar eşit, adil ve mutlu bir toplum, dünya için gereklidir.

* * *

Ne ki, daha yaşanabilir bir dünya için önemli bir kavram olan bu toplumsal duyarlılığı kazanmak o kadar da kolay olmamaktadır.

Toplumsal duyarlılık kavramını anlamak, içselleştirmek ve uygulayabiliyor olmak her zaman kolay olamıyor.

Bu, toplumların bilinç seviyesi, ahlak kurallarına bağlılığı ve eğitimle yakından ilintilidir hiç kuşkusuz.

Yine bu, çevre hukuku, çevresel sosyoloji, çevrebilim, çevreyle ilgili ekonomi ve çevre coğrafyası gibi çok çeşitli disiplinlerle yakından ilintilidir.

İnsanın çevreye saygılı olduğu birçok ahlaki karar vardır.

Çeyrek yüzyıl önce ‘Ne zaman adam oluruz’ sorusuna zamanın Çalışma Bakanı Aydın Güven Gürkan’ın, ‘Eğer bir sokağımızda ölen bir güvercinin neden öldüğü sorusu kafalarımızı meşgul etmeye başlarsa, eğer tellere takılmış bir karga, kedi toplum olarak bizi onu kurtarmaya yöneltirse…’ şeklindeki yanıtı çok sarsıcıydı.

Ne ki, son yıllarda zor durumda olan bir kuşu, kediyi, köpeği kurtarma duyarlılığımız ile ilgili çokça örnekler görmekteyiz artık.

* * *

Önceki gün büyük bir gürültüyle uyanıp dışarı çıktığımda Yıldırım Belediyesi’ne ait bir Trafik aracını görmüştüm karşı sokakta.

İçimden ‘sanırım yeni bir trafik levhası dikmekteler’ diye aklımdan geçirmiştim.

Semt pazarı dönüşümde o noktada 8-10 yaşlarında, o çevrede tek olan bir çınar ağacının yerde olduğunu gördüm ve yaklaştım.

Komşu evlerden de birkaç kişi orada, yere yatmış ağacın başındaydılar.

Merakla sordum, ‘Nedir arkadaşlar burada olan-biten, çınar ağacı neden kesildi?’

Komşum ağacın kökünün bulunduğu trafik levhasının direğinin dibini göstererek, ‘Bu ağaç tam trafik levhasının dikili olduğu noktadaydı, zamanında kendiliğinden büyümüş olan bu ağacı korumak için levhanın yerinin değiştirilmesi amacıyla belediyeyi aramıştık, sağ olsunlar hemen geldiler, ama direği oradan çıkartırken ağaç devrildi. Ağaç levha dibinde kök edinememiş ve zayıf kaldığından devrildi. Onu kurtarmayı düşünmüştük ama o uzun süredir yaralı olduğu için devrildi. Üzüldük çok…’ dediler.

Yıldırım Belediyesi’nin bu davranışı da çok çarpıcı gelmişti bana.

Bu gelişmeler iyiye işaretti…

Bu noktaya artık devrilen çınardan daha büyük bir ağaç dikmek şart oldu’ diye konuştuk aramızda.

Komşular ‘Bunun için Park ve Bahçeler Müdürlüğüne başvuru yapacağız’ dediler.

İlçedeki kişi başına düşen yeşil alan miktarını olması gereken düzeye çıkarmak için yoğun çalışmalar içinde olan Yıldırım Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nün bu başvuruya kayıtsız kalmayacağına inanıyorum.