.

Çoğu kez politik değerlendirmelerle süslenen Kaportacı Kadir Bekar, Pilav Naim, oto elektrikçi Ahmet, Kaveci Ayhan ve yangın tüpü doldurucusu Çakmak kardeşimizin katıldığı, Gaziakdemir Mahallesi’ndeki 2019 yılının son “pişti partisinin” devre arasında, otomatik kapı üreticisi Osman Güleç ortaya karışık soruyor:

 “Bu günlerde dünyanın birçok ülkesinde insanlar yöneticileri protesto etmek için sokaklarda. İnsanlar ne istiyor?”

 

Ne istiyor insanlar?

 

Neden mutsuz çoğu?

 

İntihar girişimleri, cinayetler neden bu kadar arttı?

 

Hayır, Irak’taki de kendini iyi hissetmiyor, Fransa’daki de…

 

Lübnan’daki de öyle, Hongkong’daki de…

 

Annemin annesinin annesi, Allah rahmet eylesin Ayşe ninem çok ama çok güzel yemek yapardı.

 

Öylesine lezzetli olurdu ki pişirdikleri, adeta tadından yiyemezdiniz!

 

Sırrı neydi biliyor musunuz?

 

Az, az yapardı öğün aşını, kararınca yapardı, fazla değil!

 

Neredeyse doymadan kalkardınız sofradan.

 

Cep telefonu kullanmadı, uçağa hiç binmedi hatta, sırf oğlunu okutabilmek için Keles’ten, Bursa’ya bir gece Soğukpınar’daki Bağlı Han’da konaklayarak, her hafta tam 2 gün boyunca yürüyerek geldi dul kadın haliyle yıllarca.

 

Yanında taşıdığı yükünde Tahtakale’deki bir handa geceleri yer döşeğinde yatarak orta mektep okuyan evladının bulguru, hamuru, patatesi, tarhanası vardı hep.

 

İki eliyle taşıdığı sepetlerin ağırlığından büküldü beli.

 

Mutluydu Ayşe ninem.

 

Ömrünün son 7 yılını yatakta, avukat yaptığı oğlu tarafından bakımı yapılarak geçirdi; mutlu ayrıldı bu dünyadan çilekeş her ana gibi.

 

“Azla” yetinmeyi bilirlerdi bu memlekette insanlar eskiden.

 

Şimdiki nesil bir vakitler çorapların yamandığını bilmez mesela.

 

Pantolonların diz kısımlarının yamandığını bilmez.

 

Koyunlardan kırpılan yapağıyı elindeki iğe sarıp eğirerek önce yün iplik yapan, yumak hale getirdikten sonra da dört şişle kışlık çorap ören kadınları filmlerde bile görmemişlerdir.

 

“Kapitalizm bu hale getirdi insanları” diyorum Osman’a.

 

Hep daha çok üretip daha çok kazanmak uğruna önce doğayı yok etti insanoğlu, sonra da akıl ve ruh sağlığını.

 

Alışveriş merkezlerindeki ayaküstü yiyecek satan dükkanları yığınla obez dolduruyor günümüzde.

 

İndirim çılgınlığındaki insanlar mağazalara koşuyor.

 

Çocuklar “filan marka” spor ayakkabıya sahip olamayınca depresyona giriyor.

 

Tüm bunların yanı sıra hayat beraberinde bazı zorluk ve yokluklar getirdiğinde toplumsal cinnet şaha kalkıyor!

 

Matrix filminin yıldızı Keanu Reeves’ın insana yaşama tutunma enerjisi veren ibretlik yaşam öyküsünü yeniden okuyarak tamamlayalım bu yılın son yazısını:

 

“Üç yaşımdayken babamın bizi terk edişini gördüm.

 

Dört farklı okula kaydoldum ve Disleksi’yle (öğrenme güçlüğü) mücadele ettim ki, bu benim eğitim hayatımı daha da zorlaştırıyordu.

 

Sonunda okulu diploma alamadan bıraktım.

 

Sadece 23 yaşımdayken en yakın arkadaşım River Phoenix yüksek dozda uyuşturucudan öldü.

 

1998’de Jennifer Syme ile tanıştım.

 

Anında aşık olduk ve 1999’da Jennifer kızımıza hamile kaldı.

 

Çok üzücü bir şekilde 8 ay sonra çocuğumuz ölü doğdu.

 

Onun ölümüyle harap olduk ve bu bizim ilişkimizi sona erdirdi.

 

Tam 18 ay sonra Jennifer bir araba kazasında öldü.

 

O zamandan sonra ciddi ilişkilerden ve çocuk sahibi olmaktan uzak durdum.

 

En küçük kız kardeşim lösemi oldu.

 

Şimdi o iyi oldu ve ben Matrix filmlerinden kazandığım paranın yüzde 70’ini lösemiyi tedavi etmek için hastanelere bağışladım.

 

Malikanesi olmayan nadir Hollywood yıldızlarından biriyim.

 

Hiçbir korumam yok ve süslü püslü moda giysiler giymem.

 

100 milyon dolar servetim olsa da hâlâ metroya biniyorum ve bunu yapmayı seviyorum.

 

Sonuçta sanıyorum hepimiz aynı fikirdeyiz ki, bir trajedinin içinde bile bir yıldız yetişebiliyor.

 

Hayatınızda ne olup bittiğinin bir önemi yok, hepsinin üstesinden gelebilirsiniz.

 

Hayat yaşamaya değer.”

 

Vakit zannettiğinden daha geçtir sevgili okur!

 

Hepimiz bir gün öleceğiz.

 

Yarınınızın bir garantisi varmış gibi, hayallerinizi erteleyip durmayın.

Güzel bir yemek yiyin, güzel bir havada yürüyüş yapın, havuza, kaplıcaya gidin, içinizde saklayıp durduğunuz ve ertelediğiniz isteklerinizi ortaya çıkarın artık.

 

Aptal olun, deli olun, farklı olun, yel değirmenlerine karşı savaşın, ne olursanız olun, istediğiniz kişi olun çünkü, vakit zannettiğinizden daha geçtir.