İçinde yaşadığımız an, geri getirilemeyen zaman ve değiştirilemeyen geçmiş…

Yaşamışlıklar, korkular, kırgınlıklar, kaygılar, hata ve sevaplarla yüklü bir süreç…

Tüm bu kavram karmaşasıyla örülü bir ağ gibi zihnim.

Kimi kez hedefi yakalıyor, çokça kez de gördüğüm seraba doğru koşuyor ve çölün acımasızlığıyla yüzleşiyorum.

Zaman-zaman boranlar kopuyor içimde…

Ve kendime her döndüğümde salt ben duyuyorum yine yüreğimin muhteşem sesini.

Yanlış yöne koşan bir yarış atı mıyım bitiş çizgisi için koşan, koştukça uzaklaşan!..

Uğraşmamak mı lazım yoksa nasılsa beni gördükleri ve duydukları kadar anlayacaklar.

Gördükleri de ancak kendi anladıkları kadar olacak…

* * *

İki keşiş yolda giderlerken, bir su birikintisinden karşıya geçmek için bekleyen genç bir kadını görürler. Keşişlerden biri, genç kadını kucaklar ve suyun öteki karşısına geçirir.

Öteki keşiş arkadaşının bu davranışını başka bir biçimde yorumlar ve bu nedenle hiç de hoş karşılamaz.

Yaklaşık bir kilometre sonra ise, kendini daha fazla tutamaz, arkadaşına bu davranışının yanlış olduğunu anlatmak ister:
"Böyle bir şeyi nasıl yapabildin?" der ve ekler;
"Biz keşişiz, bırak bir kadını kucaklayıp karşıya geçirmek, onlara bakmamız bile yasaktır."
Öteki keşiş, arkadaşına şöyle yanıt verir;
"Ben o genç kadını bir kilometre geride bıraktım, sen ise onu hala taşıyorsun!” der.

 


Günün birinde bir kral varmış hiç kimseyi yanına yaklaştırmaz.

Kim onunla konuşmak isterse de kabul etmezmiş.

Ben nasıl köylüyle konuşurum’ diye büyüklenip kibirlenirmiş.

Yine bir gün şehir turuna çıkmak için askerlerine hazır olmasını söylemiş ve şehir turuna çıkmışlar.
Halk kralı görüp sevinmiş. Dertlerimizi anlatalım derken, kral ne kadar köylü gelirse askerlerine işaret edip bunları uzaklaştırmış.

Ben nasıl bir kral olarak köylü ile konuşurum?’ diyormuş.

Kral tam geri dönüyormuş ki;
Bir adam yüzü gözükmeyen eskilerden krala yaklaşmak istemiş.

Kral onu görünce askerlerine işaret edip "Bunu uzaklaştırın. Ben bir KRAL'ım" diye söylenmiş.

Bu şahıs gidip dolaşıp gene kralın yanına gelmiş.

Bu kez askerler ne yapıp ne etmişlersede bu adamı geri döndürememişler.
Askerler:
Kralım bu adam gitmiyor. Sizinle konuşmak istiyor”, demişler:
Kral;
Hayır... Ben konuşmam o sefille...”

Askerler:
“Kralım adam yakamıza yapışmış bırakmıyor. Bak ne diyor başımıza bela olur öldüremiyoruz da halk isyan eder”
Kral;
Peki gelsin bakalım ne diyor
Kral attan eğilmiş ki;
Şahsın ne dediğini öğrensin.
O şahıs krala şöyle seslenmiş;
Ben AZRAİL’İM görevimi yapmaya geldim...!