“Bir gün havada titreşen antenlere bakarken, insanların giderek yalnızca tek bir dalga boyutuna ayarlanabilen radyolara benzediğini düşündüm. Hani deterjan paketlerinden armağan minik radyolar çıkar; her ne kadar üzerinde bütün istasyonlar işaretliyse de düğmeyi çevirdikçe ya bir ya iki kanal bulursun. Gerisi vızıldar o kadar. Zihnin aşırı kullanımı da ayrı etkiyi yaratıyor gibi bir izlenim doğdu bende. Bizi çevreleyen bütün bu gerçekliğin yalnızca sınırlı bir bölümünü yakalamak, algılamak olasıdır bu halde ve bu sınırlı bölümde de karmaşa egemendir. Çünkü sözcükler kaynaşmaktadır. Ve sözcükler çoğu kez bizi daha ferah bir yere çıkartmaktansa, yalnızca olduğumuz noktaya geri döndürürler”.                                       

Yukarıda özellikle bold karakter ile yazdığım bu satırlar, son 30   yılın “en çok satan kitabı” unvanını yakalayan genç bir yazarın kitabındaki samimi  duygularını yansıtıyor. 1957 yılında kentsoylu bir ailenin kızı olarak İtalya’nın Trieste şehrinde doğan Susanna Tamaro, 1993 yılında yazdığı “Yüreğinin götürdüğü yere git” isimli yapıtı ile tekdüze giden yaşantısında büyük bir çıkış grafiği yakaladı. 25 yaşındayken geçirdiği ölümcül bir hastalığın üzerinde çok derin izler bırakmasına rağmen, deneme türünde yazılar yazarak, yaşamla bağlantısını koparmayan Susanna Tamaro, bu kitabı ile tüm dünyada büyük bir üne kavuştu.

                 YAPILACAK İLK DEVRİM;İÇİMİZDE YAPACAĞIMIZDIR

Bu sıra dışı kitabı ile hayatına yeni bir yön veren ve  kısa sürede başarıya ulaşarak “ Best seller”  listelerinde  yıllarca  liste başı kalan Tamaro, genç bir İtalyan yazar olarak; bu yapıtı ile tüm dünyaya önemli mesajlar verdi. “ Yüreğinin götürdüğü yere git” isimli yapıtında; 80 yaşındaki bir kadının uzaklara giden genç torununa yazdığı ve eline hiç ulaşamayacak mektupları konu alan Tamaro, yalın ve güncel bir dille kaleme aldığı bu kitabı ile tüm dünyada yüz milyonlarca kitapsevere ulaştı. Yaşlı kadının torununa hem bir iç döküş, hem de vasiyet sayılabilecek mektuplarla seslenmesi ve bu sesleniş sırasında değişen gelenekler ile altüst olan değerler karşısında hissettiklerini sevgi ve bilgelikle aktarmak istemesi kitabın akıcılığını arttırırken, sevimli bir nitelik kazanmasına da yol açmış.

Şimdi; 80 yaşındaki bir bilgenin şu seslenişine dikkatlerimizi verirsek, kitabın vereceği mesajlar konusunda da oldukça önemli ayrıntılara ulaşabiliriz: “ Kendine dikkat et. Büyürken yanlışların yerine doğruları koymak istediğinde şu sözleri anımsa : Yapılacak ilk devrim, insanın kendi içinde yapacağı devrimdir. Evet, ilk ve en önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken, bir düşünce uğruna savaşmak yapılabilecek, en tehlikeli şeylerden biridir”.

Günümüzün sıkıntılı Covid-19 ortamında; bize yaşam sevinci de verebilecek ayrıntılar taşıyan bu önemli edebi yapıttan farklı anlamlar çıkarmak da mümkün elbette…

Ve yine kitabın can alıcı mesajlarından  birini daha yazarak, şu perşembe  gününüze farklı bir anlam katmak istiyorum şimdi de…

“ Yolunu yitirdiğin ve şaşırdığını hissettiğin zaman ağaçları düşün. Onların büyüme biçimini anımsa. Unutma ki; yaprağı gür ama kökü zayıf bir ağaç, ilk rüzgarda devrilir. Oysa kökü güçlü ve az yapraklı ağaçta, can suyu bin bir güçlükle dolaşır. Kökler ve yapraklar aynı ölçüde gelişmelidir. Olayların içinde ve üzerinde olmalısın. Ancak böyle gölge ve sığınak sunabilir, ancak böyle doğru mevsimde çiçekler ve meyvelerle donanabilirsin.”

Genç yazarın bu ünlü kitabında verdiği en önemli mesaj ise şu paragrafta kendine yer buluyor: “ Yapmaya değecek tek yolculuk, içimize yapacağımız yolculuktur. O özgün çağrıya kulak ver ve yüreğinin götürdüğü yere git”.

ÖZLÜ SÖZLER: Yoruldum; ayağımın değil yüreğimin götürdüğü yerlere gitmekten…Sustum; dilimdekileri değil, yüreğimdekileri söyleyememekten…(Maxim GORKİ)

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

               BİR SAHİL KASABASINA YERLEŞME HAYALİ..!

Haftada 2 veya 3 gün kendime has makaleler yazdığım bu köşemi okuyan tüm okurlarıma; ”yüreklerinin götürdüğü yerlere gidecek güç ve duygulara sahip olmalarını” dileyerek, mutlu ve gelecekten umutlu yaz günleri isteğimi yineliyorum.

Pandemi nedeniyle gerginlik içinde yaşadığımız bu zorluklara ve her şeye rağmen…

Biliyoruz ki…Bırakıp gitme duygusu da var insanların içinde…

Aslında içinden bazı pasajlar alarak yayınladığım “Yüreğinin götürdüğü yere git” isimli bu  kitap bir anahtar…Her şeyi bırakıp bir yerlere gitme arzusu içindeki insanlara, uyarılar ve öneriler de içeriyor.

Gitmek…!

Tabii ki önemli bir eylem…

Ama her zaman, herkesi ve her şeyi bırakarak gitmek o kadar da kolay değil tabii ki…

Özellikle büyük şehirlerde yaşayan ve yaşam şartlarından olabildiğince fazla yorulan insanlar hep: ”bir deniz kentine kapağı atma “hayali içindedirler.

İşte bu gitme eylemi bile, bir haykırış ve bir isyandır hayatın acımasız koşullarına…

Ben bu nedenle yazdım bugünkü yazımı…

İçindeki gitme arzusu yoğun insanlar için…Doğdukları ve uzun yıllar yaşadıkları yerleri terk ederek ansızın, başka yerlere giden ve orada çok mutlu olan insanlar da var benim tanıdığım…Ama yitip-gidenlerde oluyor tabii ki uzak kasabalarda-köylerde…

Bu bir tercihtir gidenlerle-kalanlar arasında…

Gidenlerin türküsü her zaman mutlu sonla bitmiyor.