.

Zenginin parası bugünlerde züğürdün çenesini yormakla kalmıyor, bununla birlikte hayatı da sorgulatıyor değerli okuyucu. Aslında işin özü züğürt ya da zengin olmakla ilgili değil. Şu an Karun kadar zengin olsaydım eminim yine aynı satırları yazıyor olacaktım.
 Öncelikle konuya insan ihtiyaçlarından söz ederek başlamak doğru olacaktır. Bunu baz aldığımızda olayın temeline inecek olursak eğer karşımıza 20. yüzyıla damgasını vuran ünlü psikolog Abraham Harold Maslow’un “Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi” veya “Maslow Piramidi” olarak bildiğimiz kuramı çıkıyor. Maslow’un Piramidi beş ana kategoriye ayrılıyor. Bunların en başında insanın yaşamını sürdürebilmesi için gerekli olan; yeme, içme gibi biyolojik güdüler geliyor. İkinci basamakta; güvenlik, yani insanın dış etkenlerden ve tehlikelerden korunması için gerekli olan barınma ihtiyacı yer alıyor. Üçüncü basamakta sosyal ihtiyaçlar var; aidiyet, sevgi, kabul görme, sosyal yaşam vb. gibi. Dördüncü basamağındaysa, değer verilme ve saygı ihtiyacı var. Çünkü bireyin kendine olan güveni, saygı duyulan bir insan olmasından geçer. Piramidin en üstünde yani beşinci basamağında ise kendini gerçekleştirme gereksinimi vardır. Gelişim, bir işi başarıyla tamamlama, yaratıcılık gibi olgular bu kategoride yer alır. Kişi bu olguları ortaya koyamadığında anlamsızlık ve boşluk gibi hislerle karşı karşıya kalacaktır. Maslow’a göre birçok insan bu aşamayı gerçekleştirmez. Bana göre ise günümüzdeki bazı insanlar bu aşamayı gerçekleştirme olayını çok yanlış anlamış olacaklar ki yaptıkları eylemler inanılmaz boyutlara erişiyor.
https://www.yenimarmaragazetesi.com/Resimler/Editor/images/maslow-teorisi.jpg

Günümüzde toplumumuz ekonomik olarak uçurumları oynuyor. Üniversite mezunu gençlerin çoğu kendi işlerini yapamamakla birlikte işsizlikle pençeleşiyor. Vergi miktarlarının artması gibi durumlardan dolayı belli bir geliri olan kısım maddi olarak büyük sıkıntıda. Kapitalist sistemin dayattığı birçok psikolojik algı yüzünden borçlu olan insan sayısı çok fazla… Vatandaşların geneli böyle bir durumdayken, gündemde geçim sıkıntısından dolayı intihar eden insanlar varken iktidar gölgesinden büyüyen bazı şahısların şatafat yüklü sosyal medya paylaşımları topluma pes dedirtti! Sağlık Bakanlığı eski müsteşarı Ahmet Emin Söylemez'in eşi Büşranur Çalar geçtiğimiz günlerde yaptığı gösterişli bebek mevlidi ile büyük tepkiler aldı. Tepkileri incelediğimizde, toplumu rahatsız eden nokta ise bu insanların din ideolojisini benimsemiş oldukları görünürken, aynı zamanda dine uygun olmayan bir davranış sergilemiş olmaları. Hepimiz biliriz ki israf haramdır. Sosyal medyada yayınlanan içeriği incelediğimizde insanların bu organizasyona karşı bir diğer bakış açısı; vaftiz ile mevlit karışımı, new-arabesk bir form yönünde olduğu. Bu olayı farklı yönleriyle ele alıp eleştiren ve vizyonsuzluk olarak adlandıran birçok insan olduğunu sosyal medyada görmeniz mümkün.
Bana göre ise bu olay sosyolojik olduğu kadar psikolojik bir durum aynı zamanda. Maslow’un piramidini tekrar gözden geçirdiğimizde bu insanlar dördüncü evreye kadar mükemmel bir şekilde gelmişler. Saygı duyulan ve toplumda yer edinmiş insanlar olduklarını yaşanan bu olaydan önce gözlemleyebiliriz. Onların tek bir basamağı kalmıştı beşinci kategori yani kendini gerçekleştirme… Yukarıda bahsettiğimiz bu hadise eminim ki bu hislerle gerçekleştirilmiş bir girişimidir. Hayatta en kıymetli gördüğümüz canlıya, evlada "herşey feda olsundur" Lakin hesapsızca kendi hayatlarımızı yaşarken önemsediğimiz şeyler uğruna aşırıya kaçıp bunu çevremize mal ederken çevremizin ne durumda olduğu hesaba katmamız gereken unsurlardan biridir. İşte bu duyarsızlık edinmiş olduğunuz saygıyı bile birden ayaklar altına serebilir. Bir sonraki basamağa tırmanayım derken bir bakmışsınız ayağınız kaymış daha da aşağıya düşmüşsünüzdür.
Size soruyorum neden yediğiniz yemekleri, içtiğiniz şeyleri, yüklü miktarlar ödeyerek gerçekleştirdiğiniz organizasyonları (doğum günü, nişan, evlilik, mevlit vs.) ve sahip olduğunuz bazı lüks eşyaları (araba gibi vs.) sosyal medyada paylaşma ihtiyacı duyuyorsunuz? Ben söyleyeyim. İçinizdeki boşluk hissi yüzünden. Sıkıntıdan patlıyorsunuz! Bir şeyler yapmanız gerek, çevrenize kendinizden güzel bir şeyler sunmak istiyorsunuz. Özgüveninizi ve kendinize olan saygınızı güçlendirmek için takdir edilmeniz, gururunuzun okşanması şart. Bunun için belli bir kültür, başarılı olduğunuz bir icraat o da yoksa dikkat çeken materyallere ihtiyacınız var. En kolayına kaçıyorsunuz. Para ile satın alınan lüks sayılabilecek şeylerle kaliteli bir yaşam tarzına sahip olduğunuz
sinyallerini empoze etmek istiyorsunuz. Bilinçaltınızda; "Vay şunun yaşadığı hayata bak!" dedirtmek ve özendirmek ihtiyacı yatıyor. Bunu yaparken yanlış dahi olsa çoğunluğun ezberlemiş olduğu ideolojilerle besleniyor, kültürümüzü yozlaştırmaktan çekinmiyor, kendimizi farkında olmadan daha da büyük boşluklara iterek anlam kazanmayı bekliyoruz. Bu kafayla gidersek eğer korkarım ki bir şeyler tüketmeyi marifet sanan, üretim denen olgudan habersiz, sanattan, kültürden, bilimden, teknolojiden, ilimden, fenden uzak zevksiz bir nesil türeyecek.
Büşranur Çalar'a tepki gösterirken aynı zamanda kendi içimize dönüp bir bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hepimiz biraz gösteriş meraklısı değil miyiz? Sadece imkanlarımız el verdiği sürece bunu yansıtabiliyoruz tek fark burada olabilir mi sizce de? Siyah beyaz hayatlarımızı filtre ve efektlerle renkli hale getirerek kendimizi elimizdeki minik ekranlara hapsedip "mekanın sahibi" olarak nitelendirip gözlüklü imojilerle süslemek işte sahteliğin ve boşluğun böylesine dünya tarihi daha önce şahit olmadı. Başkaları için değil kendimiz için yaşamayı hatırladığımız, minimalistlik ve sadeliğin huzurunu tekrardan keşfedebileceğimiz, doğadan ve tabiattan ilham alarak yaşamın özüne tekrardan kavuşabileceğimiz, insan olmanın ayrıcalığını dışımızı ve hayatımızı değil zekamızı ve aklımızı süsleyerek yaşayabileceğimiz daha aydınlık bir modernizm dolu yarınlara uyanmak ümidiyle.