Hava Durumu

#Ameliyat

Yeni Marmara Gazetesi - Ameliyat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ameliyat haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

1 yılda 3 bin 766 ameliyat yapan doktora ödül Haber

1 yılda 3 bin 766 ameliyat yapan doktora ödül

Kahraman'ın, bin 316'sı yüksek riskli A Grubu olmak üzere 1 yılda toplam 3 bin 766 cerrahi operasyona ulaşarak kırılması güç bir istatistiğe ulaştığı belirtildi. Elde ettiği bu başarı dolayısıyla Prof. Dr. Nail Kahraman'a, Bursa Şehir Hastanesi'nde düzenlenen törende plaket verildi. Başhekim Doç. Dr. Salih Metin'in ev sahipliğinde gerçekleştirilen programda plaket, Bursa Valisi Erol Ayyıldız tarafından takdim edildi. Bir yılda 3 bin 766 ameliyat ile müthiş bir başarıya imza atarak ödülü alan Prof Dr Nail Kahraman, "Bu gurur, yalnızca şahsıma değil; birlikte gece gündüz emek veren tüm ekip arkadaşlarımıza aittir. Yaptığımız ameliyatların büyük bir kısmı; birçok merkezde riskli bulunarak kabul edilmeyen, hayati tehlikesi yüksek hastalardan oluşmaktadır. Bizim için bu süreç maddi değil, tamamen sorumluluk ve vicdani bir görevdir. Başta Bursa olmak üzere çevre illerden gelen, çoğu zaman çaresiz kalan hastalara umut olabilmek en büyük motivasyonumuzdur. Bu başarı, Bursa Şehir Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniğimizin ortak emeğidir" ifadelerini kullandı Öte yandan, 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen programda sağlık çalışanları bir araya geldi. Ramazan ayı dolayısıyla iftar programıyla başlayan etkinlik, Bursa Sevgi Korosu'nun Türk Sanat Müziği konseriyle devam etti. Programda ayrıca farklı branşlarda başarı gösteren hekimlere de plaketleri verildi. Törende, sağlık çalışanlarının özverili çalışmalarının önemine dikkat çekerek tüm sağlık camiasının 14 Mart Tıp Bayramı kutlandı.

Yaralı kediye Büyükşehir şefkati Video Galeri

Yaralı kediye Büyükşehir şefkati

     Bursa'da araç çarpması sonucu arka bacağı kırılan ve şok geçiren kedi, Büyükşehir Belediyesi Gümüştepe Hayvan Bakım Evi'ndeki tedavisiyle tekrar eski sağlığına kavuştu.      Bursa Büyükşehir Belediyesi, sadece insanlara değil, bakıma ve yardıma muhtaç tüm canlılara yardım elini uzatmaya devam ediyor. Yıldırım ilçesi Namazgah Mahallesi'nde bir kedinin araç çarpması sonucu arka bacağı kırıldı. Yaralı kediyi gören vatandaşlar, durumu Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne bildirdi. Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı ekipleri, kısa sürede olay yerine gelerek bitkin halde bulunan ve şok geçiren kediyi tedavi için Gümüştepe Hayvan Bakım Evi'ne götürdü.      Veteriner Hizmetleri Şube Müdürlüğü'nün veteriner hekimleri, kedinin röntgenini çekip kırık bacağını operasyonla ameliyat ederek gerekli müdahaleyi yaptı. ‘Nefes' adı verilen kedinin sağlık durumu günden güne iyiye giderken, kısa sürede sahiplendirilmesi hedefleniyor.      Kediyi yaralı halde bulan Yusuf Bahadır Çevirgen, hayvanı şok içerisinde bulduğunu ve hızlı bir şekilde veteriner kliniğine götürdüğünü söyledi. Ameliyat olması gerektiğini öğrenince Bursa Büyükşehir Belediyesi ile irtibata geçtiğini belirten Çevirgen, "Büyükşehir Belediyesi ekipleri sağ olsun yakından ilgilendiler. Kırık bacağının kısa sürede iyileştiğini öğrendim. Çok mutlu oldum. Onu kazadan sonra nefes nefese bulduğum için ‘Nefes' ismini verdik. Umarım en kısa sürede yeni yuvasına da kavuşur ve mutlu bir yaşam sürer. Süreç boyunca destek olan Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne teşekkür ediyorum" dedi.

Ölümden döndü, gelen yorumlarla bir daha yıkıldı Haber

Ölümden döndü, gelen yorumlarla bir daha yıkıldı

Geçtiğimiz ocak ayında, Güzelbahçe ilçesinde bulunan evinin yatak odasında bulunan balkonundan, yaklaşık 7 metre yükseklikten düşen AK Parti Urla İlçe Tanıtım ve Medya Başkanı Gamze Oğuz, omurgası ve ayağından ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Hastanede tedavi altına alınan ve bu süreçte entübe edilen Oğuz, adeta ölümün kıyısından döndü. Aynı zamanda yüksek takipçili sosyal medya hesabı da bulunan Gamze Oğuz'a bu süreçte yaptığı paylaşımlara ise çirkin yorumlar da yapıldı. Beddua ve tehdit içerikli mesajları gören Oğuz, çektiği acıların yanı sıra bu tarz beddua ve tehditlerle de psikolojisinin bozulduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a olan sevgisi sebebiyle hedef seçildiğini belirten Oğuz, yorumlar arasında can güvenliğini hedef alan ifadelerin kendisini derinden yaraladığını vurguladı. "OMURGAM VE AYAĞIM KIRILDI" Geçirdiği kazayı ve yaşadığı süreci anlatan Oğuz, "Bundan yaklaşık bir ay önce talihsiz bir kaza yaşadım. Evimin 3. katından yaklaşık 7 metre yükseklikten, o şekilde ölçüldü, aşağı düştüm bir denge kaybı sonucu. Düştüğümde omurgamın üstüne düştüğümü hissettim ve omurgam kırıldı. İlk onu hissetmiştim zaten. Ayağım da seramik kısma denk geldiği için topuk kısmım parçalandı. Hastanede bir ameliyat sürecim oldu. Hem omurgadan hem topuktan iki ameliyat geçirdim. Ameliyat esnasında maalesef kan ihtiyacı oldu. Kan değerlerim ameliyata hazır değilmiş. Daha sonrasında narkozdan uyanamadım. Entübe edildim. Çok şükür yoğun bakım sürecini de atlattıktan sonra odaya alındıktan sonra bir hafta hastanede yattım ve çıktım. Ama tedavi sürecim hala devam ediyor. Hala iyileşemedim. Eğilip kalkamıyorum. Walker olmadan bir yürütecim olmadan yürüyemiyorum. Tek ayağımın üstünde zıplayarak ilerliyorum. 26 Şubat'ta ayağımda 30 santimlik bir çivi var. 15 santimi dışarıda yaklaşık 15 santimi içeride olmak üzere o çıkacak. Alçı sürecim devam edecek. Sonra atel, fizik tedavi yani önümde daha 1,5-2 aylık bir yol var gibi görünüyor" ifadelerini kullandı. "BEDDUALARIN SINIRI AŞILDI" Tedavi sürecinde sosyal medyadan gelen yorumların kendisini daha fazla yaraladığını belirten Oğuz, "Maalesef. Şimdi siyasi görüşüm gayet belli bir şekilde açık ediyorum ben bunu. Zaten söylemiştim. AK Parti'de Tanıtım ve Medya Başkanı olduğumu. Siyasi görüşümden dolayı çok fazla linç ediliyorum. Bilirsiniz bir linç troll insanlar vardır, troll sayfaları vardır. Ama troll sayfaları dışında kişisel hesaplar, bayağı kendi kullandığı kişisel hesaplar tarafından linç edildim. Bu linçler neler? Evet, küfür, hakaret vesaire, beddualar. Bunlar geliyor. Fakat bedduaların sınırı aşıldı. 'Keşke ölseydin düştüğün yerde', 'Keşke felç kalsaydın', 'Daha beter ol inşallah.' Mesela sondan iki önceki paylaştığım postumda da mevcut. Artık başa sabitliyorum. 'Bütün kemiklerin kırılsın inşallah.' Hatta bu süreçte ben şöyle bir yorum da aldım. Mesaj olarak değil gayet aleni bir şekilde bunu postun altında yorum yapabiliyorlar. 'Bugün 7 metreden bir kazayla düşersin, yarın bakmışsın araba çarpmış.'" dedi. "DAHA FAZLA YARALAYAN BU YORUMLAR" Kendisine gelen yorumlarla bir kez daha yıkıldığını ifade eden Oğuz, "Şimdi yorumlara baktığımızda gerçekten çok yaralayıcı yorumlar. İnanın oradan düştüğünüzde canınız çok yanıyor. Ameliyat süreci, benim çektiğim acılar sizlerle zaten paylaşacağım elimdeki şeyleri. Vücudunuz çok acıyor. Bir yandan üç çocuğum var ve ben anneyim. Onları düşünüyorum. Onlar çok korkuyor. Ben o düştüğüm gece onların çığlıklarını duydum. Sürekli gözümü tam açamadım. Onları göremedim ama onların ağlaması, duvarlara vurması, bu sesler beni çok yaraladı. Fakat bunlardan daha fazla yaralayan bir şey oldu bu yorumlar. Çünkü insanlık çok farklı bir şeydir. Biz Anadolu medeniyetiyiz ve bizim medeniyetimize, bizim kültürümüze göre düşen kişiye siyasi görüşü, kimdir, nedir, dini, dili, ırkı bakmaksızın yardım edilir. Biz Anadolu insanıyız. Biz böyle gördük. Fakat bunun dışında çok farklı bir tepkiyle, kötü muameleyle karşılaştım ben. İnanın bu düşmekten çok daha fazla yaralıyor insanı. Diyorsunuz ki biz nereye geldik? Bu kadar mı kutuplaştık? Bu kadar mı nefret ediyoruz birbirimizden" diye konuştu. "BİR KADIN BAŞKA BİR KADINA BU SÖZLERİ NASIL SÖYLEYEBİLİYOR" Kendisine gelen kötü yorumlarla art niyetli haberler yapıldığını ifade eden Oğuz, "Ya o kadar garip ki troll olsa derim ki 'troll hesabı' hani çok önemsemem. Ama şu an bile gözlerim doluyor. Bir ablamızın, bir teyzemizin, bir hanımefendinin yaptığı yorum yaklaşık 50-60 yaşlarında. 'Daha beter ol' diyor. Nasıl söyleyebilirsiniz? Bunu şahsi hesabından yapıyor. Siz de kadınsınız. Nasıl bana bunu söyleyebiliyorsunuz? Kadın kadına destek olmalı. Bunun yanında bu bedduaları alıp ve bu paylaşımı alıp yanlış haber, çarpıtılmış haber yapan medya kuruluşları oldu. İnanabiliyor musunuz? 'Erdoğan rozet taktı, başına gelmeyen kalmadı', 'Beddualarınız tuttu', 'Niye beddua ediyorsunuz?' Benim açıklamada bulunmadığım ifadeleri kullanıp 'Ah keşke yapmasaydın bedduaları tuttu' şeklinde ifadelerle başlık atan medya kuruluşları oldu. Bu inanılmaz bir şey. Hani kişiler bunu yapıyor. Medya kuruluşları daha kamusal kuruluşlardır bence. Topluma yön veren kuruluşlardır. Siz nasıl böyle bir algı çalışması yapabiliyorsunuz? Hani hiç mi kimse düşünmüyor? Ya bu kadın da bir buçuk aydır evde hapis, yatıyor. Çok çalışkan bir insanım Hiç yerimde duramam. Bir bir buçuk aydır evde yatıyor. Bu kadın oraya hapsolmuş. Evlatları geliyor gidiyor. 'Anne iyi misin?' En ufak seste aşağı koşuyorlar. 'Anne sen mi bağırdın?', 'Anne bir şey mi oldu?' Bu kadın acılar içinde 'biz de buna bir kötek vurmayalım' demiyorlar. 'Biz de buna bir çelme takmayalım' hiç mi demiyorlar?" dedi. ​​​​​​​"YARGI SÜRECİ BAŞLAYACAK" Yorumlara ilişkin şikayette bulunduğunu ve yargı sürecinin başlayacağını söyleyen Oğuz, "Tabii ki gerekli mercilere maalesef ki gerekli aralıklarla suç duyurusunda bulunuyorum. Ama şunu belirtmek isterim ki ne kötü yorumlar ne beddualar beni çıkmış olduğum yoldan ve davamdan hiçbir zaman vazgeçiremeyecek. Ben reisi gerçekten kalpten seviyorum ve onun yolunda, yanında yürümekten gurur duyuyorum" diye konuştu. Eşinin destekleriyle düzenli olarak evin içinde yürüyüşler yapan Gamze Oğuz, bir an önce sağlığına kavuşmayı bekliyor.

Başkan Şadi Özdemir kanserle mücadelesini anlattı Video Galeri

Başkan Şadi Özdemir kanserle mücadelesini anlattı

     Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, katıldığı söyleşide pankreas kanserini nasıl yendiğini samimiyetle paylaştı. "Vaktim yok" diyerek kontrollerini aksattığını belirten Başkan Şadi Özdemir, "En büyük hatam buymuş. Erken teşhis gerçekten hayat kurtarıyor" dedi.      Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi, kanserle mücadelede duygusal dayanıklılığın ve farkındalığın konuşulduğu bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. 4 Şubat Dünya Kanser Günü nedeniyle düzenlenen "Kanser’de Duygularımızı Tanıyoruz" başlıklı söyleşide, uzman hekimler, kanseri yenenler ve hasta yakınları tecrübelerini paylaştı. Bursa Kanserle Savaş Derneği Başkanı Ümit Ecemiş’in moderatörlüğünü yaptığı panelde Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de kendi sağlık sürecine ilişkin samimi açıklamalarda bulundu. "Sürekli kontrol ettirmek lazım"      Kendisinin de zorlu bir kanser süreci geçirdiğini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, hastalığı öğrenme ve tedavi sürecini katılımcılarla paylaştı. CHP Bursa İl Başkanlığı dönemindeki yoğun tempo nedeniyle sağlık kontrollerini aksattığını ifade eden Başkan Şadi Özdemir, "O zamanlar hiçbir şeye ayıracak vaktim yoktu. Kendimce gidip kontrol ettirmiyordum. En büyük hatam buymuş. En sağlıklı zamanlarda bile kontrol ettirmek lazım" dedi.      Kalp kontrolü için gittiği hastanede şeker değerlerinin yüksek çıkması üzerine yapılan tetkiklerde pankreasında 4,5 santimlik tümör tespit edildiğini aktaran Başkan Şadi Özdemir, doktorunun kendisine "Çok şanslısın, 2 ay sonra gelseydin ameliyat edemezdim" dediğini söyledi.      Ameliyatın ardından kemoterapi ve ışın tedavisi gördüğünü belirten Başkan Şadi Özdemir, eşi Nuray Özdemir’in bu süreçte en büyük destekçisi olduğunu ifade etti. Başkan Şadi Özdemir, "Doktorlarım veya biz biraz daha ihmal etsek bugün sizin karşınızda konuşuyor olmayacaktım" diye konuştu.      Hastalık sürecinin bakış açışını değiştirdiğini dile getiren Başkan Şadi Özdemir, "Artık o zaman kafama taktığım birçok şeyi şimdi takmıyorum. Önceliğimiz kendimiz olmalı. Mutlaka hekimle birlikte hareket etmek ve belli periyotlarla kontrol edilmek lazım. Erken teşhis hayat kurtarır" dedi. "Kanser toplumsal bir sağlık sorunudur"      Etkinliğin açılışında konuşan Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Dr. Özcan Akan da kanserin sadece tıbbi değil, toplumsal bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Akan, "Kanserin birçok çeşidi başlangıçta önlenebilir ve tedavi edilebilir. Toplum olarak ne kadar bilinçlenirsek, kanseri yenmek konusunda da o kadar başarılı oluruz" ifadelerini kullandı. "Yan yana olmanın gücüne inandık"      Açılış konuşmalarının ardından söyleşi kısmına geçildi. Söyleşide konuşan Başkan Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir ise o günleri anlatırken duygusal anlar yaşadı. Eşinin tedavi sürecinde yaşadıklarını dile getiren Nuray Özdemir, "En çok zorlandığım an, hastaneden çıkıp eve döneceğimiz zamandı. Ancak tedavi sürecinde yan yana olmanın gücüne inandık" ifadelerini kullandı. Sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak yer aldığını paylaşan Nuray Özdemir, sivil toplum kuruluşlarının bu konuda farkındalık oluşturmadaki rolüne dikkat çekti. Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilüfer Avcı da hasta-hekim ilişkisinin ve sosyal desteğin önemine değindi. Hastaya teşhis konulduğu andan itibaren psikolojik desteğin şart olduğunu belirten Prof. Dr. Avcı, sivil toplum kuruluşlarının ve aile desteğinin tedavi başarısını artırdığını vurguladı. Hasta ve hasta yakınlarının gözünden süreç      Kanseri yenen Sevgi Uyumaztürk, hastalığı ilk öğrendiğinde yaşadığı "ölüm korkusu"nu ve kabullenme sürecini anlatırken, hekimine duyduğu güvenin iyileşme sürecindeki etkisine dikkat çekti. Hasta yakını olarak panelde yer alan Ersin Demirel ise genç yaşta babasının hastalığıyla başlayan ve annesiyle devam eden süreçte bir hasta yakını olarak üstlendiği sorumlulukları ve yaşadığı duygusal yolculuğu katılımcılarla paylaştı.

Kahramanmaraş Devlet Hastanesi'nde 100'üncü Açık Kalp Ameliyatı Başarıyla Tamamlandı Haber

Kahramanmaraş Devlet Hastanesi'nde 100'üncü Açık Kalp Ameliyatı Başarıyla Tamamlandı

Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası sağlık yatırımları kapsamında bu sene hizmete alınan Kahramanmaraş Devlet Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Kliniği'nde 100'üncü açık kalp ameliyatı (bypass) başarıyla gerçekleştirildi. Şubat ayında hizmete başlayan Kahramanmaraş Devlet Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Kliniği'nin başarılı ameliyatlarına bir yenisi daha eklendi. Devlet Hastanesi KVC ekibinin gerçekleştirdiği 100'üncü açık kalp ameliyatı, Kahramanmaraş'ta deprem sonrası yeniden güçlenen sağlık altyapısının önemli bir kilometre taşı olarak değerlendirildi. Açık kalp ameliyatı sonrası hasta Muammer Haydaroğlu sağlığına kavuştu. Servise alınan Muammer Haydaroğlu, mutlu olduğunu ifade ederek, sağlık çalışanlarına teşekkür etti. Haydaroğlu, "Yıllardır kalp sıkıntımız vardı ve hastaneye başvurdum. İlk geldiğim günden bu yana ekip arkadaşlarımız büyük bir özveri gösterdi. Sağlığımıza yeniden kavuştuk. 100'üncü hastaymışız, o da ayrı bir mutluluk verdi" diye konuştu. Kalp ve Damar Cerrahi Uzmanı Dr. Ahmet Nasrioğlu, "Bu bir doktorun ya da bir sağlık çalışanının yaptığı bir başarı değil, bir ekibin çıkaracağı başarıdır. Ameliyat, yoğun bakım, servis ve biz doktorlarla birlikte 100'üncü hastamızı sağlığına kavuşturmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Kentimizin atlattığı bu büyük felaketten sonra ekip arkadaşlarımızla beraber böyle şifa dağıtıyor olmamız bizi mutlu ediyor" ifadelerini kullandı.

"Ameliyattan 6 saat sonra yürüdü" Haber

"Ameliyattan 6 saat sonra yürüdü"

Adana'da bel fıtığı nedeniyle yürüme kabiliyetini yitiren ve doktorların ‘Masada kalırsın' dediği 75 yaşındaki Zarife Satıcı, geçirdiği başırılı ameliyatla yeniden sağlığına kavuştu. Yaşlı kadın, "Bizlere ameliyat olamazsınız demesinler, yaşam çok güzel. Mutlu olmak bizim de hakkımız" dedi. Adana'da yaşayan 75 yaşındaki Zarife Satıcı, geçtiğimiz yıl bel fıtığı rahatsızlığı nedeniyle günden güne kötüleşerek yürüme kabiliyetini yitirdi. Birçok doktora giden yaşlı kadın, ameliyat olması durumunda ‘Masada kalırsın' denilerek evine gönderildi. 21 sene önce aynı hastalığı yaşayan Satıcı, o dönem ameliyat olduğu Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen'e ulaştı. Yapılan tetkikler sonucu yaşlı kadının ameliyatının riskli olduğu ancak oranların düşük olduğu belirtildi. 3 ay önce ameliyat olan ve mikroskop ile fıtığı çıkartılıp, belindeki sinirler rahatlatılan Satıcı, yeniden yürümeye ve gündelik işlerini halletmeye başladı. "Mutlu olmak bizim de hakkımız" İhlas Haber Ajansı'na konuşan Zarife Satıcı, "8-9 ay boyunca yürüyemedim. En sonunda karar verdim ve ameliyat oldum. Artık yürüyorum, bizlere ‘Siz 75 yaşındasınız, ameliyat olmazsınız' demesinler. Herkes şansını denesin, yaşam çok güzel. Mutlu olmak bizim de hakkımız" dedi. "Ameliyattan 6 saat sonra yürüdü" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen ise özellikle yaşlı hastalarda kardiyoloji ve anestezi uzmanı görmeden karar verilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Şen, "Ben 21 sene önce Zarife teyzemizin bel fıtığından ameliyatını yapmışım. Son 8-9 aydır sağ bacak ağrısı olmaya başlamış ve ayakta duramaz hale gelmiş. İlaç tedavisinden fayda görmemiş. Birçok doktora, hastaneye gitmiş ancak ‘Masada kalırsın' denilerek korkup ameliyattan vazgeçmiş. Bir hastayı anestezi uzmanı, kardiyoloji uzmanı görmeden bu riskleri söyleyemeyiz. Biz ilgili branşlara teyzemizi gösterdik ve ameliyata hazırladık. Ameliyattan 6 saat sonra yürüdü ve artık bütün işlerini kendisi halledebiliyor. Genç meslektaşlarıma önerim, yaşlı hastaları anestezi ve kardiyoloji uzmanına göstermeden olumsuz konuşmayalım. Bu insanların da kaliteli yaşamak hakları" diye konuştu.

Sınırları aşan nakil: Aileler buluştu, iki hayat kurtuldu Haber

Sınırları aşan nakil: Aileler buluştu, iki hayat kurtuldu

Çapraz nakil yöntemi, farklı ülkelerde yaşayan iki aileye umut oldu. 8 bin 500 kilometre uzaktan gelen verici, 3 yıldır diyalize giren 27 yaşındaki Kerim Aksoy’a; baba Aksoy ise yabancı anneye böbreğini verdi. Birbirlerinden binlerce kilometre uzakta yaşayan ve yıllardır böbrek nakli bekleyen iki hasta, çapraz nakil yöntemi sayesinde hayat buldu. Zonguldak’ta yaşayan 27 yaşındaki Kerim Aksoy, polikistik böbrek hastalığı nedeniyle 3 buçuk yıldır diyalize giriyordu. Baba Durmuş Aksoy oğluna böbreğini vermek istedi ancak doku uyuşmazlığı nedeniyle bu nakil gerçekleştirilemedi. Kadavradan bağış için sıra bekleyen Kerim’e babası çapraz nakil listesine yazılmaları önerisinde bulundu. Bunun üzerine çapraz nakil sırasına giren baba-oğula, yıllardır bekledikleri nakil umudu yurt dışından geldi. Yapılan tetkikler sonucu çapraz naklin uygun bulunması üzerine böbrek nakli bekleyen 47 yaşındaki Nur Jahan Begum isimli kadına baba Aksoy böbreğini verirken Begum’un oğlu 24 yaşındaki Md Monaım Hosan, Kerim Aksoy’a böbreğini verdi. Operasyonu gerçekleştiren Medicana International Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Amil Huseynov ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Murathan Uyar, iki hafta önce gerçekleşen ameliyatların ardından hem alıcıların hem de vericilerin sağlık durumunun gayet iyi olduğunu belirtti. Baba, uyuşmazlık nedeniyle oğluna böbreğini veremedi Genel Cerrahi Uzmanı ve Organ Nakli Merkezi Sorumlusu Dr. Öğr. Üyesi Amil Huseynov, "Alıcı adayı oğul ve verici adayı babada normalde kan grubu uyumsuzluğu yoktu ve daha önce yapılmış tetkiklerde herhangi bir sorun teşkil etmiyordu. Daha sonra bizim yaptığımız testlerde verici adayına karşı alıcıda çok yüksek düzeyde immünolojik risk faktörleri belirledik ve çapraz nakil planlamasını yaptık. Yıllardır diyaliz hastası olan oğlu ailede uygun kan grubu olmadığı için uzun süredir bekleme listesinde. Biz bu hastaya öncelik tanıdık. Babası yabancı hastaya böbrek verdi ve yabancı hastanın oğlu da bu çocuğumuza böbrek vermiş oldu. 1 haftalık takip sonrasında hastalarımızı taburcu ettik" dedi. "Türkiye’de 30 bine yakın böbrek bekleyen hasta var" "Yabancı hastamızı ülkesine göndereceğiz. Türk hastamız da çok iyi durumda. Şu an çok iyiler, sonuçlarımız da gayet iyi, böbrek normal çalışıyor. Hasta diyalize girmiyor artık, herhangi bir ek tedavi almıyor. Sadece nakil için verdiğimiz ilaçları kullanıyor" diyen Dr. Öğr. Üyesi Huseynov, "Hastanelerde bütün nakil merkezlerinde hastalarımız çapraz nakil listesine kayıt yaptırabilir, onlar için de bir umut olabilir. Şu an Türkiye’de ortalama 30 bine yakın böbrek nakli bekleyen hasta var. Kalp nakli, karaciğer nakli, bağırsak nakli, pankreas nakli bekleyen hasta sayımız da keza fazla. Elimizden geldiği kadar bu hastalarımıza şifa olmaya çalışıyoruz ama organ nakli bilincinde olmak için 80’lerden bu yana yapılan Organ Bağışı Haftası, bu farkındalığı artırmak için büyük önem teşkil etmekte" ifadelerini kullandı. "Nakiller son derece başarılı oldu" Prof. Dr. Murathan Uyar ise, "Baba ve oğul, alıcı ve verici olarak bize nakil olmak üzere başvurdular. Ancak yaptığımız testler sonucunda alıcının vücudunun bu böbreği kabul etmeyeceğini öngördük. Bunun üzerine çapraz nakil dediğimiz alıcıların vericilerin değiş tokuş yapıldığı yöntemi uygulamaya karar verdik. Kendi listelerimizi kontrol ettiğimizde bu çift için uygun olan ve başka listede bekleyen bir çifte ulaştık. Yaptığımız testler sonucunda her iki çift için de uyumlu geldi. Biz de bunun üzerine nakli gerçekleştirdik. Son derece başarılı bir nakil oldu. Her iki hastamızı da sorunsuz takip ediyoruz" diye konuştu. "Çapraz nakil hem risk, hem maliyet açısından avantaj sağlıyor" Çapraz naklin avantajlarına değinen Prof. Dr. Uyar, "Çapraz nakil tüm dünyada uygulanan bir yöntem. Böyle bir yöntem olmasa biz bu hastanın vücudunu nakle uygun hale getirebilmek için son derece pahalı, uzun soluklu ve yan etki riski yüksek tedaviler uygulamak zorunda kalacaktık. Buna rağmen yine de hastanın nakli reddetme riski devam ediyor olacaktı. Çapraz nakil yaparak düşük riskli, düşük maliyetli, hem hasta için hem maliyet açısından daha avantajlı bir yöntemi kullanmış olduk" dedi. "Şansın nereden çıkacağı belli olmuyor" Böbrek nakli sayesinde sağlığına kavuşan 27 yaşındaki Kerim Aksoy, yaşadığı mutluluğu şu sözlerle dile getirdi: "3 buçuk yıldır diyalize giriyorum. Buraya geldiğimizde karşı vericilerle tanışma fırsatımız olduk. 8 bin 500 kilometre uzaktan gelmişler. Şansın nereden çıkacağı belli olmuyor. Çok mutluyum bunun için. 3 buçuk yıldır bekliyordum. Benim kan grubum 0 negatif. Kendim kadavraya yazıldım bir buçuk yıl kadar bekledim. Sonra babam çapraz nakle yazılmayı teklif etti. Şans çapraz nakilden çıktı. Çok önemli olan bir durum. Herkese tavsiye ederim. Şansın nereden geleceği belli olmuyor, ister yakın ister uzak hiç fark etmiyor. Biz tanımadığımız, herhangi bir insandan aldık." "Herkes organ bağışı yapmalı" Diyalize girdiği döneme göre kendisini çok iyi hissettiğini ifade eden Aksoy, "Şu an gayet iyiyim. Yorulmuyorum, halsizlik olmuyor, iştahım açıldı. Bir problemim yok şu an" dedi. Organ bağışının önemine de vurgu yapan genç adam, "Sonuçta canlı ya da cansız fark etmiyor. Herhangi bir insanın hayatını kurtarmak çok güzel bir şey. Babamın sayesinde ben hayat buldum, çünkü onun sayesinde nakil oldum. Herkes organ bağışı yapmalı" diye konuştu. "Bağışçı olmanın hiçbir zorluğu yok" 53 yaşındaki baba Durmuş Aksoy ise, "Çok mutluyuz. Nakil için bizi aradıklarında çok mutlu olduk, hemen hastanemize geldik. Testlerimizi yaptılar, herhangi bir sıkıntı çıkmayınca işlemlere başladılar. Korkulacak hiçbir şey yok. Pazartesi ameliyat oldum, 2 gün sonra, çarşamba günü çıkışımı verdiler. Verici olanının hiçbir sıkıntısı yok. Herkes organ bağışçısı olabilir. Bu benim ikinci çocuğum. Diğeri kadavradan nakil oldu. 2014-19 arası diyalize bağlıydı. Herkesin organ bağışı yapması gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Acılı aile ihmal iddiasını yineledi, küçük Hüseyin'in yatağa bağımlı içler acısı hali yürekleri dağladı Haber

Acılı aile ihmal iddiasını yineledi, küçük Hüseyin'in yatağa bağımlı içler acısı hali yürekleri dağladı

Gaziantep'te 4 yaşındayken geçirdiği bademcik ameliyatı sonrası gelişen komplikasyonla engelli kalan Hüseyin Beyaz'ın acılı anne ve babası ilk kez konuştu. "Değil 109 milyon, dünyaları da verseler oğlumuzun sağlığı yerine gelmeyecek" diyen acılı aile ihmal iddiasında bulunurken küçük Hüseyin'in yatağa bağımlı içler acısı hali yürekleri dağladı. Olay, 2018 yılında Gaziantep'te özel bir hastanede meydana geldi. İddiaya göre, 4 yaşındaki Hüseyin Beyaz, yapılan bademcik ameliyatının ardından gelişen komplikasyonla yaşanan kanama sonucu solunum yolunun tıkanması nedeniyle beyni oksijensiz kalarak engelli kaldı. Yaklaşık 7 yıl önce yaşanan olay sonrası yargı süreci başladı. Hastanın ailesi ihmal iddiasıyla davacı oldu, mahkeme rekor tazminata hükmetti Küçük çocuğun ailesi, ihmali olduğu ve tıbbi yanlış uygulama yapıldığı iddiasıyla hastane ve hekim H.B.'den şikayetçi olarak tazminat davası açtı. Hastane ve hekim ise kanamanın ameliyatın komplikasyonlarından kaynaklandığını savunarak iddiaları reddetti. Tarafların savunmaları, adli tıp raporları ve bilirkişi raporlarının ardından görülen duruşma sonrası mahkeme heyeti ameliyatı gerçekleştiren hekimi sorumlu tutarak yasal faizleriyle birlikte yaklaşık 109 milyon TL'yi bulan rekor bir tazminat ödemesine hükmetti. Bademcik ameliyatı sonrası engelli kalan küçük Hüseyin'in ailesi ilk kez konuştu Küçük çocuğun babası Ömer ve annesi Kübra Beyaz, 7 yıllık sürede yaşadıkları zorlu süreci ilk kez anlattı. Geçen zamanda ameliyat öncesi hiçbir sıkıntısı olmayan çocuklarının ameliyat sonrası yatağa bağımlı kaldığını belirten acılı anne-baba, gündem olan tazminat miktarına yönelik tepkilere cevap verdi. Acılı aile, "Değil 109 milyon, dünyaları da verseler oğlumuzun sağlığı yerine gelmeyecek" derken yatağa bağımlı küçük Hüseyin'in içler acısı hali ise yürekleri dağladı. "Kanama sonrası oğlumun her şeyini kaybettik" Yaşanan süreci anlatan baba Ömer Beyaz, "7 yıl önce Gaziantep'te oğlumu bademcik ameliyatı için özel bir hastaneye götürdüm. Sonrasında ameliyat oldu ve 3 gün sonra şikayetlerle çocuk hastalıkları bizi servise yatırdı. 7. günün sonunda da Hüseyin'de çok ciddi anlamda bir kanama meydana geldi. Yani kanama o kadar şiddetliydi ki hemşireyi çağırdıktan sonra hemşire bile hiçbir şey yapamadı ve bize Hüseyin'i çok hızlı bir şekilde acil servise indirmemizi söyledi. Ben de Hüseyin'i hemşirenin yönlendirmesi sonucu çok hızlı bir şekilde acil servise indirdim. Kanamadan sonra yaklaşık 20 dakika kadar oğlumun kalbi durdu, kalp masajı yapıldı ve sonrasında da 60 gün kadar bir Adana Balcalı'ya sevk ettikten sonra yoğun bakımda kaldı. Bu süreçte biz oğlumun her şeyini kaybettik" dedi. "Oğlumdan geriye elimizde sadece zaman zaman bize gösterdiği bir gülümsemesi kaldı" Olay sonrası oğlunun tamamen yatağa bağımlı hale geldiğini ve sadece çok nadiren gösterebildiği gülümsemesiyle avunduklarını söyleyen acılı baba Beyaz, "Artık oğlum göz teması kuramıyor, görme duygusunu kaybetti. Ağızdan 7 yıldır hiç besleyemedik oğlumu. Hiç hareket edemedi, hareket kabiliyetini de kaybetti, konuşmayı da kaybetti. Yani bir çocuğun yapması gereken her şeyi, bir insanın, sağlıklı bir insanın yapması gereken her şeyi kaybetti. Elimizde sadece bir gülümseme kaldı zaman zaman bize verdiği. Ağlama duygusunu bile kaybetti" dedi. "Keşke biz bu rakamı almasak da oğlum gelip benden sadece 1 TL harçlık isteyebilse" Olayı yargıya taşıdıklarını ve dava sürecinin 7 yıl devam ettiğini de belirten baba Ömer Beyaz, özellikle tazminat miktarının çok konuşulmasına tepki gösterdi. Oğlunun tüm insani fonksiyonlarını kaybettiğini ve bunun maddi hiçbir değerle kıyaslanamayacağını belirten baba, "Yaşanan olayda biz tabi davacı olduk süreçte. Ve olay 2 defa adli tıpa, 1 kere de heyete gitti. Ve sonuçta da tüm bu değerlendirmeler sonucunda 7 yıl süren bir adalet arayışımızın sonucunda haklılığımız kanıtlandı. Hem hastane hem doktor ağır kusurlu bulundu. Mahkeme 37 milyon TL'lik bir tazminata hükmetti, yani kazandığımız rakam 37 milyon TL. Bu tazminat bedelinin aslında oğlumun, bu zamana kadar ve bundan sonra bakıcı giderleri ve sağlık giderleriyle ilgili bir rakam olduğunu söyleyebilirim. Son zamanlarda bu rakam çok farklı lanse ediliyor. Toplum barışını etkileyecek şekilde sanki bir meslek grubuna yöneltilmişçesine bir algı oluşturulmaya çalışıyor ama ben öncelikle şunu söylemek isterim. Ben işini layıkıyla yapan doktorlardan her zaman 'Allah razı olsun' diyorum ve demeye de devam edeceğim. Ama ortada çok büyük hata var. Yani Adli Tıp Kurumu'nun gönderdiği raporda 10'a yakın bariz hata var ve bir doktorun yapmaması gereken hatalar var. Bu rakam bizim için gerçekten hiçbir anlam ifade etmiyor. Şunu söyleyeyim. Keşke biz bu rakamı almasak da oğlum gelip benden sadece 1 TL harçlık isteyebilecek pozisyonda olsa. Bu insanı gerçekten çok üzüyor. Yani bizim 7 yıldır yaşadıklarımızı bir kenara bırakıp sadece tazminatı konuşmak, sadece bu süreci anlatmak, sanki burada hatalı biz de mağdur karşı tarafmış gibi bir algı oluşturmak gerçekten insanlıktan, insani değerlerden çok uzak olduğunu düşünüyorum. Dediğim gibi oğlum her şeyini kaybetti. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak bizim için. Gelinen noktada maalesef sanki hatalı bizmişiz gibi, bir çocuğun hayatı mahvolmamış gibi, bir anne babanın, bir kardeşin, bir ailenin hayatı yok olmamış gibi sadece tazminatın konuşulması gerçekten beni çok üzüyor" ifadelerini kullandı. "Tazminat miktarının yasal faiziyle 100 milyon TL'nin üzerine geçeceği söyleniyor" Mahkeme heyetinin verdiği 37 milyon TL'lik tazminat kararının detaylarını açıklayan ve yasal faizlerle paranın 100 milyon TL'yi aştığını vurgulayan Ömer Beyaz, "37 milyon TL'ye tazminat cezası verdi Gaziantep Tüketici Mahkemesi Hüseyin'in bakıcı giderleri için. Fakat dava 7 yıldır devam ediyor. O nedenle bu rakamın yasal faiziyle 100 milyon TL'nin üzerine geçeceği söyleniyor. Benim de aslında elimde net bir rakam yok, ben de bilmiyorum. Ama tabii sosyal medyada birçok rakam dolaşıyor. 100 milyon üzeri faiziyle beraber geçecektir. Ama ana para 37 milyon TL. Ya ben aslında şunu söylemek istiyorum. Yani karşı taraf o kadar canımızı yaktı ki sadece oğlumuzu bizden almadı bu süreçte. Oğlumuzun tedavi giderlerini kısabilmek için bu tarz çocukların 10 yıl yaşayacağını ve bakıcı giderlerinin 10 yıl üzerinden hesaplanmasının gerektiğini bile söylediler. Yani bir anne-babanın herhalde hayatında yaşayacağı en zor olaylardan bir tanesiydi. Biz engelli bireyler anne babası olarak hayatta hiçbir zaman sıralı ölüm isteyemeyiz. Çünkü biz evladımızla aynı anda Allah bizi alsın deriz. Çünkü benim oğlum bana muhtaç, benim kucağıma muhtaç, benim sesime muhtaç, benim elime muhtaç. Bunun karşılığını hiçbir şey ödeyemez. Ama onlar 'bu tarz çocuklar 10 yıl yaşar' diyecek kadar da vicdani boyutlarını kaybetmişler Bugün yine çıkıp Türkiye'de ameliyatların yüksek rakamlara ulaşması istenmiyorsa işte bu tazminatların bu rakamlara ulaşmaması gerektiği söyleniyor. Yani resmen aba altından sopa göstererek toplumun barışına, toplumun düşmanlığa iten açıklamalar yapılıyor. Ortada bir hata var. Bu hatanın da bir bedeli var. Bu bedeli konuşmak yerine bence yapılan hatalardan ders çıkarmak, bu hataları konuşmak ve bir daha hiçbir ailenin canını yakmamak çok önemli" şeklinde konuştu. "Bazı şeyler ne yazık ki geri gelmeyecek, oğlumun her şeyini çok özledim" Acılı anne Kübra Beyaz ise 7 yıldır yaşadıklarını anlatırken zor anlar yaşadı Anne Beyaz, "Bizim hayatımız bir gecede değişti. Yani 7 yılın bizim için bir tarifi yok. Hangi cümleleri kurarsak kuralım bunu tarif edemeyiz. Yani süreçle alakalı inanın sosyal medyada dolaşan ve sadece rakamın gündeme gelmesi bizi inanılmaz yıprattı ve üzdü. Yani bunun bir maddi karşılığı yok. Yani bu davanın zaten kaybedeni biziz. Bazı şeyler ne yazık ki geri gelmeyecek. Her şeyini özledim çünkü yani üç buçuk yaşında kadar sağlıklı iken bir anne evlatla neler yaşayabilir? İnanın birçok şeyi yaşadım. Yani beni kucağına yatırıp saçımı okşayan evladımdı. Gece yatarken bile uyurken bile ben hani sesimi çıkartmasam bile dönüp dönüp öperdi beni. Şimdi biz onu bol bol öpüyoruz ama onun da içinden böyle bir şey hissiyatını verdiğini aldığını biliyoruz. Yani çok şey kaybolduğu için hani hangi birini anlatabilirim bilemiyorum, bazı şeyler gelmeyeceği için ne yazık ki tarifi yok yani. İnanın söylenecek çok şey var ama kadarcık zamana bunlar zaten sığdırılamaz" diye konuştu.

Safra kesesi hastalıkları belirti vermeden ilerleyebiliyor Haber

Safra kesesi hastalıkları belirti vermeden ilerleyebiliyor

Safra kesesi hastalıklarının çoğu kez belirti vermeden ilerlediğini belirten Prof. Dr. Yavuz Selim Sarı, özellikle taşların küçük olması halinde ameliyatın gerekli olabildiğini vurguladı. Prof. Dr. Sarı, ameliyat sonrası yaşanan sorunlara da değindi. BHT Clinic İstanbul Tema Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yavuz Selim Sarı, safra kesesinde taş ve iltihabın çoğunlukla bir arada meydana geldiğini belirterek, "Hasta başka bir sebeple doktora gittiğinde doktorun yaptığı muayenede tesadüfen taş bulunabiliyor" dedi. "Safra kesesinde eğer taş varsa burada ameliyat artık gerekiyor" diyen Prof. Dr. Sarı, ameliyat kararının hastanın durumuna göre alındığını belirterek şu ifadeleri kullandı: "Hastalıklar her bireyde farklı şekilde seyredebiliyor. Bu yüzden safra kesesi taşı olan kişileri de ayrı ayrı değerlendirmemiz lazım. Hasta gençse ve beklenen yaşam süresi ileri derecede uzunsa bu durumda ameliyat gerekiyor. Ancak hastada yandaş hastalıklar varsa, anestezi almasına engel olacak durumlar varsa, hastanın ileri derecede kan hastalıkları ya da başka hastalığı varsa bu durumda mutlaka ameliyat etmek gerekmiyor. Kimin ameliyat olup, kimin olmayacağını bireylere özel değerlendirmek gerekiyor." İleri derecede sirozu, hematolojik hastalığı, ileri derecede kalp yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, kronik akciğer hastalıkları olan hastalarda ameliyatın riskli olduğunu belirten Sarı, "Hastada ne gibi şikayetler var, safra kesesini almak zorunda mıyız, almasak da bu hasta yaşamını devam ettirebilir mi, hastaya ne tür zararlar verebilir, öncelikle bunun muhasebesini yapıyoruz. Eğer safra kesesinde taş kalırsa ve daha fazla zarar veriyorsa riskleri anlatıp, her türlü tedbiri alıp ameliyat ediyoruz" dedi. "Küçük boyuttaki taşlar safra kanalına düşebilir" Safra kesesinde küçük boyuttaki taşların daha tehlikeli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yavuz Selim Sarı, "Küçük boyuttaki taşlar daha riskli. Çünkü ana safra kanalına düşme riski ve orayı tıkama, pankreasta iltihap yapma riski var. Böyle bir tablo gelişirse birtakım invaziv müdahalelerle ağızdan girilen bir endoskopla safranın on iki parmak bağırsağından açıldığı yere gidip, bulup, orayı genişletmek ve buradaki taşı çıkartmak gerekiyor. Bu da hasta için ilave bir risk taşıyor. Yani safra kesesinde çok sayıda küçük taşların olması, büyükçe tek bir taşın olmasından daha riskli bir durum" ifadelerini kullandı. Ameliyat sonrası sürece de değinen Prof. Dr. Sarı, "Ameliyat sonrası safra sürekli bağırsağa akıyor. Buna bağlı olarak bazı hastalarımızda şişkinlik, hazımsızlık gibi birtakım sindirim bozuklukları olabiliyor ama çok önemli şikayetler değil. Çok özel tedaviler uygulamak gerekmiyor. Basit bazı ilaçlarla bunları düzeltiyoruz ve hasta rahat yaşamına devam ediyor. Safra kesesinin alınmış olması hastaya ilave bir zorluk getirmiyor" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.