Hava Durumu

#Astım

Yeni Marmara Gazetesi - Astım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Astım haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Eliminasyon diyetinin püf noktaları Haber

Eliminasyon diyetinin püf noktaları

BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Fonksiyonel Tıp Hekimi ve Fitoterapist Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, "Eliminasyon diyeti; şüpheli gıdaların belirli bir süre diyetten çıkarılması, ardından vücudun tepkileri izlenerek kademeli olarak sisteme geri yüklenmesi esasına dayanır. Ülkemizde gıda intolerans testleri hem pahalıdır hem de her zaman doğru sonuç vermez. Bu yüzden eliminasyon diyeti en etkili çözümdür" dedi. Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, diyetin başarıyla tamamlanması için şu dört aşamanın eksiksiz uygulanması gerektiğini vurguladı; "Hazırlık: Fonksiyonel tıp uzmanı gözetiminde glüten, süt ürünleri, maya, soya ve baklagiller gibi yaygın alerjen sorunlu gıdalar belirlenir. Eliminasyon (3-6 Hafta): Belirlenen gıdalar diyetten tamamen çıkarılır ve titizlikle bir gıda-semptom günlüğü tutulur. Yeniden Tanıtma: Çıkarılan gıdalar, reaksiyonları gözlemlemek adına 3-5 gün arayla, teker teker beslenmeye tekrar eklenir. Semptom gösteren gıda hemen listeden çıkarılır. Onarım: Dokunan yiyecekler kalıcı olarak sınırlandırılır; güvenli gıdalarla zengin ve dengeli bir beslenme modeli inşa edilir." Eliminasyon diyetinin kronik otoimmün hastalıklar, IBS (huzursuz bağırsak), migren, kronik alerji/astım ve sedef-egzema gibi bağışıklık temelli sorunların yönetiminde çok güçlü bir destekçi olduğunu vurgulayan Dr. Yavuzcan, sürecin püf noktalarını şöyle özetledi; "Yapılması Gerekenler: Önceden plan yapın, gizli alerjenler için etiketleri mutlaka okuyun, toksin atımı için bol su tüketin ve her yiyeceği tek tek eklerken sabırlı olun. Yapılmaması Gerekenler: Asla kaçamak (hile) yapmayın; küçük bir miktar bile sonuçları çarpıtır. Katkı maddesi içeren işlenmiş gıdalardan uzak durun, belirtileri görmezden gelmeyin ve sindirimi doğrudan bozan stresten kaçının. Beslenme yetersizliği yaşamamak ve sorunlu gıdaları doğru tanımlamak için bu süreç mutlaka bir sağlık uzmanının gözetiminde yürütülmelidir."

İnegöl'de 3 milyon yıllık mağaraya çirkin saldırı Haber

İnegöl'de 3 milyon yıllık mağaraya çirkin saldırı

İnegöl ilçesinde, 3 milyon yıllık olduğu belirtilen Oylat Mağarası’nın duvarlarına kimliği belirsiz kişilerce sprey boyalarla yazılar yazıldı. Özellikle yabancı turistlerin ziyaret ettiği 750 metre uzunluğu, 93 metre yüksekliğe sahip mağaranın duvarlarının yazı tahtasına çevrilmesi, tepkiye yol açtı. Bölge sakinleri ve ziyaretçiler, yazı yazan kişilerin bulunup, cezalandırılmasını istedi. Türkiye'nin en büyük ikinci mağarası olarak dikkat çeken Oylat Mağarası’nın astım ve bronşit gibi önemli solunum yolu rahatsızlıklarına iyi geldiği belirtiliyor. Mağaranın içerisindeki sıcaklık, yaz- kış 15 ila 18 derece olarak ölçülürken, nem oranının ise yüzde 90 olduğu kaydedildi. İşletme sahibi Nurcan Yılmaz, "Bu hakikaten çok üzücü bir şey. Bizim mağaranın bütün sosyal alanına tabii ki ziyaretçilerimizin de güvenliğini sağlayabilmek için güvenlik kameralarımız var. Sağlık durumunda ya da bir kaza durumunda müdahale edebilmek ancak bu kamera sistemleri sık sık şuna şahit oluyor; Mağaradaki o milyonlarca yıl oluşmuş nadide eserlere zarar veren, yazı yazan, kırmaya dökmeye çalışan maalesef hatırı sayılır sayıda ziyaretçimiz oluyor. Burada bu alan tabiat ve doğal varlık kabul edildiği için bu alan özel bir korumada olduğu için aslında çok ciddi bir suç. Ben isterdim ki suçu var, bunun karşılığında şu ceza var diye korkutmayalım, böyle bir gereklilik olmasın, insanlar milyonlarca yılda oluşmuş Allahü Teâlâ'nın çok özel bir alanında olduklarını değerini bilsinler ve bunu takdir etsinler. Maalesef çok kasıtla yapılan yazılar, kırmalar, dökmeler. Ayrıca çöp atmalar, artık onlar sevimli bile kaldı. Bütün alanda çok mustarip olduğumuz bir sıkıntı. Vatandaşlık bilincinin gelişmesi tabii ki çok önemli, burada bunu anlıyoruz. Çünkü bu dediğim gibi bir eşinin, emsalinin olmadığı, bunun telafisinin edilemeyeceği bir alan. Biz bu duvar yazılarını temizlemek için mesela tekrar duvara zarar veremeyeceğimiz için bunları kazıyamıyoruz. Duvardan o yazıyı silmemiz için kazımamız gerekiyor ama bu da yasak. Bu da bir zarar demek, kazıyamıyoruz. Mağaranın içindeki kendi orijinal çamuruyla sıvayarak onları o şekilde tolere etmeye çalışıyoruz. Ama bu çok üzücü bir şey, vatandaşlarımızdan da bu hassasiyeti tekrar tekrar göstermeleri için ricacı olalım. Çünkü emsali yok, yeri doldurulamaz. İkinci bir Oylat Mağarası yok ve bu nadide esere hayran olup bakmak lazım, zarar vermek değil" dedi.

Yazın üşüten, kışın terleten doğa harikası Haber

Yazın üşüten, kışın terleten doğa harikası

İnegöl'de Oylat Deresi'nin batı kıyısında yer alan Oylat Mağarası, fay hatları üzerinde depremler sonrasında suların aşındırmasıyla oluştu. Yaklaşık 750 metre uzunluğunda ve 95 metre yüksekliğindeki mağara, özellikle yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin uğrak noktası oluyor. Bölgeyi ziyaret eden Arap turistler de mağaraya yoğun ilgi gösteriyor. Yılın her döneminde sıcaklığı 15 ila 18 derece, nem oranı ise yaklaşık yüzde 90 seviyesinde kalan mağara, astım ve bronşit rahatsızlığı bulunan bazı ziyaretçiler tarafından da tercih ediliyor. Doğal yapısıyla dikkat çeken mağarada zaman zaman film ve dizi çekimleri de gerçekleştiriliyor. Mağaranın son noktasına ulaşıldığında ziyaretçiler yaklaşık 31 katlı bir binanın yüksekliğine eş değer bir seviyeye çıkmış oluyor. İçerisindeki sarkıt ve dikitlerin ise her 1 santimetresinin yaklaşık 16 yılda oluştuğu belirtiliyor. Merdivenlerle gezilebilen mağaranın etkileyici atmosferi, fantastik film sahnelerini andıran görüntüler sunuyor. Oylat Mağarası yalnızca doğal güzelliğiyle değil, ilginç ziyaretçi alışkanlıklarıyla da dikkat çekiyor. Bazı kişiler dilek dileyerek para atarken, bazıları bilekliklerini mağara içerisindeki alanlara bağlıyor. Spiritüel çalışmalar yapanların yanı sıra, mağara toprağını almak isteyen büyücü ziyaretçiler de zaman zaman bölgeye geliyor. Doğal oluşumu ve etkileyici atmosferiyle Oylat Mağarası, İnegöl'ün en önemli turizm destinasyonları arasında yer almayı sürdürüyor. Oylat Mağarası'ndan bahseden işletmecisi Nurcan Yılmaz, "Oylat Mağarası ölü bir fay hattının üzerinde. Milyonlarca yıl önce gerçekleşmiş büyük depremlerden oluşan kayalık kırıkları ve içinden akan akarsularla oluşmuş bir mağara. Mağaramızın takriben yaşı 3 milyon. Mağaramızın diğer özelliği hala yaşamaya devam ediyor oluşu. Oylat Mağarası içerisinde 750 metrelik bir gezi alanının bulunduğu bir mağara. Gezi alanı olarak Türkiye'nin en büyük ikinci mağarası. Ziyaretçilere açık olmayan daha fazla alanı da var." Kronik Hastalıklara iyi geliyor Oylat Mağarası'nın sağlık turizmine önemli bir katkısı olduğunu söyleyen Yılmaz, "Astım ve bronşit gibi kronik hastalıkları olan insanların mağaranın 300 metreden sonraki rakımında çok rahat nefes alıyorlar, broşları açılıyor. Mağaramızın 100 metreden sonra ziyaretçilerimizin görebileceği dev sarkıt ve dikitler var. Bunların 1 santimetresi 16 yılda oluşuyor. Yani milyonlarca yılda oluşan sarkıt ve dikitler. Mağaramızın en son noktasına vardığımızda yerden 93 metre yükselmiş oluyorsunuz. 750 metrede mesafe katetmiş oluyorsunuz. Mağaramız yoğun bir şekilde ziyaretçi alıyor. Yaz ve kış aylarında ortalama 100-350 bin arasında değişen ziyaretçi sayımız var" diye konuştu. "Kış aylarında burasının soğuk olduğunu düşünen ziyaretçilerimiz için söylüyorum. İçerideki ısı yaz kış sabittir. 15 ile 18 derece arasında. Kış mevsiminde geldiğinizde ısınırsınız, yaz mevsiminde geldiğinde doğal bir klimanın içerisinde olursunuz. Bunun dışında burasını değerlendirmek isteyen reklam dizi çalışmaları yapan şirketlerle görüşüyoruz. Ziyaretçilerimiz Türkiye'nin hemen hemen her yerinden var. Sadece belli bir kesime ya da belli bir yaş grubuna hitap etmiyoruz. Belki de o anlamda turizm sektöründe çok özel bir yere sahip. Çünkü hem çocukların mutlu olduğu hem gençlerin enteresan bulduğu belli bir yaş üzerindekilerin gezmekten hoşlandığı tek yerdir. Bu anlamda böyle bir yerin işletmecisi olmaktan mutluyum. Büyük teyzelerimiz gelip buradan toprak almaya çalışıyorlar. Spiritüel çalışmalar yapan meslekler var. Onlar gelip burada kendilerince çalışmalar yapıyorlar. Ağaçlarımıza şans bileklikleri bağlanıyor. İçeride göllenmeler var içerisine para atıp şans diliyorlar. Böyle yüz güldüren hatıralarımız var" ifadelerini kullandı.

Sigara yasakları genişletiliyor: Parklar ve Sahiller dumansız alan olacak Haber

Sigara yasakları genişletiliyor: Parklar ve Sahiller dumansız alan olacak

Sigara kullanımına yönelik yasakların kapsamı genişletiliyor. Hazırlık aşamasında sona gelinen yeni düzenlemeyle birlikte, bugüne kadar açık alan olarak değerlendirilen bazı noktalar dumansız alan ilan edilecek. Düzenleme kapsamında çocuk parkları ve sahiller, “kırmızı hat” uygulamasına dahil edilerek sigara içilmesi yasaklanacak.Yetkililer, düzenlemenin temel amacının toplumsal alanlarda pasif içiciliği azaltmak ve özellikle çocukları tütün dumanının zararlı etkilerinden korumak olduğunu belirtiyor. Yeni uygulamayla çocukların yoğun olarak bulunduğu alanlarda daha sıkı denetimler yapılması planlanıyor. Uzmanlar, açık alanlarda içilen sigaranın da ciddi sağlık riskleri oluşturduğuna dikkat çekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Aliyeva, açık alanlarda yayılan sigara dumanının çocukları pasif içici haline getirdiğini ifade ediyor. Aliyeva, sigara dumanına maruz kalan çocuklarda astım, bronşit, alerjik hastalıklar ve sık enfeksiyon görülme riskinin arttığını vurguluyor.Kırmızı hat uygulamasıyla birlikte çocuk parkları ve sahillerde sigara yasağının daha katı kurallarla uygulanması, denetimlerin artırılması ve caydırıcı önlemlerin devreye alınması öngörülüyor. Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte dumansız alanların sayısının önemli ölçüde artması bekleniyor.

"Yaklaşık 300 milyon kişi astım hastası"  Haber

"Yaklaşık 300 milyon kişi astım hastası" 

 Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, dünyada yaklaşık 300 milyon insanın astım hastası olduğuna dikkat çeken Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nurhan Köksal, "Türkiye'de de astım sıklığı giderek artmaktadır. Ülkemizde yaklaşık olarak yetişkinlerin yüzde 5-10'u ve çocukların ise yüzde 10-15'i astım ile yaşamlarını sürdürmektedirler" dedi.  Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Prof. Dr. Nurhan Köksal, "7 Mayıs Dünya Astım Günü" dolayısıyla astım hastalığı hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Astımın tanımını yapan Prof. Dr. Köksal, "Astım, solunum yollarının kronik inflamatuar hastalığıdır. Bu hastalık, hava yolları ve bronşlarda enflamasyona (iltihaplanma), ödeme ve bronşların daralmasına neden olur. Bu da nefes almayı zorlaştırarak nefes darlığı, öksürük, göğüs sıkışması ve hırıltı –hışıltılı soluma gibi semptomlara yol açabilir. Astım dünyada oldukça yaygın bir hastalıktır ve her yaştan insanı etkileyebilir" diye konuştu.  "Yaklaşık 300 milyon kişi astım hastası"  Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, yaklaşık 300 milyon insanın astım hastası olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Köksal, "Türkiye'de de astım sıklığı giderek artmaktadır. Ülkemizde yaklaşık olarak yetişkinlerin yüzde 5-10'u ve çocukların ise yüzde 10-15'i astım ile yaşamlarını sürdürmektedirler" şeklinde konuştu.  "Pasif içicilik astım riskini artırıyor"  Astımın belirli risk faktörlerine değinen Prof. Dr. Köksal, "Genetik yatkınlık önemli bir faktördür. Ayrıca çevresel faktörler, hava kirliliği, sigara dumanı, pasif sigara içiciliği, alerjenler (toz akarları, polenler, küf mantarları vb.), solunum yolu enfeksiyonları ve bazı mesleklerde maruz kalınan bazı maddeler astım riskini artırabilir. Astımın tanısı genellikle semptomların ve solunum testlerinin bir kombinasyonuna dayanır. Göğüs hastalıkları uzmanları hastanın tıbbi geçmişini ve semptomlarını değerlendirirler, fizik muayene ve solunum fonksiyon testleri (spirometri gibi) yapabilirler. Ayrıca, alerji testleri de astımın belirli tetikleyicilerini tespit etmede yardımcı olabilir" dedi.  "Astım tedavisinde tetikleyici faktörlerden kaçınılmalı"  Tedavi yollarından bahseden Prof. Dr. Köksal, "Astımın tedavisi genellikle iki ana kategoride yapılır. Önleyici tedavi ve semptomları kontrol altında tutmak için bronkodilatör tedavi. Önleyici (antienflamatuar) tedavi genellikle düzenli olarak alınan inhaler kortikosteroid ilaçlarını içerir ve astım semptomlarını kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Bronkodilatör tedavi ise semptomlar ani bir şekilde kötüleştiğinde kullanılan ilaçlardır ve düzenli kullanılması önerilmez. Astımın tedavisinde hasta eğitimi, tetikleyici faktörlerden kaçınma ve düzenli göğüs hastalıkları doktor kontrolleri gibi önlemler de tedavinin önemli bir parçasıdır" ifadelerini kullandı. 

Bahar Aylarında Dikkat! Haber

Bahar Aylarında Dikkat!

Bahar mevsiminde astım ve alerjik hastalıkların daha çok ortaya çıktığını belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Adem Dirican, "Alerjik astım hastaları ilkbahar aylarında artan polenler nedeniyle daha dikkatli olmalıdır. Astıma ve diğer alerjik hastalıklara yol açan alerjenlerin başında polenler gelmektedir. Havaya karışan polenler, hassas insanlarda saman nezlesine ve astıma yol açabilmektedir" dedi.  VM Medical Park Samsun Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Adem Dirican, 6 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Astımın çeşitli uyarıcılar nedeniyle solunum yollarını meydana getiren bronşların kasılarak daralması, ödem ya da balgam gibi yapışkan sıvıların hava yollarını tıkaması ve aşırı duyarlılık sonucu solunum güçlüğüne neden olan bir solunum yolu hastalığı olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Adem Dirican, "Türkiye’de ve dünyada astım hastalarının yüzde 10’undan daha azı ancak tam kontrol altındadır. Türkiye’de her 12 erişkinden biri ve 7 çocuktan birini etkileyen, dünyada yaklaşık 300 milyon kişide görülüp, her yıl 250 bin ölüme yol açan astım düzenli tedaviyle kontrol altında tutulabilir. Dünyada ve ülkemizde bu hastalığın tedavisiyle ilgili gereken her türlü ilaç vardır. Astımla sorunsuz yaşamak mümkündür" ifadelerini kullandı.  "Nefes darlığı görülebilir"  Hırıltılı solunumun, balgamın, nefes darlığının ve öksürüğün astım hastalığının temel belirtileri olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Dirican, "Astım hastalarında belirtilerin aniden ortaya çıkmasına astım atağı veya astım krizi adı verilir. Bu durumda hastalarda ağır bir nefes darlığı olur. Soğuk hava, sigara dumanı ve kirli hava, mikrobik hastalıklar, aşırı yorgunluk, ağaç ve çiçek polenleri, hayvan tüyleri gibi alerji yapıcı maddeler ve psikolojik bozukluklar astım şikayetlerini artırmakta ve astım ataklarını tetiklemektedir" diye konuştu.  "Bahar aylarına dikkat edilmeli"  Bahar mevsiminde astım ve alerjik hastalıkların daha çok ortaya çıktığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Dirican, "Alerjik astım hastaları ilkbahar aylarında artan polenler nedeniyle daha dikkatli olmalıdır. Astıma ve diğer alerjik hastalıklara yol açan alerjenlerin başında polenler gelmektedir. Havaya karışan polenlerin, hassas insanlarda saman nezlesine ve astıma yol açabilmektedir. Her polen alerjiye yol açmamaktadır. Türkiye’de özellikle çayır polenleri ve yöreye göre çeşitli ağaç polenlerinin, alerjik hastalıkların ortaya çıkmasında büyük önemi vardır" şeklinde konuştu.  "Bahar mevsiminde alınacak önlemler"  Dr. Öğr. Üyesi Dirican, alınacak önlemleri şöyle anlattı:  "Gün içerisinde polenler en çok sabah saatlerinde yoğun olduğundan, ev öğlenden sonra havalandırılmalıdır. Hasta mümkün olduğunca sokağa çıkmamalıdır. Dışarı çıktığında yapabiliyorsa, polen maskesi kullanmalıdır. Dışarıdan eve gelindiğinde hemen giysiler değiştirilerek yıkanmalı, mümkünse burun içini dahi yıkayarak banyo yapılmalıdır. Mümkünse polen mevsiminde çamaşır kurutma makinesi kullanılmalıdır. Evde ve arabadaki klimaların polen filtreleri sık sık değiştirilmelidir. Polen mevsiminde toz, sigara dumanı, boya kokusu, parfüm gibi irritanlardan uzak durmak, polen alerjisi olan kişinin şikâyetlerinin ağırlaşmasını engeller. Alerjiye genetik yatkınlığı olan kişilerin alacağı alerji karşıtı önlemler, alerjik yakınmaların ortaya çıkmasını engeller ya da geciktirir."  "Astım düzenli tedaviyle kontrol altında tutulabilir"  Alerjik hastalıkların herhangi bir tedavi yöntemiyle tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Dirican, "Alerjik hastalıklar genetik bir hastalıklardır. Bizim yaptığımız tedaviler, hastalığın tekrarlamasını, belirtilerin şiddetli olmasını önlemeye yönelik tedavilerdir. Astım, düzenli tedaviyle kontrol altında tutulabilir ve astımla sorunsuz yaşamak mümkündür" ifadelerini kullandı. 

Astım Hastaları Dikkat! Haber

Astım Hastaları Dikkat!

Dünyada 350 milyon kişinin astım hastası olduğunu işaret eden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Taha Güllü, "Astım, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir. İlkbahar ve yaz aylarında havada yoğun şekilde bulunan polenler, astımı olan bireyler için ciddi risk oluşturur. Bu yüzden polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamak, maske kullanmak, pencereleri kapalı tutmak ve ev tozu akarlarına karşı evleri sık havalandırmak korunma yollarındandır" dedi.  Her yıl mayıs ayının ilk salı günü kutlanan Dünya Astım Günü dolayısıyla bilgilendirmede bulunan VM Medical Park Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Yusuf Taha Güllü, "Dünya Astım Günü, nefes almanın ne kadar kıymetli olduğunu bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Astım, tüm dünyada milyonlarca insanı etkileyen, akciğerdeki hava yollarında mikrobik olmayan bir tür iltihap nedeniyle hava yolu daralması sonucu ortaya çıkan kronik bir akciğer hastalığıdır. Ancak doğru yönetildiğinde, kontrol altına alınabilen bir hastalıktır" şeklinde konuştu.  "Hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi, kuru öksürük ve nefes darlığına dikkat"  Hastalığın belirtilerini sıralayan Doç. Dr. Güllü, "Hırıltılı solunum, göğüste sıkışma hissi, kuru öksürük ve nefes darlığı gibi belirtilerle kendini gösteren astım, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde görülebilir. Dünyada 350 milyon kişinin astım hastası olduğu, her yıl 400 binden fazla kişinin ölümünün astıma bağlı olduğu bilinmektedir" ifadelerini kullandı.  "Polen yoğunluğu fazla olan sabah saatlerinde pencereleri kapalı tutun"  Astım ataklarını nelerin tetiklediğine değinen Doç. Dr. Güllü, "Astım ataklarını tetikleyen birçok çevresel faktör vardır. Özellikle ilkbahar ve yaz aylarında havada yoğun şekilde bulunan polenler, astımı olan bireyler için ciddi bir risk oluşturur. Çayır otu, zeytin ağacı, çınar ve pelin otu gibi bitkilerin polenleri, rüzgârla yayılarak solunum yollarını tahriş edebilir. Polen yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde dışarı çıkmamak, maske kullanmak ve pencereleri kapalı tutmak, korunma yollarındandır" dedi.  "Evler düzenli havalandırılmalı"  Bir diğer önemli tetikleyicinin ise ev ortamında sıklıkla karşılaştığımız ev tozu akarları olduğunu dile getiren Doç. Dr. Güllü, şu bilgileri paylaştı:  "Gözle görülmeyen bu mikroskobik canlılar yatak, yastık, halı, perde ve peluş oyuncak gibi eşyaların içinde yaşar. Özellikle nemli ve havasız alanlarda hızla çoğalırlar. Akarlarla mücadelede evin düzenli havalandırılması, yatak takımlarının sıcak suyla yıkanması ve toz tutan eşyaların azaltılması önerilir. Astım krizlerini tetikleyen diğer unsurlar arasında sigara dumanı, hava kirliliği, hayvan tüyleri, soğuk hava, egzersiz ve stres gibi faktörler de yer alır. Astımı olan bireyler bu riskleri tanımalı ve mümkün olduğunca uzak durmalıdır."  "Astım tedavi edilebilir bir hastalık"  Astımın aslında korkulacak bir hastalık olmadığının altını çizen Doç. Dr. Güllü, "Doğru ilaç tedavisi, düzenli doktor kontrolleri ve tetikleyicilerden korunma ile astımlı bireyler de sağlıklı bir yaşam sürebilir, spor yapabilir, seyahat edebilir, hatta profesyonel kariyerlerinde dahi başarıyla ilerleyebilir" ifadelerine yer verdi.  "Yalnızca astımlı bireyler değil, toplumun geneli bilinçlenmeli"  Son olarak astımın kontrolünün mümkün olduğunu sözlerine ekleyen Doç. Dr. Güllü, "Dünya Astım Günü vesilesiyle, yalnızca astımlı bireylerin değil, toplumun genelinin bu konuda bilinçlenmesi büyük önem taşır. Nefes alabilmek, yaşamın en temel göstergesidir. Bugün, bu en basit ama en hayati bu eylemi fark etme günüdür. Nefesiniz hep açık olsun" diyerek açıklamalarını sonlandırdı. 

Astım Hastaları Dikkat Haber

Astım Hastaları Dikkat

Şehirlerde yaşamanın sunduğu avantajların yanı sıra, bazı zorluklarla da başa çıkmak gerekir. Hava kirliliği ve soğuk hava, özellikle astım hastaları için ciddiye alınması gereken riskler barındırıyor. Solunum yollarını etkileyen bu faktörler, astım belirtilerini kötüleştirebiliyor ve krizleri tetikleyebiliyor.   İstinye Üniversitesi öğretim üyesi ve çocuk alerji ve immünoloji hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Mahir İğde, hava kirliliğinin sadece astım belirtilerini artırmakla kalmadığını aynı zamanda hastalığın ilerlemesine de neden olabileceğini belirterek, "Büyük kentlerde trafikten, sanayi tesislerinden ve doğal kaynaklardan kaynaklanan hava kirliliği, astım hastalarının solunum yollarını tahriş edebilir ve tedaviye yanıtı zorlaştırabilir" dedi.  İğde, "Trafik yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde aracın egzozundan çıkan gazlar, havaya karışarak solunum yollarını tahriş eder. Fabrikalar ve enerji santralleri çeşitli kimyasallar yayarak havanın kalitesini düşürebilir. İlkbahar ve yaz aylarında artan polenler, astım hastalarında belirtilerin şiddetlenmesine yol açabilir. Rutubet ve nemde artan küf, ev tozu alerjenler alerjik hastalıları alevlendirebilir" dedi.  Soğuk havanın da astım hastaları için büyük bir tehdit oluşturabileceğine dikkat çeken İğde, "Soğuk hava, bronşların daralmasına neden olarak nefes almayı zorlaştırabilir. Soğuk havada nem oranı düşüktür ve kuru hava, solunum yollarını tahriş edebilir. Kış aylarında grip ve soğuk algınlığı gibi solunum yolu hastalıkları artar ve astım krizlerini tetikleyebilir" dedi.  İğde, astım hastalarının alması gereken önlemleri şöyle sıraladı:  "Hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde:  Mümkünse dışarı çıkmaktan kaçınmak gerekir.  Mecburen çıkmanız gerekiyorsa, koruyucu maske kullanmak gerekir.  Trafik ve sanayi yoğun bölgelerden uzak durmaya çalışmak gerekir.  Pencereleri kapalı tutarak iç ortamdaki hava kirliliğini azaltmak gerekir.  Soğuk havalarda:  Dışarı çıkarken atkı veya maske ile burnunuzu ve ağzınızı kapatmak gerekir.  Kapalı ortamlarda nem seviyesini korumak ve alerjenden arındırmak için özel cihazlar kullanmak gerekir.  Soğuk havalarda yoğun fiziksel aktivitelerden kaçınmak gerekir.  Grip ve zatürre aşısı olmak gerekir, çünkü solunum yolu enfeksiyonları astım krizlerini tetikleyebilir.  Genel sağlık önerileri  Astım kontrolünüzü sağlamak için doktorunuzla düzenli olarak görüşmek gerekir.  Astım ilaçlarını doktorunuzun önerdiği şekilde düzenli kullanmak gerekir.  Stresten uzak durmaya çalışmak gerekir, çünkü stres astım belirtilerini kötüleştirebilir.  Sigara içmemek ve sigara dumanına maruz kalmaktan kaçınmak gerekir.  Beslenmenize dikkat etmelisiniz, özellikle C vitamini ile A vitamini gibi antioksidan içeren bol vitaminli gıdalar tüketmek gerekir". 

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.