Hava Durumu

#Beslenme

Yeni Marmara Gazetesi - Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kırmızı etek sevdası 61 yaşında 25 kilo verdirdi Haber

Kırmızı etek sevdası 61 yaşında 25 kilo verdirdi

Diyet yapmaya başlangıçta sıcak bakmadığını belirten Naciye Yalçın, 3 yıl önce katılacağı bir düğün öncesi dolabındaki kıyafetleri denerken yaşadığı hayal kırıklığının kendisini harekete geçirdiğini anlattı. Özellikle sevdiği kırmızı eteğin üzerine olmaması üzerine Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvuran Naciye Yalçın, aldığı profesyonel destekle sağlıklı hayat alışkanlıkları kazanmaya başladı. 17 ayda 25 kilo veren Naciye Yalçın'ın yıllardır mücadele ettiği çeşitli sağlık sorunlarında da önemli iyileşmeler yaşadı. Süreç öncesinde üçüncü evre karaciğer yağlanması, diyabet, yüksek kolesterol, hipertansiyon, tiroid sorunları ve fibromiyalji ağrıları bulunan Yalçın, beslenme düzenini ve yaşam alışkanlıklarını değiştirmesiyle sağlık durumunda önemli gelişmeler kaydetti. Karaciğer yağlanmasının üçüncü evreden birinci evreye gerilediğini belirten Yalçın, tansiyon değerlerinin normale döndüğünü, kolesterol ve tiroid değerlerinde de olumlu gelişmeler yaşandığını ifade etti. Fibromiyaljiye bağlı ağrılarının da azaldığını belirten Yalçın, süreçte kendisini takip eden hekimlerin de tebrik ettiğini söyledi. Yaşadığı değişimin kendisi için yalnızca kilo vermekten ibaret olmadığını vurgulayan Yalçın, "Eskiden diyete hiç sıcak bakmıyordum. Şimdi ise benim için sağlık daha önemli" dedi. "25 kiloyu birlikte verdik" Naciye Yalçın'ın 2023 aralık ayından itibaren beslenme takibini yürüten Nilüfer İlçe Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezinde görevli Diyetisyen Fulya Çoğan, sürecin yalnızca kilo kaybına odaklanmadığını, temel hedefin kalıcı ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmak olduğunu söyledi. Naciye Yalçın'ın takibe başladığında 98 kilo 400 gram olduğunu ve çok ciddi sağlık problemleri olduğunu belirten Diyetisyen Çoğan, 17 ayda yaklaşık 24-25 kilo kaybı sağlandığını ve verilen kilonun da uzun süredir korunduğunu ifade etti. Çoğan, "Bu süreçte amacımız sadece kilo verdirmek değildi. Beslenme davranışlarını ve yaşam tarzını değiştirmeyi hedefledik. Kilo verirken kas kaybı yaşamadan, daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürmesini istedik" diye konuştu. Naciye Yalçın'ın takip sürecinde 1,5 yıldır kilosunu korumayı başararak insülin kullanımını bıraktığını, tansiyonunun normale döndüğünü, fibromiyalji ağrılarının azaldığını ve kolesterol değerlerinin normal seviyelere geldiğini belirten Diyetisyen Çoğan, sağlık parametrelerindeki olumlu değişimin kendileri açısından da sevindirici olduğunu söyledi. Çevresine örnek oldu Sağlıklı yaşam yolculuğu yalnızca Naciye Yalçın'la sınırlı kalmadı. Onun değişimini gören iki ablası da Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvurarak beslenme takibine başladı. Yakın çevresindeki arkadaşlarının da kendisini örnek alarak sağlıklı yaşam konusunda adım attığını belirten Naciye Yalçın, yaşadığı değişimin başkalarına da ilham vermesinden mutluluk duyduğunu söyledi. Hekim takipleri devam ediyor Naciye Yalçın'ın Sağlıklı Hayat Merkezi'ndeki beslenme ve yaşam tarzı değişikliği takibinin yanı sıra ikinci basamak sağlık kuruluşlarındaki hekim kontrolleri de devam ediyor. Uludağ Üniversitesi'nde endokrinoloji uzmanları tarafından rutin olarak takip edilen Naciye Yalçın'ın, Bursa Şehir Hastanesi'nde kardiyoloji kontrolleri de sürdürülüyor. Diyetisyen Fulya Çoğan, Naciye Yalçın'ın özellikle kendi yaş grubundaki bireyler için önemli bir teşvik edici danışan olduğunu belirterek, sağlıklı yaşam konusunda destek almak isteyen tüm vatandaşları, Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurarak ücretsiz diyetisyen hizmeti alabileceklerini söyledi.

Kadın sağlığında kişiye özel takip önemli Haber

Kadın sağlığında kişiye özel takip önemli

Fonksiyonel tıp yaklaşımının kadın sağlığına daha geniş bir perspektiften bakılmasına katkı sunduğunu belirten Hayat Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük, bu yaklaşımın modern tıbbın yerine değil, yanında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kadınların yaşam boyunca farklı hormonal ve metabolik süreçlerden geçtiğine dikkat çeken Op. Dr. Gökhan Gölcük, adet düzensizlikleri, menopoz, kilo kontrolünde yaşanan güçlükler ve bazı hormonal yakınmalarda hastanın genel sağlık durumunun da dikkate alınması gerektiğini ifade etti. "Tek bir belirtiye bakmak yeterli olmayabilir" Kadın sağlığında birçok faktörün birbiriyle bağlantılı olduğunu belirten Op. Dr. Gölcük, özellikle beslenme, uyku, stres ve fiziksel aktivitenin genel sağlık açısından göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük, "Kadın sağlığında tek bir belirtiye bakarak bütün tabloyu değerlendirmek her zaman yeterli olmayabilir. Beslenme, uyku, stres, fiziksel aktivite ve metabolik durum gibi unsurların sağlık üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurmak, kişiye özgü bir takip planının oluşturulmasına katkı sağlayabilir" dedi. Kadınların üreme çağından menopoz dönemine kadar farklı ihtiyaçlarla karşılaşabildiğini belirten Op. Dr. Gökhan Gölcük, bu süreçlerde hastanın sağlık öyküsü ve yaşam şartlarının değerlendirilmesinin önem taşıdığını kaydetti. "Amaç uzun vadeli sağlığı desteklemek" Fonksiyonel tıp yaklaşımında mevcut yakınmaların yanı sıra günlük yaşam alışkanlıklarının da değerlendirilmesinin koruyucu sağlık anlayışını desteklediğini ifade eden Op. Dr. Gökhan Gölcük, düzenli kontrollerin önemine dikkat çekti. Gölcük, "Kadın sağlığında hedefimiz yalnızca mevcut bir sorunu tedavi etmek değil, düzenli kontroller, doğru yaşam alışkanlıkları ve kişiye uygun takip ile uzun vadeli sağlığı desteklemektir. Fonksiyonel tıp perspektifi de hastayı daha geniş bir çerçevede değerlendirmemize katkı sağlayan yaklaşımlardan biridir" diye konuştu. Modern tıbbın alternatifi değil Fonksiyonel tıp yaklaşımının standart tıbbi tanı ve tedavi yöntemlerinin alternatifi olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Gölcük, düzenli jinekolojik muayene, gerekli taramalar, laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile bilimsel temelli tanı ve tedavi süreçlerinin kadın sağlığındaki temel yaklaşım olduğunu söyledi. Fonksiyonel yaklaşımın ise bu süreçlere yaşam tarzı, beslenme, uyku, stres yönetimi ve bireysel risk faktörlerinin daha kapsamlı değerlendirilmesi açısından katkı sağlayabileceğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzm. Op. Dr. Gökhan Gölcük açıklamasını "Fonksiyonel yaklaşımı modern tıbbın yerine konumlandırmak doğru değil. Esas olan, bilimsel tanı ve tedavi süreçlerini koruyarak hastanın yaşam tarzını ve bireysel özelliklerini de değerlendirebilmek. Böylece kadın sağlığına daha bütüncül bir bakış açısıyla yaklaşabiliriz" diyerek tamamladı.

Fazla şeker bağışıklığı savunmasız bırakıyor Haber

Fazla şeker bağışıklığı savunmasız bırakıyor

Rafine ve işlenmiş şeker tüketiminin kısıtlanması gerektiğini vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Uzmanı Veysel Ciğerli, "Günlük yapılan aktivelere devam edebilmek için kişilerin aldığı enerjinin bir kısmının karbonhidratlardan gelmesi gerektiği bilinmektedir. Fakat karbonhidrat kaynaklarının da basit ve kompleks karbonhidrat kaynakları olarak ayrılması ve en doğru seçimin, kişinin kendisinin seçerek hayat kalitesini yükseltmesi adına büyük önem taşımaktadır" dedi. İşlenmiş gıdalardan ziyade vücudun işleyişi için asıl ihtiyaç duyulan karbonhidrat kaynaklarının meyve, tahıl grubu gıdalar ve kurubaklagiller olduğunu dile getiren Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Veysel Ciğerli, "Günümüzde hazır gıdaya olan eğilim hızlı artıyor. Vücuda alınan rafine şeker miktarı bu sebeple artmaktadır. Kek, pasta, şekerleme, şekerli içecekler, makarna, pilav, beyaz ekmek gibi basit şeker ve boş enerji kaynağını sıklıkla tüketen kişilerde, 4-6 saat aralığında vücudun bağışıklığından sorumlu olan akyuvar hücreleri tarafından kullanılabilen C vitamini oranının yüzde 50 oranında düşmektedir" ifadelerini kullandı. Reseptörleri bloke eder Akyuvar hücrelerinin virüs ve bakterileri etkisiz hale getirebilmek için, vücutta bulunan C vitamini miktarının önemli olduğunu vurgulayan Dyt. Ciğerli, "Bu sebeple şeker tüketimi ve kan şekerinin yükselmesi durumunda akyuvar hücreleri vücuda giren virüs ve bakterilerin yalnızca yüzde 75'ini etkisiz hale getirebiliyor. Yükselme eğiliminde olan şeker seviyeleri bağışıklık sisteminde rol oynayan reseptörleri bloke ederek vücudu bakteriyel enfeksiyonlara açık hale getirip savunmasız bırakıyor" şeklinde konuştu. Bal ve pekmez sizi korur Kişilerin günlük yaşamda hissettiği şeker ihtiyacı hakkında da bilgiler veren Diyetisyen Veysel Ciğerli, "Mesela tatlı ihtiyacımız olduğunda, tercihimizi taze meyveler, kuru meyveler, bal, pekmez, kompostolardan yana kullanmamız bizi koruyacaktır. Basit şeker ve basit şeker içeren besinlerden uzak durmalıyız" diye konuştu. Basit şekerler sindirilemiyor Basit şekerlerin sindirilmeden direkt kana karıştığına dikkat çeken Diyetisyen Veysel Ciğerli, "Özellikle pasta, börek, meşrubatlar ve çeşitli şekerlemelere katılan basit şekerler kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltmektedir. Yükselen kan şekeri, vücuda yerleşmeye çalışan virüs ve bakterileri tanıyan reseptörlerin hassasiyetini azaltarak bağışıklık sistemimizin zayıflamasına sebep olmaktadır. Bu sebeple, şeker tüketimine oldukça dikkat etmeliyiz" ifadelerini kullandı.

Böbrek yetmezliği her yaşta görülebilir Haber

Böbrek yetmezliği her yaşta görülebilir

Erken teşhisin ve düzenli kontrollerin böbrek yetmezliğini önlemede en etkili yöntem olduğunu vurgulayan Medicana Bursa Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Çelik, sağlıklı hayat alışkanlıklarının böbrekleri korumada büyük rol oynadığını ifade etti. "Böbrekler yalnızca idrar üreten organlar değildir" diyen Dr. Hüseyin Çelik, "Böbreklerimiz vücudumuzdaki su ve tuz dengesini sağlar, kan basıncını düzenleyen hormonları kontrol eder, toksik maddeleri uzaklaştırır ve birçok hayati görevi yerine getirir. Bu nedenle böbrek sağlığındaki bozulma tüm vücudu etkileyebilir" dedi. "Yüksek tansiyon böbreğin hem nedeni hem de sonucu olabilir" Yüksek tansiyon ile böbrek hastalıkları arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki bulunduğunu belirten Dr. Çelik, şu değerlendirmede bulundu: "Kontrolsüz seyreden yüksek tansiyon yıllar içerisinde böbreklerdeki ince damar yapısını bozarak böbrek fonksiyonlarının azalmasına neden olabilir. Aynı şekilde böbrek hastalığı geliştiğinde de böbrekler vücuttaki su ve tuzu yeterince uzaklaştıramaz. Bunun sonucunda tansiyonu yükselten mekanizmalar daha fazla çalışır ve kan basıncı yükselir. Böylece böbrek hastalığı ile hipertansiyon birbirini besleyen bir kısır döngü oluşturur. Tansiyon yükseldikçe böbrek daha fazla zarar görür, böbrek fonksiyonları azaldıkça da tansiyon kontrolü zorlaşır." Özellikle diyabet hastalarının, 40 yaş üzerindeki bireylerin, ailesinde böbrek hastalığı bulunan kişilerin ve uzun süredir hipertansiyon tedavisi gören hastaların düzenli böbrek kontrollerini yaptırmaları gerektiğini vurgulayan Dr. Çelik, "Basit bir kan tahlili, idrar incelemesi ve tansiyon ölçümü ile kronik böbrek hastalığını erken dönemde tespit etmek mümkündür" ifadelerini kullandı. "Doğru beslenme tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır" Böbrek hastalıklarında beslenmenin ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu belirten Dr. Hüseyin Çelik, her hastaya aynı diyetin uygulanamayacağını söyledi. Çelik, "Böbrek hastalarının beslenmesi, hastalığın evresine, kan tahlillerine, kullandığı ilaçlara ve eşlik eden hastalıklara göre planlanmalıdır. Genel olarak aşırı tuz tüketiminden kaçınılması, hazır ve işlenmiş gıdaların sınırlandırılması, doktorun önerdiği ölçüde yeterli sıvı tüketilmesi ve ideal kilonun korunması büyük önem taşır. Bazı hastalarda protein, potasyum veya fosfor alımının sınırlandırılması gerekebilir. Bu nedenle internetten edinilen diyet listeleri yerine hekim ve diyetisyen önerileri doğrultusunda beslenmek en doğru yaklaşımdır" dedi. Dr. Çelik, doğru beslenmenin tansiyon kontrolüne katkı sağladığını, ödemi azalttığını, kemik sağlığını desteklediğini ve yaşam kalitesini artırdığını belirtti. "Böbrek hastalıkları her yaşta görülebilir" Toplumda böbrek hastalıklarının yalnızca ileri yaşlarda görüldüğüne dair yanlış bir inanış bulunduğunu söyleyen Dr. Hüseyin Çelik, her yaş grubunun farklı risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Çelik şu açıklamalarda bulundu; "Çocukluk çağında doğumsal böbrek ve idrar yolu anomalileri, idrar yolu enfeksiyonları ve genetik böbrek hastalıkları ön plandayken; genç erişkinlerde glomerül hastalıkları, böbrek taşları ve genetik hastalıklar daha sık görülmektedir. Orta yaş döneminde diyabet ve hipertansiyon kronik böbrek hastalığının en önemli nedenleri arasında yer alırken, ileri yaşlarda yaşlanmaya bağlı böbrek fonksiyon kaybına ek olarak uzun yıllar süren diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve bazı ilaçlar böbrek hasarı riskini artırmaktadır." "Böbreklerinizi korumak sizin elinizde" Böbrek sağlığının korunması için yaşam tarzının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Hüseyin Çelik, sözlerini şöyle tamamladı; "Yüksek tansiyonun iyi kontrol edilmesi, kan şekerinin düzenli takip edilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması, sigaradan uzak durulması ve doktorun önerdiği ilaçların düzenli kullanılması hem kalbi hem de böbrekleri korur. Ayrıca gereksiz ilaç kullanımından kaçınılmalı ve düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemelidir. Böbrek hastalıkları yaş seçmez. Erken teşhis ve doğru takip sayesinde böbrek fonksiyonlarını uzun yıllar korumak mümkündür."

Prof. Dr. Özbal; "Bursa Neolitik dönemde de bir merkezdi" Haber

Prof. Dr. Özbal; "Bursa Neolitik dönemde de bir merkezdi"

Bursa Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şube Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren Aktopraklık Höyük Arkeopark ve Açık Hava Müzesi’nde arkeoloji söyleşilerinin 7’nci buluşması düzenlendi. Programın konuğu olan Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rana Özbal, Bursa’nın Neolitikleşme sürecindeki önemini Yenişehir ilçesindeki Barcın Höyük örnekleri üzerinden anlattı. Bursa bölgesinin yalnızca tarım ve hayvancılığın Anadolu’dan Avrupa’ya aktarımında bir "geçiş noktası" olarak kalmadığını vurgulayan Prof. Dr. Özbal, Bursa’nın aynı zamanda yeni yaşam biçimlerinin şekillendiği bir merkez olarak da değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Barcın Höyük’teki örneklerin, bölgedeki ilk çiftçi toplulukların sütü tüketmenin ötesine geçerek sütü işlemek için özel kap biçimleri geliştirdiğini ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Özbal, Bursa bölgesinin, süt ürünlerinin işlenmesiyle ilişkilendirilen en erken kap formlarına da ev sahipliği yaptığını söyledi. Çanak çömlek kullanımının erken aşamalarında, ateşte ısıtılmış taşlarla yemek hazırlama gibi yöntemlerin de devrede olduğunun tespit edildiğini söyleyen Prof. Dr. Özbal, bu veriler ışığında Bursa’nın Neolitik dönemde pasif bir köprü değil, beslenme, teknoloji ve gündelik yaşam pratiklerinin dönüşümünde aktif rol oynayan bir bölge olarak öne çıktığını ifade etti. Söyleşide, Barcın Höyük araştırmalarının teknik bilimsel sonuçları, Prof. Dr. Rana Özbal’ın sunumuyla Bursa’nın tarihöncesi mirasını geniş kitlelere anlatacak şekilde sadeleştirilmiş bir dille kamuoyuyla buluşturuldu.

Swissôtel Uludağ’da yeni dönem Haber

Swissôtel Uludağ’da yeni dönem

15 Haziran’da başlayacak programlar, yalnızca kilo verme hedeflerine değil; fiziksel, zihinsel ve duygusal iyilik haline odaklanan bütünsel bir yaşam dönüşümünü destekleyecek. Sağlıklı yaşam ve wellness alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip olan TheLifeCo, bugüne kadar dünyanın farklı ülkelerinden binlerce kişiye kişiselleştirilmiş programlar sunarak sürdürülebilir yaşam biçimleri geliştirmelerine rehberlik etti. Beslenme, hareket, zihinsel farkındalık ve yaşam alışkanlıklarını bir bütün olarak ele alan yaklaşımıyla tanınan marka, şimdi Uludağ’ın doğayla iç içe atmosferinde hizmet verecek. Detoks ve sağlıklı yaşam programları Swissôtel Uludağ Bursa’da uygulanacak TheLifeCo programları; sağlıklı kilo yönetimi, detoks uygulamaları, yaşam tarzı dönüşümü, beslenme danışmanlığı, hareket ve farkındalık çalışmaları gibi farklı ihtiyaçlara yönelik çözümler sunacak. Programlar, bireysel hedeflere göre şekillendirilecek ve günlük yaşama taşınabilecek sürdürülebilir alışkanlıklar kazandırmayı amaçlayacak. Doğanın iyileştirici gücü Temiz dağ havası, yemyeşil orman dokusu ve sakin atmosferiyle öne çıkan Swissôtel Uludağ Bursa, bu iş birliği sayesinde misafirlerine şehir yaşamının temposundan uzaklaşabilecekleri, kendileriyle yeniden bağ kurabilecekleri özel bir yaşam alanı sunacak. Bedensel yenilenmenin yanı sıra zihinsel enerji kazanımı da hedeflenecek. 15 Haziran’da açılıyor TheLifeCo at Swissôtel Uludağ Bursa, 15 Haziran itibarıyla doğanın içinde yenilenmek, sağlıklı yaşam alışkanlıkları geliştirmek ve kendine zaman ayırmak isteyen misafirlerini ağırlamaya başlayacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.