Hava Durumu

#Çay

Yeni Marmara Gazetesi - Çay haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çay haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye'nin tescilli çay tiryakisi şehri Gaziantep Haber

Türkiye'nin tescilli çay tiryakisi şehri Gaziantep

Gastronomi dalında UNESCO'nun "Geliştirici Şehirler Ağına" giren, fıstığı, baklavası ve mutfağıyla ünlü Gaziantep, Türkiye'nin çay tiryakisi şehri oldu. Avrupa Birliği (AB) tarafından tescillenen "Antep Baklavası" başta olmak üzere "Antep Fıstık Ezmesi" ve "Menengiç Kahvesi" gibi lezzetlerinin yanı sıra Türk Patent ve Marka Kurumu'nca (TÜRKPATENT) coğrafi işaret tescil belgesi verilen 108 lezzeti ve zengin yemek mutfağıyla sıkça adından söz ettiren Gaziantep, çay tiryakiliğinde de zirveyi kaptı. Misafirperverliğin, dostluğun, muhabbetin ve koyu sohbetlerin olmazsa olmazı ve sembol içeceği olan çayın en çok tüketildiği şehir olan Gaziantep, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR) tarafından Türkiye'deki çay tüketim alışkanlıklarına yönelik hazırlanan listede zirvede yer aldı. Gece uyuyana kadar çay içiyorlar Türkiye'nin en çok çay içen şehri olan Gaziantep'te tiryaki vatandaşlar, sabah kahvaltısından itibaren içmeye başladıkları çayı gece uyuyana kadar tüketiyor. Türkiye'de en fazla çay tiryakisi olan şehirlerin başında gelen Gaziantep'te ince belli bardakta sunulan çay, koyu muhabbetlerin, samimiyetin ve misafirperverliğin en güçlü simgesi olarak ön plana çıkıyor. Çayın "anavatanı" olarak bilinen Karadeniz Bölgesi'ndeki illeri geride bıraktı Çay tüketiminin adeta bir yaşam tarzına dönüştüğü Gaziantep'te gün boyu çay ocaklarında, evlerde, iş yerlerinde ve kahvehanelerde demlikler hiç soğumuyor. Tiryakilikte çayın "anavatanı" olarak bilinen Karadeniz Bölgesi'ndeki illeri geride bırakan Gaziantep'te çay o kadar sık tüketiliyor ki Gazianteplilerin günlük yaşamının vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Günün her saatinde çay hazır Zengin mutfak kültürüne sahip Gaziantep, çay tüketimindeki yükselişiyle de yeni bir kimlik kazanırken, çayın kentte günün her saatinde aile ve dost toplantılarında önemli bir yer tutuyor. Kahvehane ve çay ocağı alışkanlığının yaygın olduğu Gaziantep'te vatandaşlar, özellikle de yemekten sonra içecek olarak çay içmeyi tercih ediyor. Çay tüketiminin yanı sıra çay ocakları ve kahvehanelerdeki hareketliliğiyle dikkat çeken Gaziantep'te günün her saatinde tüketilen ve sosyal hayatın merkezinde yer alan bir unsur olduğunu bir kez daha kanıtlayan çayın tanesi çay ocaklarında 10 ile 20 TL'den satılıyor. "Gaziantep çok çay tüketiyor" 50 yıldır çay ocağı işleten Aladdin Demir, Gazianteplilerin çayı çok sevdiğini, muhabbetin ve koyu sohbetlerin olmazsa olmaz içeceğinin çay olduğunu söyledi. Türkiye'nin en fazla çay tüketilen şehrinin Gaziantep olmasına şaşırmadıklarını belirten Demir, "7 yaşından beri bu işi yapıyorum. Gaziantep'te çay tiryakiliği bir bambaşkadır. Ben bir müşterinin 33 tane çay içtiğini gördüm. Çayı içtikten sonra 'şimdi kafam yerine geldi' dedi. Çay karın doyurucu bir içecek değil. Keyif içeceğidir. Yemeklerden sonra 4-5 tane çay içilir. Arkadaş sohbeti olduğu zaman mutlaka çay içilir. Kahve pek tutmuyor. Genelde çay tiryakiliği çok var. Doğru bir araştırma yapmışlar. Gerçekten de Gaziantep çok çay tüketiyor. Ama şu da var. Gaziantep'in çay demleyişi çok güzel ve biz çayı buharda demliyoruz. Ateşe koymuyoruz. Bu da çayın acı olmasını önlüyor. 10 tane çay içseniz bile ne mideye dokunur ne de siz rahatsız eder. En az çay içen 3-5 tane içiyor. Vallahi çay yetiştiremiyoruz. Dükkanlara da götürüyoruz. Gaziantep misafirperver bir şehir olduğu için herkese de çay ikram edilir. Misafirperverlik Gaziantep'in özünde var" dedi. "Günlük 15-20 bardak çay içiyorum" Çayın Gaziantepliler için olmazsa olmaz içecek olduğunu belirten vatandaşlardan Hakan Demir ise sabahtan akşama kadar çay içtiklerini ifade ederek, "Çay tiryakisiyiz ve çay içmeden duramıyoruz. Çay içmediğimiz zaman başımıza ağrılar giriyor. Çay denildiği zaman akan sular duruyor. Sabah gözümüzü açtığımızda çay içiyoruz. Öğlen olduğunda çay içiyoruz. Akşam olduğunda çay içiyoruz. Misafir geldiği zaman veya misafirliğe gittiğimiz zaman çay içiyoruz. Ben günlük 15-20 bardak çay içiyorum ama bazı arkadaşlarımız 30-35 bardak içiyor" şeklinde konuştu. "Çay olmazsa olmazımız" Çay içmeyi çok sevdiklerini belirten Mehmet Yılmaz ise günde koyu muhabbet ve sohbetlerin olduğu ortamlarda 50 bardak çay içtiğini belirterek, "Gaziantep sohbetiyle, muhabbetiyle misafirliği seven bir memlekettir. Misafirlerle otururken çay içilir. Çayın özellikle kışın çok içilmesinin sebebi insanı sıcak tutmasıdır. Sabahleyin kahvaltıdan başlayarak uyuyana kadar çay içeriz. Günde 40-50 bardaktan az çay içmiyoruz. Sohbet bol olunca çay da bol içiliyor. Gaziantep halkı çayı çok sever. Yemeklerden sonra mutlaka çay içilir. Gece uyuyuncaya kadar çay içeriz. Çayı çok severiz. Çay olmazsa olmazımız" diye konuştu.

Van'da yıllara meydan okuyan çay evi nostaljiye kapı aralıyor Haber

Van'da yıllara meydan okuyan çay evi nostaljiye kapı aralıyor

Van'ın İpekyolu ilçesindeki Kahvaltıcılar Sokağı'nda yer alan ve yaklaşık 83 yıllık geçmişiyle kentin hafızasında önemli bir yere sahip olan tarihi çay evi, ziyaretçilerine nostaljik bir yolculuk sunuyor. Van'da 1942 yılından bu yana hizmet veren çay evi, özellikle kış aylarında odun sobası etrafında oluşan sıcak atmosferiyle dikkat çekiyor. Sobanın üzerinde demlenen çay ve tarçının kokusu mekânı sararken, geçmişten bugüne taşınan masa, sandalye ve demlikler ise eski günleri hatırlatıyor. Sigara içilmesine izin verilmeyen ve siyasetin konuşulmadığı çay evi, huzurlu ortamıyla her kesimden ziyaretçiyi ağırlıyor. 12 bardak çayı tek seferde servis ediyor Çay evinin dikkat çeken bir diğer özelliği ise çay servisi. Tepside çay sunmayı tercih etmeyen çay evi sahibi Dolayı Usta, yaklaşık 12 bardağı aynı anda eline alarak masalara servis yapıyor. Yılların verdiği alışkanlıkla yapılan bu sunum, mekânın kendine has kültürünü ve ustalığını gözler önüne seriyor. "Bu değerin yok olmasına gönlümüz razı değil" İHA muhbirine konuşan 56 yaşındaki çay evi sahibi Dolayı Öztürk, mekânın Van kültürünü yaşatmak amacıyla korunduğunu belirtti. Kentin en eski çay evi olduğunu ifade eden Öztürk, "Tam 83 yıllık bir geçmişe sahiptir. Biz burada eskiyi canlandırmaya, yaşatmaya çalışıyoruz. Van'ın kültürünü yaşatmak istiyoruz. Büyüklerimizin geçmişte yaşadıklarını, örfünü ve adetlerini kaybetmek istemiyoruz; bu değerin yok olmasına gönlümüz razı değil. Bakıyorsunuz; sobamız eski, sandalyelerimiz eski, demliklerimiz eskidir. Hepsini geçmişe dayanarak kullanıyoruz. Çünkü diyoruz ki, büyüklerimizin örfü, adeti kaybolmasın. Bunları yaşatmaya çalışıyoruz" dedi. "Burada bir bilgi bankası oluşuyor" Bu tür kahvehanelerin dostluklarının çok farklı olduğunu dile getiren Öztürk, "Buraya gelen insanların bilgi ve birikimi çok kıymetlidir. Biz onlara adeta birer ‘kitap' diyoruz. Çünkü aralarında büyük esnaflar, önemli bürokratlar ve iş insanları var. Hepsi bir araya geldiğinde adeta bir bilgi bankası oluşuyor. Gençler buraya geliyor ve bu insanlardan çok şey alıyor" diye konuştu. Her kesimden vatandaşı çay evinde ağırladıklarını söyleyen Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü: "Sigara yasaklandığı gün biz de kahvemizde yasakladık. Bu çok güzel bir uygulama oldu. Ayrıca burası siyasetin olmadığı bir ortamdır. Herkese açık bir yerdir. Her kesimden insan gelir ve herkes buradan memnun ayrılır. İnsanlar geliyor, eskiyi yad ediyor; sandalyeye, masaya, çaya bakıyor. Zaten bir tezgâh yaklaşık 84 yıl ayakta durmuşsa, bilin ki onun verdiği bir tat, bir emek vardır. Çünkü bu memleketin değerlerine sahip çıkılması gerekiyor. Eğer biz bunları yaşatmaz, sahip çıkmaz ve korumazsak, ileride hepsi yok olur." "Emekli olduktan sonra neredeyse her gün buradayım" 13 yıl önce emekli olduktan sonra hemen her gün bu çay evine geldiğini ifade eden Ferzende Olgun ise "Buraya genellikle esnaflar ve emekli olan insanlar gelir. İnsanlar burada dinlenir, sohbet eder. Biz de sürekli buradayız; gelip burada dinleniyoruz. Ben kendi adıma söyleyeyim; emekli olduktan sonra neredeyse her gün buradayım. 2013 yılında emekli oldum ve o günden bu yana hep buraya geliyorum" dedi. "Çok güzel ve nostaljik bir mekândır" 1980'li yıllardan beri aynı çay evine geldiğini söyleyen Burhan Çap da, "Burası bana hep eskiyi hatırlatıyor. Buraya geldiğimde interneti, teknolojiyi, her şeyi unutuyorum. Eski zamanlar, eski hatıralar, arkadaşlar geliyor aklıma. Öğrencilik yıllarımızda da buraya gelir, hep çay içerdik. Çayı gerçekten çok güzeldir. Burası güzel bir yer, çok güzel ve nostaljik bir mekândır" şeklinde konuştu.

Yeşil, siyah, beyaz, oolong çayı derken şimdi de çayın çiçeğinden de çay yapılıyor Haber

Yeşil, siyah, beyaz, oolong çayı derken şimdi de çayın çiçeğinden de çay yapılıyor

Doğu Karadeniz bölgesinin geçim kaynağı çay yeni ürünü olan ve kilosu 6 bin TL'den satılan ‘Çay çiçeği çayı' ile dikkat çekiyor. Yaş çay sezonunun sona ermesiyle birlikte çay bitkisinden elde edilen çay çiçeği, çay bitkisinden üretimi sağlanan ek bir ürün olarak öne çıkıyor. 3 sürgün olarak toplanan çaydan yeşil çay, siyah çay, beyaz çay, oolong çayı üretiliyor. Fabrikada işledikten sonra geriye kalan çöpünden mangal kömürü imal ediliyor. Bitkinin bedeninden toplanan tohumundan yeni çay bitkisi için yapılan üretimin yanı sıra yağ üretim çalışmaları ise hız kesmeden devam ediyor. Rize, Trabzon, Artvin ve Giresun'da yetişen çayın ürünleri burada sınırlı kalmıyor. Bölgenin geçim kaynağı olan çay gün geçtikçe yeni ürünleriyle müstahsilin ekonomik gelirini de tazeliyor. Bu bereketli bitki şimdi ise çay çiçeğinden üretilen ‘çay çiçeği çayı' ile ön plana çıkıyor. Çay Araştırma ve Uygulama Merkezi (ÇAYMER) tarafından üretilerek 50 gramlık ve 100 gramlık paketler halinde piyasaya sürülen çay çiçeği çayı da artık müstahsiller için yeni bir gelir kapısı olma yolunda hızla büyüyor. Henüz üretimi az olan çay çiçeği çayı kilogram başına 6 bin TL'den satılıyor. Çay çiçeği çayının yapılışını anlattı Çay çiçeği çayının yapılış aşamalarını anlatan ÇAYMER Genel Müdürü Teoman Küçükmustafa, çayın antimikrobiyal özelliğinden dolayı tercih edildiğini kaydederek "Çay çiçeği özellikçe yaş çay sezonu bittikten sonra çay bitkisinden aldığımız bir üründür. Biz bu üründen çay çiçeği çayı yapıyoruz. Birkaç aşamadan geçiyor. Toplandıktan sonra ufak bir kurutma işlemi ve ardından fırınlarımızda belli bir derecede belli bir süre ve ölçülerde çay çiçeği çayını elde ediyoruz. Özellikle antimikrobiyal özelliğinden dolayı bu çayı özellikle sindirim sistemine ve bağışıklık sistemine iyi geldiği düşüncesiyle insanların sağlık için içmesi gerektiğini düşünüyoruz" ifadelerini kullandı. 3 sürgün bitti şimdi çay çiçeği hasadı zamanı 3 sürgün olarak toplanan çayın sezonunun kapanmasıyla çay çiçeği hasadına başlandığını ifade eden Küçükmustafa "Kasım ayında 40-45 günlük bir hasat süreci var. Bu süreçte müstahsillerimizden bu ürünü alıp içilebilir hale getiriyoruz. 2025 yılında 50 kilogramlık bir üretim gerçekleştirdik. Tüm paydaşlarımızla birlikte, özel sektör ile ve ÇAYKUR ile birlikte bu çayın tanıtımını yapıp hem üretimde hem de tüketimde daha fazla kitlelere ulaştırmak istiyoruz. Üretim kapasitesini günden güne arttırmak istiyoruz" dedi. 50 ve 100 gramlık paketlerle piyasaya sürüldüğünü kaydeden Küçükmustafa talebe göre toptan satış yapılabildiğini de ifade ederek "Perakende satış fiyatımız şuanda kilogram başına 6 bin TL. Biz bu ürünümüzü 50 gramlık, 100 gramlık ambalajlar halinde piyasaya sürüyoruz fakat isteyen olursa kilogram olarak da satıyoruz" şeklinde konuştu.

Dev bardağı görenler gözlerine inanamadı Haber

Dev bardağı görenler gözlerine inanamadı

Rize'de arkadaş grubunun dev çay bardağıyla çektiği video sosyal medyada milyonlara ulaşarak kısa sürede gündem oldu. Gerçek görüntüleri yapay zeka sanan kullanıcılar karşısında hayrete düşen ekip, bardağın tamamen gerçek olduğunu belirtti. İstanbul'da yaşayan ve bir arkadaşlarının talebi üzerine harekete geçen Yusuf Albayrak ve Furkan Balkan, dev çay bardağıyla dikkat çeken bir video çekmek için Rize'ye gitti. Çay bahçesinde hazırladıkları senaryoyu uygulayarak çekim yapan iki arkadaş, görüntüleri sosyal medyada paylaştıktan kısa süre sonra gündem olmayı başardı. Oyunculuk performanslarıyla da izleyenlerden tam not alan Albayrak ve Balkan'ın videosu kısa sürede milyonlarca izlenmeye ulaştı. Videoda yer alan dev çay bardağı ise kullanıcıların en çok merak ettiği detay oldu. Görüntülerin gerçek olduğuna inanmayan birçok kişi, dev bardağın yapay zeka ile oluşturulduğunu ileri sürdü. Albayrak ve Balkan ise söz konusu bardağın tamamen gerçek olduğunu belirterek, çekimlerde büyük emek harcadıklarını ifade etti. Dev bardağı görenler gözlerine inanamadı Yusuf Albayrak, yapay zeka ile yapıldığını baranların olduğunu söyleyerek, " Rize'de bir arkadaşım var, adı Davut. Bana, "Bardakla ilgili bir video çekebilir misin?" dedi. Zaten daha önce izlemiştim; o meşhur çay bardağı videosu 37 milyon izlenmişti. "Olur" dedim. Dron ile bir çekim yapabilir miyiz ? dedi. Ben de kabul ettim. Sonra İstanbul'daki arkadaşım Furkan'ı aradım, "Böyle böyle bir çay bardağı var, videosunu çekeceğiz" dedim. İlk başta inanmadı, "Yapay zeka mı?" dedi. Fotoğrafını atınca inandı ve "Hadi gidelim, Rize'ye çekelim " dedi. Bindik uçağa gittik. O akşam Davut'u arayıp, "Toplanalım, güzel bir video planlayalım" dedim. Toplandık, kararları aldık. Senaryoyu da Furkan yazdı. Sabah da "Çaylıkta bir video çekelim, güzel olur" dedim. Erken kalktım ve çekimleri yaptık. Şu anda video paylaşıldı ve izlenmeye başladı. Yorumlar çok güzel. Herkes "Bu bardak yapay zeka mı, gerçek mi?" diye soruyor. Ben de bunun tamamen gerçek olduğunu söylüyorum. Bardak yaklaşık 60 litre su alıyor, gerçekten emek verdik. Çok hoşumuza giden bir iş oldu. İnşallah bunun devamı gelecek, daha da güzel içerikler üreteceğiz. Videoyu milyonlar izledi Furkan Balkan ise videonun bir çok kişi tarafından izlendiğini ifade ederek, " Yusuf beni arayıp, arkadaşının bardakla ilgili bir video çekmek istediğini söyledi. İlk başta dron ile çekmeyi düşünmüşler. Ben de "Madem böyle bir şey var, dron çekimine gerek yok; gel biz buna güzel bir senaryo yazalım" dedim. İki gün sonra uçağa atlayıp gittik. Orada kendi çaylıkları vardı, çekimleri çaylığın içinde yaptık. Senaryoyu kendim yazdım ve hazırladım. Çekimleri de ben yaptım. İlk olarak bardağı aldık, çayla doldurduk. Bardağı getirirken, götürürken ve arka plandaki detaylarla birlikte çeşitli planlar çektik. İnsanlar videoyu çok beğendi. Açıkçası bu kadar patlayacağını biz de beklemiyorduk; şu an 3 milyona doğru gidiyor. Bardağın sahibi Yusuf'un arkadaşı Davut. Ona da bu dev bardak bir arkadaşı tarafından hediye edilmiş. Kargoyu almaya gittiğinde küçük bir şey beklerken dev gibi bir bardak çıkınca o da şaşırmış. Daha önce de küçük bir paylaşım yapmışlar, o da çok izlenmiş ve ilgi görmüş. Sonra bize ulaşıp 'yeni bir video' yapalım dedi. Ortaya gerçekten güzel bir iş çıktı. Şu an insanlar videonun devamını istiyor, "Part 2 gelsin" diyorlar. İnşallah devamını hem İstanbul'da hem Rize'de çekmeyi düşünüyoruz" diye konuştu.

Çay Fidanlarıyla Türk Bayrağı Oluşturuldu Haber

Çay Fidanlarıyla Türk Bayrağı Oluşturuldu

Rizeli çay müstahsili Şevki Yılmaz Gürel, bayrağa olan sevgisini çay fidanlarıyla nakış nakış işleyince ortaya köyün her tarafından görünen bir 'Çaydan Türk bayrağı' çıktı. Rize'nin Çayeli ilçesine bağlı Çeşmeli köyünde yaşayan Şevki Yılmaz Gürel, babası Adem Gürel'in düzensiz olan bahçesinde bir peyzaj çalışması yürüttü. Önce taş duvar yaptığı bahçede sonra toprak zemini sağlamlaştırdı. Sonrasında da üzerine odun çubuklardan bir Türk bayrağı çizdi. Çubukları referans olarak kullanan Gürel, babasının ürettiği çay fidanlarını aldı ve bu çubuklarına arasını özene özene doldurdu. Fidanlar biraz büyüyüp kendine geldiğinde ise ortaya muhteşem bir Türk bayrağı çıktı. Şevki Yılmaz Gürel'in il dışındaki işi nedeniyle ise bahçenin bakımı babası Adem Gürel'e kaldı. Baba Gürel ise gururlu görevi oğlundan seve seve devraldı. "Çok duygulanıyorum" Rize'nin simgesi çay ile Türk bayrağının hilali ve yıldızı birleşince ortaya güzel bir fotoğraf çıktığını ve bunu bahçesine kazandıran oğlu ile gurur duyduğunu ifade eden baba Adem Gürel, "Oğlum şu manzarayı benim kapımda yaşattığı için çok gururluyum. Ondan duygulanıyorum. Benim kapımda, Türkiye'mizin Türk bayrağını burada imgelediği için öncelikle çok duygulanıyorum. Bak bu güzel bir şey yani hem Türkiye'mizin açısından hem de içtiğimiz çayın simgesini burada gördüğüm için duygulanıyorum. Yani bundan gurur duyuyorum" şeklinde konuştu. "Ne mutlu bana ki böyle bir çocuğa sahibim" Öncesinde düzensiz ağaçların olduğu bir tarla olan alanı oğlunun yeniden düzenlediğini ifade eden baba Gürel "Önceden burası böyle bir harabe gibi bir yerdi. Ağaçlar vardı, meyveler vardı. Çocuğum onları söktü. Sonra duvarı yaptı. Ardından da altyapısını yaptı, düzenlemesini yaptı. Her geçen gün başka başka şeyler ortaya koydu. Önce çubuklarla bayrağı çizdi. Sonrasında benim yaptığım çay fideleri vardı, baktım onları alıp dikmeye başladı. Diktiği çubukların ortalarını doldurmaya başladı ve daha sonrasında baktım ki bu bayrak resmi ortaya çıktı. Çok duygulandım. Dedim 'ne mutlu bana ki böyle bir çocuğa sahibim.' Her geçen burayı görünce duruyor ve fotoğraf çekiyor. Buranın sahibini soruyorlar ve ben olduğumu sorunca Allah razı olsun diyorlar. Bana da tebessüm edip gidiyorlar" dedi. "Köye de yakıştı, yapana da yakıştı" Türk bayrağı figürünün köye çok yakıştığını ifade eden köy sakini Saffet Karakaş, "Bu bayrağı burada görünce duygulanıyorum. Biz memleketimize, bayrağımıza sevdalı bir insanız. Köyümüze de yakıştı, bunu yapan aileye de yakıştı" ifadelerini kullandı.

Dereden karşıya geçemeyince çayı bahçede kaldı Haber

Dereden karşıya geçemeyince çayı bahçede kaldı

Rizeli çay müstahsili yapılan dere ıslahı nedeniyle geçemediği bahçesinde olan çayını nasıl toplayacağını kara kara düşünüyor. Rize'nin Çiftekavak Mahallesi'nde yapılan dere ıslahı çay üreticisini mağdur etti. Yapılacak sanayi sitesi için gerçekleşen çalışmalar çerçevesinde dere ıslah edilmeye başlandı. Derenin yatağı DSİ tarafından kontrol altına alınmak istenirken taş duvarlar yüksek yapıldı. Yüksek yapılan taş duvar ise derenin karşısında çay tarım arazisi olan Atılgan ailesini mağdur etti. 3 sürgün toplanan çayın ilk 2 sürgününü dere yatağına su vermedikleri için çayını rahatlıkla toplatan Ali Atılgan, şimdi dere yatağından su aktığı için çayını toplayamıyor, toplatacak da kimseyi bulamıyor. Aile olarak çay sezonunu zor geçirdiklerini ifade eden Ali Atılgan, dereden karşıya geçmek için bir çözüm bulunması gerektiğini kaydederek, "Sadece benim değil kardeşlerimin de çayı zor geçiriyor buraya. Çok zorluk çekiyoruz burada. Çay dalında kaldı. Yarıcılarım işi bıraktı, yeni bir yarıcı aldım o da yapmak istemedi. ‘O zaman yukarı doğru teleferiğe taşıyın onu' dedim ‘Yukarı taşıyamam' dedi. Geçen ikinci çayda araba dere yatağına geldi. Şimdi dereyi verdiler orta yerden artık arabada giremiyor, yataktan olan yolumuzu da kapattılar. Geçişim çok zorlaştı. Geçende derenin üzerinden geçerek arazime ot temizlemek için geldim. Yarıcıya dedim bir şey yap topla şu çayı o da bakalım dedi. Bekliyoruz toplayacak mı toplamayacak mı belli değil. Dere akıyordu ama az akıyordu derenin içinden taşların üzerinden atlayarak geçiyorduk. Şimdi baya fazlalaştı geçemiyoruz artık. 73 yaşındayım ben toplayamıyorum yarıcılar toplarsa toplayacak yoksa dalında kalacak" dedi.

Nilüfer Çayı'na organik atık çözümü Haber

Nilüfer Çayı'na organik atık çözümü

Uludağ'ın güneyinden akan ve Bursa ovasını tek başına besleyen Nilüfer Çayı, yıllardır çevresindeki yoğun sanayileşme nedeniyle zehir saçıyor. Sanayi atıklarıyla kirlenen Nilüfer Çayı için harekete geçen Bursa Teknik Üniversitesi, şeker pancarı küspesi, alg ve su yosunuyla boyar maddeleri yüzde yüze varan oranda arıtan çevreci bir yöntem geliştirdi. Bursa'nın önemli su ihtiyacını karşılayan Nilüfer Çayı, çevresindeki sanayileşme nedeniyle zehir saçıyor. Kilometrelerce uzunluğuyla tarım alanlarının vazgeçilmez su kaynağı olan çayda bazı zamanlarda toplu balık ölümleri görülüyor. Geçtiği güzergah boyunca çok sayıda fabrikanın kimyasal ve boya atıklarıyla kirlenen Nilüfer Çayı'nın temizlenmesine yönelik adım Bursa Teknik Üniversitesi'nden geldi. Nilüfer Çayı'ndaki boyar maddeleri arındıracak. Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü öğrencileri Dilara Doğancı, Deren Öner ve Tuğçe Selvi'nin, Doç. Dr. Derya Ünlü'nün danışmanlığında hazırladığı proje, TÜBİTAK tarafından da destek aldı. Tekstil atık sularının, su yosunu, alg ve şekerpancarı küspesinden elde edilen biyobozunur malzemeler ile arıtılması projesi sayesinde Nilüfer Çayı'ndaki kirliliğin önüne geçilmesi hedefleniyor. Elde edilen madde ile tekstil fabrikalarının boyar madde atıkları yüzde yüze varan oranda temizleniyor. Nilüfer Çayı'nı tekstil boya atıklarından kurtaracak proje geliştirilerek diğer zararlı maddelerin de arındırılması üzerine çalışılacak. Çözüm organik atıklarla geldi Elde edilen organik malzeme ile tekstil fabrikalarının atıklarında yüzde yüze yakın sonuç alındığını kaydeden MDBF Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Ünlü, "Bursa tekstil sektöründe oldukça gelişmiş bir şehir. Dolayısıyla tekstil sektörünün önemli atıklarından bir tanesi de boyar maddeler. Bu boyar maddeler arıtılmadan deşarj edildiği takdirde suların kirlenmesinde oldukça büyük bir paya sahip. Biz de bu noktadan yola çıkarak bir proje ürettik. Burada da odak noktamız aslında çevreyi kirletmeden bu atık suların arıtılmasını sağlamaktı. Bu amaçla da içerisinde biopolimer içeren ve atıkların kullanıldığı bir malzeme geliştirdik. Atık dediğimizde şeker pancarı küspesiydi. Şeker firmalarının önemli atıklarından bir tanesi yüksek oranda çıkıyor. Biz bundan sulardaki boyar maddeleri adsorban malzeme geliştirdik. Bunu hem gerçek atık sularda hem de laboratuarda kendimizin hazırladığı sentetik atık sularda denedik ve oldukça yüksek bir ayırma verimi elde ettik. Boyar maddeleri yüzde yüze yakın oranda giderdik" şeklinde konuştu. Tekstil atıkları haricindeki atıklar için çalışmalar başlatıldı Sadece tekstil atıkları için değil Nilüfer Çayı'nın maruz kaldığı tüm atıkları gidermek için çalışmaların devam ettiği söyleyen Doç. Dr. Ünlü, "Bu suların içerisinde sadece boyar maddeler yok. Tekstilden haricinde diğer firmaların da atık sularından gelen uçucu organik bileşenler, ağır metaller gibi yapılar mevcut. Son çalışmamızda da biz bunu hedefledik. Bunun yanında yani sadece boyar maddelerin değil, bu ağır metallerin, uçucu organik bileşenlerin gidereceği malzemelerle geliştirme üzerine çalışmalarımız sürüyor. Özellikle firmaların deşarj ünitelerine bu sentez dediğimiz adsorban maddeler filtre haline de getirilerek entegre edildiği takdirde arıtılmış bir şekilde deşarj edilmesi mümkün. Bu da yüksek oranda sulardaki kirliliği azaltacaktır ve önüne geçilmiş olacaktır" dedi. Kuraklığın önüne geçmek için arıtılan suların tekrar kullanılması önemli Firmaların deşarjdaki kirlilik oranını düşürüp arıtılmış suları tekrar kullanarak, muhtemel kuraklığın önüne geçebileceklerini söyleyen Doç. Dr. Ünlü, "Aslında firmaların kendi bazılarına çözüm üretmeleri gerekiyor. Çünkü deşarj edecekleri suların da ya da o suların tekrar değerlendirmesi de önemli. Çünkü bizim amacımız yani su tasarrufunu sağlamak olması gerekiyor. Tekstilde yüksek oranda su harcanıyor. Yani uygulanan işlemlerde çok yüksek konsantrasyonlarda ve yüksek oranlarda su harcanması durumu söz konusu. Dolayısıyla burada suların arıtılması ve sistem içerisinde yeniden kullanılması önem arz ediyor. Bu yüzden firmaların yani kendi içerisinde çözüm bulması ve bu deşarjdaki kirlilik oranını minimuma indirip ve o arıtılmış suyu da tekrar bünyelerinde yeniden kullanmaları önem arz ediyor. Suların çekilmesi büyük ihtimalle kuraklıktan kaynaklanıyor. Suyu yeniden kullansalar aslında o su miktarda azalma değil döngünün sürekliliğinden dolayı su miktarı daha stabil kalmasını bekleriz" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.