Hava Durumu

#Depresyon

Yeni Marmara Gazetesi - Depresyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Depresyon haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Kışın düşen D vitamini cilt hastalıklarını alevlendiriyor Haber

Kışın düşen D vitamini cilt hastalıklarını alevlendiriyor

Kış aylarında insanların daha fazla kapalı alanlarda zaman geçirdiğini ve güneş ışığının cilde ulaşmasının zorlaştığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ayda Kart Aşkar, "D vitamini yalnızca kemik sağlığı için değil, bağışıklık sistemi, cilt bariyeri ve saç foliküllerinin yenilenmesi için de kritik öneme sahiptir. Kış aylarında güneşten yeterince faydalanılamadığı için D vitamini seviyeleri düşer ve birçok cilt hastalığında alevlenmeler görülür" dedi. Kışın sedef, egzama ve saç dökülmesine dikkat D vitamini eksikliğinin bazı dermatolojik hastalıkları tetikleyebildiğini kaydeden Dr. Ayda Kart Aşkar, "Güneş ışığı sedef plaklarını doğal olarak düzenleyen önemli bir faktördür. Kış aylarında bu etki ortadan kalktığı için plaklar kalınlaşabilir, kızarıklık ve kepeklenme artabilir" diye konuştu. Egzama hastalığına da değinen Aşkar, "D vitamini bağışıklık sistemini dengede tutar. Seviyeler düştüğünde egzama ataklarının sıklaştığını, kuruluk ve kaşıntının belirginleştiğini sıkça görüyoruz. Kış aylarında saçlı deri, kaşlar ve burun kenarında yağlı kepeklenmenin daha yoğun görülebilir. D vitamini düşüklüğü bu tabloyu destekleyebilir. D vitamini saç köklerinin yenilenme döngüsünde de rol oynar. Eksiklik durumunda özellikle mevsim geçişlerinde saç dökülmesi artabilir" dedi. D vitamini eksikliğinin yalnızca cilt sağlığını etkilemediğini vurgulayan Aşkar, "Kemik yoğunluğunun azalması, kemik ağrıları ve osteoporoz riski, kas güçsüzlüğü ve yaygın kas ağrıları D vitamini eksikliğiyle ilişkili sorunlar arasındadır. Ruh hâlinde dalgalanmalar, depresyon ve anksiyete eğilimi, bağışıklığın zayıflamasıyla sık enfeksiyon görülmesi ve kalp-damar hastalıklarında risk artışıyla ilişkili belirtiler de dikkate alınmalıdır" diye konuştu. D vitamini için kontrollü güneşlenme ve doğru beslenme önerisi Kış aylarında D vitamini düzeylerini dengelemek için kontrollü güneşlenme ve doğru beslenmenin önemine dikkat çeken Dr. Ayda Kart Aşkar, "Haftada 3-4 gün, özellikle öğle saatlerine yakın 15-20 dakikalık yüz ve kol bölgesi güneşlenmesi faydalıdır. Somon, sardalye, yumurta sarısı, karaciğer ve D vitamini ile zenginleştirilmiş süt ürünleri diyet içinde yer almalıdır. Her bireyin D vitamini ihtiyacı farklıdır. Bu nedenle takviyelerin mutlaka kan düzeyi bakılarak ve hekim kontrolünde verilmesi gerekir" ifadelerini kullandı. Kış aylarının D vitamini eksikliği açısından riskli bir dönem olduğunun altını çizen Aşkar, "D vitamini düşüklüğü, hem kronik cilt hastalıklarının yönetiminde hem de genel sağlıkta önemli bir fark oluşturuyor. Kış aylarında D vitamini düzeylerinin izlenmesini ve eksiklik tespit edildiğinde uygun şekilde desteklenmesini öneriyoruz" diye konuştu.

Stresle baş etmek mümkün Haber

Stresle baş etmek mümkün

Açıklamasında stresin, insan sağlığını ve yaşam kalitesini çeşitli şekillerde önemli ölçüde etkileyebileceğini ifade eden Dr. Yavuzcan, "Stres, fiziksel sağlığı kardiyovasküler sorunlar, bağışıklık sistemi sorunları, sindirim ve uyku bozuklukları olarak olumsuz etkiler. Stres kan basıncını ve kalp atış hızını artırarak kalp hastalığı riskinin artmasına neden olabilir. Kronik stres bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyon ve hastalıklarla mücadeleyi zorlaştırabilir. Stres, irritabl bağırsak sendromu (IBS), ülser ve diğer gastrointestinal problemler gibi sorunlara neden olabilir. Stres genellikle uykusuzluğa veya kalitesiz uykuya yol açar, bu da fiziksel ve zihinsel sağlık sorunlarını daha da kötüleştirebilir" dedi. Dr. Bekir Uğur Yavuzcan, stresin ruh sağlığı ve fonksiyonlar üzerindeki olumsuz yansımalarına da dikkat çekti : "Uzun süreli stres, anksiyete bozuklukları ve depresyon gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Stres hafızayı, konsantrasyonu ve karar verme becerilerini bozabilir. Kronik stres bunalma, sinirlilik ve duygusal dengesizlik duygularına yol açabilir." Stresin sosyal ilişkiler ve genel refah üzerindeki etkilerini de değerlendiren Dr. Yavuzcan, stresin aile, arkadaşlar ve meslektaşlarla ilişkileri zorlayabileceğini, üretkenliği, iş tatminini ve işteki genel performansı etkileyebileceğini, hayattan alınan keyfi azaltarak genel bir memnuniyetsizlik ve mutsuzluk hissine yol açabileceğini ifade etti. Dr. Yavuzcan, bazı gıdaların psikolojik açıdan insan üzerinde olumlu etkiye neden olduğunu kaydetti : "Magnezyum, özellikle koyu yeşil yapraklı sebzeler ve yeşillikler ile kuruyemişlerde bol miktarlarda bulunan vücudumuz ve sinir sistemi için en gerekli minerallerin başında gelmektedir. Sağlıklı bir beyin ve uyku düzeni için vazgeçilmez olarak konumlandırabiliriz. Balık (somon ve uskumru gibi), keten tohumu ve cevizde bulunan omega-3'ler depresyon ve anksiyete belirtilerini azaltmaya yardımcı olabilir. Glutensiz yulaf, kinoa, keten tohumu gibi gıdalar kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olur ve enerji sağlar. Meyveler ve sebzeler, vitaminler, mineraller ve antioksidanlar açısından zengin olup, genel beyin sağlığını destekler ve oksidatif stresi azaltır. Probiyotikler, yoğurt, pancar suyu, kombucha çayı ve lahana turşusu gibi fermente gıdalar bağırsak sağlığını destekler, bu da ruh halinin iyileşmesi ve stresin azalmasıyla bağlantılıdır. Ölçülü olarak, bitter çikolata stres hormonlarını azaltabilir ve hızlı bir ruh hali artışı sağlayabilir." Ruh sağlığını ve psikolojiyi güçlendiren yaşam tarzı alternatiflerini sıralayan Dr. Yavuzcan, sözlerini şöyle tamamladı: "Düzenli fiziksel aktivite stres hormonlarını azaltabilir ve ruh halini iyileştiren endorfin salınımını tetikleyebilir. Kuvvet antrenmanı egzersizleri ile birlikte her hafta en az 150 dakika orta şiddette aerobik aktivite veya 75 dakika şiddetli aktivite hedefleyin. Farkındalık meditasyonu, yoga ve derin nefes egzersizleri gibi uygulamalar stresi yönetmeye ve zihinsel berraklığı artırmaya yardımcı olabilir. Gece başına 7-9 saat kaliteli uyku almak stres yönetimi için çok önemlidir. Güçlü ilişkiler sürdürmek ve bir destek sistemine sahip olmak strese karşı tampon görevi görebilir ve duygusal refahı artırabilir. Etkili zaman yönetimi, bunalmışlık hissini azaltabilir ve hayatın çeşitli yönlerini dengelemeye yardımcı olabilir. Keyif aldığınız aktivitelerle uğraşmak stresten uzaklaşmanızı sağlayabilir ve genel mutluluğunuzu artırabilir."

Genç yaşta unutkanlık alarmı Haber

Genç yaşta unutkanlık alarmı

Günümüzde sadece ileri yaşlarda değil, genç bireylerde de unutkanlık şikâyetlerinde artış gözlendiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, gençlerde görülen unutkanlığın nedenlerini, riskleri ve korunma yollarını paylaştı. Dr. Büşra Er, "Eskiden daha çok ileri yaş grubunda görülen unutkanlık yakınmalarının artık ergenlik döneminde bile karşımıza çıkabiliyor. Unutmak; bilgiyi geri çağırmada ya da kaydetmede yaşanan zorluk olarak tanımlanır. Uyku düzensizliği, kötü beslenme, dikkat eksikliği, depresyon gibi nedenlerin yanı sıra dijital medya kullanımı da bu tabloyu besliyor" dedi. Alman nörobilimci Manfred Spitzer'in dijital demans" kavramına atıfta bulunan Dr. Er, özellikle gençlerde artan ekran süresinin dikkat ve hafıza fonksiyonları üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu vurguladı. "Sürekli uyarana maruz kalmak, bilgiye kolay erişim ve mavi ışığın uyku hormonlarını baskılaması, zihinsel tembelliğe neden oluyor" ifadelerini kullandı. İleri yaş grubunda en sık görülen unutkanlık nedeni olan Alzheimer hastalığına da değinen Dr. Büşra Er, toplumda yaygın bir yanlış anlama olduğuna dikkat çekti. Er, "Ailede Alzheimer hastası olması, genetik geçişi düşündürse de, Alzheimer vakaları tüm olguların yalnızca yüzde 1'inden azını oluşturuyor. Genetik testler rutin olarak önerilmemektedir. Unutkanlık şikâyetleri önlenebilir olduğu unutulmamalıdır. Dijital medya kullanım süresinin sınırlandırılması, düzenli uyku, sağlıklı beslenme, kitap okuma, bulmaca çözme, hafıza oyunları gibi zihinsel aktivitelerle beynin aktif tutulması unutkanlıkla mücadelede oldukça etkilidir" diye konuştu.

İş hayatındaki gizli tehlike Haber

İş hayatındaki gizli tehlike

Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından yayımlanan rapora göre, iş yerindeki stres ve olumsuz çalışma koşulları her yıl yaklaşık 840 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. Raporda, bu durumun küresel ölçekte önemli bir halk sağlığı sorunu haline geldiği vurgulandı. Araştırmada, uzun çalışma saatleri, iş güvencesizliği, yoğun iş baskısı ve iş yerinde şiddet ya da taciz gibi faktörlerin çalışan sağlığını olumsuz etkilediği belirtildi. Bu koşulların özellikle kalp hastalıkları ve ruh sağlığı sorunlarıyla doğrudan ilişkili olduğu ifade edildi. Rapora göre haftada 48 saatten fazla çalışanların oranı yüzde 35 seviyesinde bulunuyor. Uzmanlar, uzun mesainin felç ve kalp hastalıkları riskini artırdığına dikkat çekiyor. ILO yetkililerinden Manal Azzi, psikososyal risklerin modern iş hayatının en önemli sorunlarından biri haline geldiğini belirtti. Çalışmada, iş stresinin yalnızca psikolojik değil fiziksel sağlık üzerinde de etkili olduğu vurgulandı. Depresyon, anksiyete, tükenmişlik ve uyku bozukluklarının yaygın görülen sorunlar arasında yer aldığı, ayrıca stresle başa çıkmak için geliştirilen sağlıksız alışkanlıkların hastalık riskini artırdığı kaydedildi. Küresel ölçekte her yıl milyarlarca iş gününün ruh sağlığı kaynaklı nedenlerle kaybedildiği de raporda yer aldı. Raporda çözüm olarak çalışma saatlerinin dengelenmesi, iş tanımlarının netleştirilmesi ve çalışanlara yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi önerildi. Ayrıca dijitalleşme ve uzaktan çalışma gibi yeni modellerin de beraberinde getirdiği risklere karşı önlem alınması gerektiği ifade edildi.

Yaşlı bireylerin ruh sağlığına daha fazla önem vermeli Haber

Yaşlı bireylerin ruh sağlığına daha fazla önem vermeli

Yaşlı bireylerin çeşitli sebeplerden ötürü ruh sağlığının derinden etkilenebileceğini belirten Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Olgun Deniz, böyle durumlarda profesyonel destek almanın hayati önem taşıdığında dikkat çekti.   Bursa Şehir Hastanesinde görevli Geriatri Uzmanı Doç. Dr. Olgun Deniz, Ulusal Yaşlılar Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Sağlık Bakanlığı tarafından, sağlıklı yaşlanma konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla bu yıl ki temanın ''Depresyonu Önemse Hayata Gülümse'' şeklinde belirlendiğini dile getiren Doç. Dr. Deniz, geriatrik depresyonun 65 yaş ve üzeri bireylerde sık karşılaşılan, ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir ruh sağlığı sorunu olduğunu kaydetti.  Depresyonun yaşlanmanın doğal bir parçası olmadığının altını çizen Doç. Dr. Deniz, "Yaşlanma süreci ile birlikte gelen fiziksel ve sosyal değişiklikler, depresyon riskini artırabilir. Sevdiklerini kaybetme, kronik hastalıklar, yalnızlık, sosyal izolasyon ve bağımlılık hissi gibi faktörler, bu dönemde ruhsal sağlığı derinden etkileyebilir. Ancak unutmamalıyız ki depresyon yaşlanmanın doğal bir parçası değildir. Geriatrik depresyonun belirtileri arasında sürekli üzüntü, enerji kaybı, iştah değişiklikleri, uyku problemleri, ilgisizlik ve yaşamdan keyif alamama sayılabilir. Bu belirtiler fark edildiğinde bir sağlık uzmanına danışmak hayati önem taşır" dedi.  Profesyonel destek alınmalı  Bireylerin düzenli ruh sağlığı değerlendirmelerini yapmaları gerektiğini vurgulayan Deniz, "Vatandaşlarımız, aile sağlığı merkezleri ve sağlıklı hayat merkezlerinden ücretsiz bir şekilde hizmet alabilmektedir. 65 yaş ve üzeri bireylerin birinci basamak sağlık tesislerimizde aile hekimlerini ziyaret ederek düzenli ruh sağlığı değerlendirmelerini yaptırmaları ve gerekli görülürse üst merkezlere yönlendirilmeleri önemlidir" şeklinde konuştu.  Yalnız olmadıklarını hissettirin  Yaşlı bireylerin ruh sağlığına daha fazla önem verilmesi gerektiğini vurgulayan Deniz, "Destek grupları oluşturmalı ve onların yaşam kalitesini artırmaya yönelik çözümler geliştirmeliyiz. Çünkü yaş almak, mutluluk ve huzurdan ödün vermek anlamına gelmez. Sevdiklerimize yalnız olmadıklarını hissettirmek, onların hayatına dokunmanın en anlamlı yollarından biridir. Bu dönemde amacımız yaşama yıllar katmak değil yıllara yaşam katmaktır. Herkese esenlikler dilerim" 

Depresyon Tedavi Edilmezse Beyin Sağlığınızı Tehdit Edebilir! Haber

Depresyon Tedavi Edilmezse Beyin Sağlığınızı Tehdit Edebilir!

Depresyon, yalnızca bir ruh hali bozukluğu değil, tedavi edilmediğinde beyin sağlığınızı ciddi şekilde etkileyen bir hastalık olabilir. Doç. Dr. Işıl Göğcegöz, depresyonun tedavi edilmediğinde nörobilişsel kayıplara yol açabileceğine dair önemli uyarılarda bulundu. İşte depresyonun ciddiyetini ve belirtilerini anlamanın yolları... Depresyonun Karanlık Yüzü: Neden Erken Müdahale Şart? Depresyon, sadece üzüntü ve umutsuzluk hissi değil, aynı zamanda kişinin günlük işlevselliğinde ciddi bozulmalara neden olabilir. Zevk verdiği etkinliklerden keyif alamama, çökkünlük, karamsarlık ve dikkat dağınıklığı gibi belirtilerle ortaya çıkar. Tedavi edilmediğinde, düşünce süreçlerinde yavaşlama, bilişsel işlevlerde bozulma ve sosyal işlevsellikte azalma gibi ciddi nörobilişsel kayıplara yol açabilir. Her Mutsuzluk Depresyon Mudur? Günlük yaşantıda karşılaşılan mutsuzluk ve duygusal dalgalanmalar depresyon olarak değerlendirilmemelidir. Depresyon, psikiyatrik değerlendirme, testler ve ölçeklerle belirlenen bir ruhsal sağlık durumu olup, doğru tedavi ile tamamen iyileşebilir. Depresyonun kaynağını anlamak ve profesyonel yardım almak, uzun vadede beyin sağlığınızı korumanın anahtarıdır. Depresyon belirtileri arasında şunlar yer alır: Zevk alınan etkinliklere karşı ilgi kaybı Çökkünlük ve karamsarlık Psikomotor yavaşlama ve bilişsel işlevlerde bozulma Dikkat ve konsantrasyon bozuklukları Uyku ve iştah sorunları İntihar düşünceleri Depresyon, her yaşta görülebilmekle birlikte, 2544 yaş arası daha sık görülür. Yaşam kalitesinde düşme, intihar riskinde artış ve üretkenlikte azalma ile ilişkilidir. Ayrıca, depresyonun iyileşme döneminde bile kognitif bozulma devam edebilir ve tedavi edilmediğinde nüks edebilir. Ekonomik ve Sosyal Etkileri Depresyon, dünya genelinde milyonlarca insanı etkiler ve ekonomik kayıplara yol açar. Depresyonu tedavi etmek, uzun vadede daha düşük maliyetlere ve iş gücü kaybının azaltılmasına katkı sağlar. Ortalama olarak, depresif bozukluk tanılı bir hastanın yılda 27,2 iş günü kaybettiği tahmin edilmektedir.

Doğum Sonrası Depresyonla Baş Etme Önerileri Haber

Doğum Sonrası Depresyonla Baş Etme Önerileri

Uzman Klinik Psikolog Enise Öziç, “Doğum sonrası süreçte hormonlardaki hızlı düşüş annede kimyasal değişikliklere neden olur. Bu kimyasal değişikliklere ek olarak bebek sahibi olmak ile ilişkili soysal ve psikolojik değişiklikler anneyi olumsuz etkileyebilmektedir. Dolayısıyla bu belirtileri kişi uzun süre yaşadığını düşünüyorsa psikolog veya psikiyatrist tarafından uzman desteği almaya çalışmalıdır” dedi.  Annelik duygusu şüphesiz kadınlar için tarif edilemeyen bir duygu olsa da, yeni anneler bazı psikolojik sorunlarla karşı karşıya kalabiliyor. Yeni doğum yapan annelerin sırasıyla annelik hüznü, doğum sonrası depresyon ve doğum sonrası psikoz gibi duygusal, psikolojik süreçlerden geçebildiklerini vurgulayan Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi Psikoloji Kliniği’nden Uzm. Klinik Psikolog Enise Öziç, bunları şöyle anlattı:  “Annelik hüznü; doğumdan sonra ortalama 3-4 gün içinde ortaya çıkar, ortalama 10-15 gün içinde kendiliğinden geçer. Belirtileri çoğu zaman sık ağlama, huzursuzluk, dikkati toplayamama, uykusuzluk, keder, sinirlilik hali şeklinde olabilir. Bu duygular çoğu annede olur ve geçicidir. Bu nedenle annelik hüznü yaşayan anneler paniğe kapılmadan sakin kalmaya çalışarak bu durumun geçeceğini kendilerine telkin etmelidir. Yetersizlikle ilgili olumsuz düşüncelere aldırış etmemeye dikkat etmelidirler.”  Doğum sonrası depresyonun doğumdan bir ay sonra kendisini gösterebileceğini dile getiren Uzm. Klinik Psikolog Enise Öziç, “Her annede yaşanmamakla birlikte doğum sonrası depresyonun bazı belirtileri annelerde bebeklerini sevemedikleri düşüncesi, bebek bakımı ile ilgili yoğun endişeler, yetersizlik kaygıları, bebeğe zarar vermeye yönelik obsesif düşünceler, iştahsızlık, uykusuzluk, anksiyete, bebekle ilgilenememe şeklinde sıralanabilir. Doğum sonrası süreçte hormonlardaki hızlı düşüş annede kimyasal değişikliklere neden olur. Bu kimyasal değişikliklere ek olarak bebek sahibi olmak ile ilişkili soysal ve psikolojik değişiklikler anneyi olumsuz etkileyebilmektedir. Dolayısıyla bu belirtileri kişi uzun süre yaşadığını düşünüyorsa psikolog veya psikiyatrist tarafından uzman desteği almaya çalışmalıdır” diye konuştu.  Duygu değişimi ile mücadele etmenin şifreleri  Jill Churchill'in “Mükemmel bir anne olmak imkânsızdır, ancak iyi bir anne olmanın milyonlarca yolu vardır” sözünü hatırlatan Uzm. Klinik Psikolog Enise Öziç, doğum sonrası duygu değişimiyle baş etmek için 11 öneride bulundu:  - Bazı günler iyi bazı günler kötü olabileceğinizin farkında olun.  -Yakınlarınızdan yardım isteyin ve diğerlerine size nasıl yardımcı olabileceklerini iletin.  - Kendiniz ve bebeğiniz için beklentilerinizde gerçekçi olun.  - Kendinizi izole etmeyin, aile ve arkadaşlarınızla iletişimde olun.  - Eşinizle birbirinize az ama öz vakit ayırmaya çalışın.  - Eskiden size iyi gelen şeyleri zamanınızı planlayarak yeniden uygulamaya çalışın.  - Bebeğiniz uyuduğunda siz de uyuyun ve dinlenmeye çalışın.  - Muhakkak beslenmenize dikkat edin.  - Kafeinden ve alkolden uzak durun.  - Dışarıya çıkıp yürüyüşler yapın, hava alın ve egzersizler yapın.  - Geçmişte ya da gelecekte olmayın; ‘şimdi ve burada’ olun. Yani o an neler yapıyorsanız, sadece ona odaklanın.” 

Ruh Sağlığı ve Stres Yönetimi: Pandeminin Etkileri ve Başa Çıkma Yöntemleri Haber

Ruh Sağlığı ve Stres Yönetimi: Pandeminin Etkileri ve Başa Çıkma Yöntemleri

Pandeminin Ruh Sağlığı Üzerindeki Etkileri Depresyon Pandemi sürecinde sosyal izolasyon, ekonomik belirsizlikler ve sağlık endişeleri, depresyon vakalarının artmasına neden olmuştur. İnsanlar, günlük rutinlerinin bozulması ve sevdiklerinden uzak kalma gibi durumlarla başa çıkmakta zorlanmış, bu da depresif semptomların artmasına yol açmıştır. Depresyon belirtileri arasında sürekli üzüntü, ilgi kaybı, enerji eksikliği ve uyku problemleri yer alır. Anksiyete Pandeminin belirsizliği, hastalanma korkusu ve sevdiklerinin sağlığına dair endişeler, anksiyete seviyelerinin yükselmesine neden olmuştur. Anksiyete belirtileri arasında sürekli endişe hali, huzursuzluk, hızlı kalp atışı ve konsantrasyon zorluğu bulunur. Bu dönemde anksiyete bozuklukları, özellikle sağlık kaygılarıyla ilgili olarak artış göstermiştir. Stres Pandemi, günlük yaşamın stres seviyelerini önemli ölçüde artırmıştır. İş kaybı, mali sıkıntılar ve evden çalışma gibi yeni düzenlemeler, bireylerin stres seviyelerini yükseltmiştir. Yüksek stres, fiziksel ve zihinsel sağlığı olumsuz etkileyebilir, baş ağrısı, mide sorunları ve uyku bozuklukları gibi semptomlara yol açabilir. Stres Yönetimi Teknikleri Fiziksel Aktivite Düzenli egzersiz yapmak, stresin azaltılmasında etkili bir yöntemdir. Fiziksel aktivite, vücuttaki endorfin seviyelerini artırarak ruh halini iyileştirir. Yoga, yürüyüş, koşu ve dans gibi aktiviteler, hem fiziksel sağlığı destekler hem de zihinsel rahatlama sağlar. Meditasyon ve Nefes Egzersizleri Meditasyon ve derin nefes alma teknikleri, zihinsel rahatlama ve stres yönetimi için etkili yöntemlerdir. Meditasyon, zihni sakinleştirir ve odaklanmayı artırır. Nefes egzersizleri ise vücuttaki gerginliği azaltır ve anksiyete belirtilerini hafifletir. Sosyal Destek Sosyal ilişkiler, stresle başa çıkmada önemli bir rol oynar. Aile ve arkadaşlarla iletişimde kalmak, duygusal destek sağlar ve yalnızlık hissini azaltır. Pandemi sürecinde, dijital iletişim araçlarıyla sosyal bağlantıları sürdürmek de önemlidir. Sağlıklı Beslenme Dengeli ve sağlıklı beslenme, ruh sağlığını olumlu yönde etkiler. Omega-3 yağ asitleri, vitaminler ve mineraller açısından zengin gıdalar, beyin fonksiyonlarını destekler ve ruh halini iyileştirir. Fast food ve işlenmiş gıdalardan uzak durmak da genel sağlık için faydalıdır. Profesyonel Yardım Ruh sağlığı sorunlarıyla başa çıkmakta zorlanan bireyler, profesyonel yardım almayı düşünmelidir. Psikologlar ve terapistler, uygun tedavi ve danışmanlık hizmetleri sunarak bireylerin ruh sağlığını iyileştirmelerine yardımcı olabilir.

Bulunması zor, yemesi yasak, faydası çok! Haber

Bulunması zor, yemesi yasak, faydası çok!

Doğada sihirli mantar olarak bilinen mantarlarda bulunan halüsinojen madde ileri seviyede depresyon hastalığı ile savaşan hastaların iyileşmesine katkı sağlıyor. London'da bilim insanlarının yürüttüğü bir araştırmada 19 hastaya tek doz halinde psilosibin isimli bir madde verildi. Maddeyi alan hastalar yarısından fazlası bir zaman sonra depresif hislerinin olmadığını söylediler. Aynı zamanda beyin fonksiyonlarında değişmelerin olduğu gözlemlendi. Psilosibin'in olumlu etkilerinin 5 hafta olduğu saptandı. Bu mantarlar hem çiğ hem de besinlere karıştırılarak tüketilebiliyor. Bu çalışmayı yapan uzman ekip, depresyonla mücadele eden insanların bu yöntemi kendi başlarına göre denememeleri gerektiği hakkında özellikle uyarıda bulundu. Daha önce de Psilosibin'in insanların ''zihni yağlayarak'' depresif ruh hallerinden çıkmasına yardımcı olduğu şeklinde bir araştırma yapılmıştı. Bu madde beynin iki tarafına da etki ediyor. Seratonine benziyor Bu madde beyinde amigdala bölgesinin aktifliğini azaltıyor. Bu bölgede hareket kısıtlandıkça buna bağlı olarak depresyon semptomları da azalıyor. Psilosibinin yapısı, beyinde önemli etkiye sahip olan seratonine benzemektedir. Bu durumlar ne kadar ortada olursa olsun beynin ve vücudun üzerindeki etkileri tam olarak belirlenemediği için insanların doktora danışmadan tüketmesini onaylamıyor. Peki siz hiç bu sihirli mantarlardan yediniz mi veya gördünüz mü? Tadının nasıl olduğunu bilmiyoruz fakat sihirli etkisi her insanın dikkatini çekmede önemli bir etkiye sahip. Bilim dünyası sihirli mantarlar için ortaya net veriler koyduğunda belki de depresyon hastalığına net çözüm gelecek...

Yüz Ağdası
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.