Hava Durumu

#Erken Tanı

Yeni Marmara Gazetesi - Erken Tanı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Erken Tanı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Sessiz tehlike Hepatit B Haber

Sessiz tehlike Hepatit B

Uzm. Dr. Gündüzer, "Ancak erken tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile bu riskler büyük ölçüde önlenebilir. Hepatit B'ye karşı aşı ile korunmak mümkündür. Risk grubunda olan kişilerin test yaptırması ve gerekli durumlarda tedaviye erken başlaması hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı açısından büyük önem taşır" dedi. Hepatitin karaciğer dokusunda iltihaplanmayla seyreden ciddi bir tablo oluşturduğunu belirten Dr. Filiz Gündüzer, enfeksiyonun uzun yıllar boyunca hiçbir belirti göstermeden ilerleyebileceğine dikkat çekti. Hastalığın bu yapısı nedeniyle toplumda "sessiz tehlike" olarak adlandırıldığını ifade eden Dr. Gündüzer, şu değerlendirmelerde bulundu: "Dünya genelinde milyonlarca kişi, vücudunda hepatit virüsü taşıdığından habersiz bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Karaciğerdeki tahribat ileri seviyelere ulaşana kadar hastalarımızda belirgin bir şikâyet ortaya çıkmayabilir. Ancak müdahale edilmediğinde süreç, maalesef siroz ve karaciğer kanseri gibi hayati risk taşıyan tablolara dönüşebilmektedir. Oysa erken aşamada konulacak tanı, düzenli klinik takip ve doğru tedavi yaklaşımları sayesinde bu ağır komplikasyonların önüne geçmek tamamen mümkündür." Hepatit hakkında kulaktan dolma bilgilerin ve yanlış algıların kişilerin sağlık kuruluşlarına başvurmasını geciktirdiğini belirten Dr. Gündüzer, toplumda sıkça karşılaşılan yanılgılara açıklık getirdi: "Hastalığın yalnızca sarılıkla ya da karaciğer ağrısıyla belirti vereceği düşüncesi yanlıştır. Vakaların büyük bir kısmında hiçbir şikâyet görülmeyebilir. Hepatitin temel kaynağı virüslerdir. Alkol tek neden olmamakla birlikte, mevcut virüsün karaciğerde oluşturduğu tahribatı hızlandırır. Hepatit C günümüzde geliştirilen modern ilaç tedavileriyle yüksek başarı oranlarıyla iyileştirilebilirken, Hepatit B ise koruyucu aşılar sayesinde kontrol altında tutulabilmektedir. Ayrıca konulan her hepatit tanısı kişide mutlaka siroz gelişeceği anlamına gelmez." Koruyucu hekimlik uygulamalarının ve bağışıklamanın karaciğer sağlığındaki kilit rolüne değinen BURTOM Özlüce Dahiliye Uzmanı Dr. Filiz Gündüzer, açıklamasını şu çağrıyla tamamladı: "Hepatit B enfeksiyonuna karşı en güçlü silahımız güvenilir ve etkili aşılardır. Özellikle risk grubunda yer alan vatandaşlarımızın gecikmeden tarama testlerini yaptırmaları, bağışıklık durumlarını kontrol ettirmeleri ve gerekli hallerde vakit kaybetmeksizin tedaviye başlamaları hem bireysel sağlıkları hem de toplum sağlığının korunması açısından kritik önem taşımaktadır. Karaciğerinizi koruyun; bilgi sahibi olun, test yaptırın, aşınızı olun ve çevrenizdekileri de bu konuda teşvik edin. Hepatitsiz bir geleceği ancak birlikte hareket ederek inşa edebiliriz."

Her 5 çocuktan birini etkiliyor: Geçmeyen burun akıntısına dikkat! Haber

Her 5 çocuktan birini etkiliyor: Geçmeyen burun akıntısına dikkat!

Çocuklarda bitmeyen burun şikayetlerininçoğu zaman "geçer" diye beklendiğini, oysa haftalarca süren burun akıntısının, sık hapşırık ve burun tıkanıklığı basit bir soğuk algınlığından çok daha fazlasını işaret ediyor olabileceğini söyleyen Uzm.Dr. Ufuk Sevgican, "Özellikle belirtiler belirli mevsimlerde artıyor ya da yıl boyunca devam ediyorsa akla ilk gelmesi gereken durumlardan biri alerjik rinittir.Alerjik rinit; burun akıntısı-tıkanıklık, kaşıntı ve hapşırıklarla kendini gösteren, çocukluk çağında oldukça sık görülen bir hastalıktır. Dünyada yaklaşık her beş çocuktan birini etkilediği bilinmektedir. Anne veya babasında alerjik rinit, astım ya da egzama bulunan çocuklarda görülme riski daha fazladır. Bazı çocuklar yalnızca ilkbahar ve sonbahar gibi mevsim geçişlerinde şikâyet yaşarken, bazıları yıl boyunca yakınmalarla mücadele eder " dedi. Polenler, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, küf mantarları, hava kirliliği ve ani iklim değişikliklerinin çocuklarda alerjik riniti tetikleyen başlıca nedenler olduğunu dile getiren BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları UzmanıDr. Ufuk Sevgican şöyle konuştu : "Özellikle şeffaf ve sulu burun akıntısı, sık hapşırık nöbetleri, burun ve genizde kaşıntı dikkat çekicidir. Bu çocuklar çoğu zaman burundan rahat nefes alamadığı için ağızdan nefes alır; horlama, huzursuz uyku ve sık uyanma görülebilir. Gözlerde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık da tabloya eşlik edebilir. En önemli ipuçlarından biri ise genellikle ateşin olmamasıdır." Tedavi edilmeyen alerjik rinitin yalnızca burunla sınırlı kalmadığını, uzun süreli burun tıkanıklığının orta kulak problemleri, sinüzit ve uyku bozukluklarına zemin hazırlayabildiğini söyleyen UzmanıDr. Ufuk Sevgican, uyku kalitesi bozulan çocuklarda dikkat dağınıklığı, okul başarısında ve yaşam kalitesinde düşüş görülebileceğini dile getirdi. Uzm.Dr. Ufuk Sevgican, alerjik rinitte tedavinin ilk basamağını alerjenlerden korunmanın oluşturduğunu söyleyerek, açıklamasını şu sözlerle tamamladı : "Mevsimsel allerjikriniti olan çocuklar polen dönemlerinde özellikle sabah saatlerinde dışarıda uzun kalmamalı, eve gelince el-yüzlerini yıkayıp kıyafet değiştirmelidir. Ev tozu akar maruziyetini azaltmak, rutubet ve sigara dumanından uzak durmak büyük önem taşır. Gerektiğinde düşük doz kortizon içeren burun spreyleri, tuzlu su uygulamaları ve antihistaminik ilaçlar kullanılabilir. Bu tedaviler alerjiyi tamamen ortadan kaldırmasa da belirtileri kontrol altına alır ve komplikasyonları önlemeye yardımcı olur. Unutulmamalıdır ki çocuklarda rahat nefes almak yalnızca konfor değil; kaliteli uyku, sağlıklı büyüme ve başarılı bir okul yaşamı için de temel bir ihtiyaçtır. Erken tanı ve doğru tedaviyle alerjik rinit kontrol altına alınabilir, çocukların yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir."

"Dijital hayat" göz sağlığını tehdit ediyor Haber

"Dijital hayat" göz sağlığını tehdit ediyor

Günlük yaşamın büyük bölümünün telefon, bilgisayar ve tablet ekranları karşısında geçtiğini belirten VM Medical Park Bursa Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İlker İncebıyık, uzun süreli ekran maruziyetinin göz kırpma refleksini azalttığını ve bunun da göz yüzeyinde kuruluğa yol açtığını ifade etti. "Dijital göz yorgunluğu artık yaygın bir sorun" Op. Dr. İncebıyık, özellikle yoğun çalışan bireylerde ve öğrencilerde dijital göz yorgunluğunun belirgin şekilde arttığını vurgulayarak, bu durumun yalnızca gözleri değil genel yaşam konforunu da etkilediğini söyledi. Op. Dr. İncebıyık, "Uzun süre kesintisiz ekran kullanımı odaklanma gücünü azaltır, göz kaslarında yorulmaya ve zamanla görme kalitesinde düşüş hissine neden olabilir" diye konuştu. "Basit önlemlerle gözleri korumak mümkün" Göz sağlığını korumak için günlük alışkanlıklarda küçük ama etkili değişiklikler yapılabileceğini belirten Op. Dr. İncebıyık, düzenli aralar verilmesinin önemine dikkat çekti. Op. Dr. İncebıyık, "Belirli aralıklarla ekrandan uzaklaşıp uzağa bakmak, bilinçli göz kırpmak ve ekran parlaklığını ortam ışığına göre ayarlamak şikâyetleri belirgin şekilde azaltabilir" dedi. "Çocuklar ve gençler daha büyük risk altında" Çocuklarda ve gençlerde ekran kullanım süresinin artmasının göz sağlığı açısından daha dikkatli takip edilmesi gerektiğini ifade eden Op. Dr. İncebıyık, uzun süreli ekran maruziyetinin miyop gelişimi ve göz tembelliği riskini artırabileceğini belirtti. "Göz şikayetleri ihmal edilmemeli" Uzun süren bulanık görme, gözde yanma, sulanma ve baş ağrısı gibi şikâyetlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. İlker İncebıyık, düzenli göz muayenesinin erken tanı ve doğru tedavi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.

Baharda alerji alarmı... Haber

Baharda alerji alarmı...

Bahar aylarında en sık karşılaşılan alerjik hastalıklarla ilgili bilgi veren Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, "Alerjik rinit (saman nezlesi) burun akıntısı, tıkanıklık, sık hapşırma ve burun kaşıntısı ile kendini gösterir. Çocuklar genellikle burunlarını yukarı doğru silme hareketi yapar. Alerjik konjonktivit gözlerde kızarıklık, kaşıntı, yanma ve sulanma ile ortaya çıkar. Çocuklar gözlerini sürekli ovalama eğilimindedir. Alerjik astım ise özellikle gece artan öksürük, eforla ortaya çıkan nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterir. Bahar aylarında ataklar belirgin şekilde artabilir. Bu hastalıklar çoğu zaman birlikte de görülebilir ve çocuğun uyku kalitesini, okul başarısını ve günlük yaşamını olumsuz etkileyebilir" diye konuştu. "Ailelerin en sık yaptığı hata" Alerjik belirtilerin çoğu zaman soğuk algınlığı ile karıştırıldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Cemalettin Güneş,"En sık karşılaştığım durumlardan biri, alerjik belirtilerin uzun süre ‘soğuk algınlığı’ zannedilmesidir. Soğuk algınlığı genellikle 5-7 gün içinde düzelir. Alerjik şikayetler ise haftalarca hatta aylarca sürebilir. Eğer çocukta 1 haftadan uzun süren burun akıntısı, tekrarlayan hapşırık krizleri, göz kaşıntısı ve gece artan öksürük varsa mutlaka alerji açısından değerlendirilmesini öneriyorum. Sabah erken saatlerde ve rüzgârlı havalarda dışarı çıkışı sınırlandırın" diye konuştu. "Tedavi süreci nasıl ilerliyor" Alerjik hastalıkların doğru tanı ve uygun tedavi ile kontrol altına alınabileceğini ifade eden Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, süreci şöyle anlattı: "Gerekli durumlarda alerji testleri yapılarak tetikleyici faktörler belirleniyor. Her çocuğun ihtiyacına göre kişiselleştirilmiş tedavi planı oluşturuluyor. Uygun ilaç tedavileri (şurup, burun spreyi, inhaler tedaviler) ile şikayetler etkin şekilde kontrol altına alınıyor. Erken dönemde başlanan tedavi sayesinde hem şikayetleri azaltmak hem de hastalığın ilerlemesini önlemek mümkün oluyor" "Hangi çocuklar risk altında" Bazı çocuklarda alerjik hastalıkların daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, şu bilgileri paylaştı: "Ailesinde alerji veya astım öyküsü olanlar, Daha önce egzama (atopik dermatit) geçirmiş olanlar, Sigara dumanına maruz kalanlar bu açıdan daha risk altındadır. Bu çocukların bahar aylarında daha dikkatli takip edilmesini öneriyoruz" "Erken tanı yaşam kalitesini artırıyor" Bahar aylarında uzayan burun akıntısı, geçmeyen öksürük ve göz şikayetlerinin çoğu zaman enfeksiyon değil alerjiye bağlı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Cemalettin Güneş, "Erken fark etmek, doğru yönetmek ve uygun tedaviye başlamak çocuğun yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır. Şikayetler uzuyorsa mutlaka bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesini öneriyorum" diye konuştu.

Haftalarca süren ishal ve karın ağrısına dikkat Haber

Haftalarca süren ishal ve karın ağrısına dikkat

Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Sami Evirgen, toplumda yeterince tanınmayan bu hastalıkta teşhis gecikmelerinin sık yaşandığını belirterek, uzun süren sindirim sistemi şikâyetlerinin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini vurguladı. Crohn hastalığının en sık ince bağırsağın son kısmı ve kalın bağırsağı tuttuğunu ifade eden Hayat Hastanesi Gastroenteroloji UzmanıDr. Evirgen, hastalığın ataklar ve sakin dönemler halinde seyrettiğine dikkat çekti. Uzm. Dr. Evirgen, "Crohn hastalığı, belirtilerinin kişiden kişiye değişmesi nedeniyle çoğu zaman göz ardı edilebiliyor. Oysa erken tanı, hastalığın seyrini kontrol altına almak açısından büyük önem taşıyor" dedi. BELİRTİLER HAFTALARCA SÜREBİLİR Hastalığın belirtilerinin, tutulum bölgesine ve hastalığın şiddetine göre farklılık gösterdiğini kaydeden Uzm. Dr. Evirgen; uzun süreli ishal, karın ağrısı ve kramplar, kilo kaybı, iştahsızlık, halsizlik, dışkıda kan veya mukus, ateş ve kansızlığın en sık görülen şikâyetler arasında yer aldığını söyledi. Bu belirtilerin haftalarca devam etmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Evirgen, "Ertelemek, hem tanıyı hem de tedaviyi zorlaştırabiliyor" uyarısında bulundu. Crohn hastalığının tanısının tek bir testle konulamadığını dile getiren Uzm. Dr. Sami Evirgen, ayrıntılı tıbbi öykü, fizik muayene, kan ve dışkı testleri, kolonoskopi ve biyopsi gibi yöntemlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. MR veya BT enterografi gibi görüntüleme yöntemlerinin de tanıda önemli rol oynadığını belirten Evirgen, doğru tanının diğer iltihaplı bağırsak hastalıklarından ayırıcı olması açısından kritik olduğuna dikkat çekti. TEDAVİ KİŞİYE ÖZEL PLANLANIYOR Crohn hastalığının kesin bir tedavisi bulunmamakla birlikte, modern tedavi yöntemleri sayesinde hastalığın büyük ölçüde kontrol altına alınabildiğini belirten Hayat Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Evirgen, tedavi sürecinin kişiye özel planlandığını söyledi. İltihap giderici ve bağışıklık düzenleyici ilaçlar, biyolojik tedaviler, beslenme düzenlemeleri ve destekleyici uygulamaların tedavide yer aldığını aktaran Dr. Evirgen, gerekli durumlarda cerrahi seçeneğin de gündeme gelebileceğini ifade etti. Tedavide asıl hedefin yalnızca belirtileri azaltmak olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Evirgen, "Amaç; bağırsak hasarını önlemek ve hastanın uzun vadeli sağlığını korumaktır" derken,"Crohn hastalığı ile doğru tedavi ve düzenli takip sayesinde aktif ve sağlıklı bir yaşam sürmek mümkündür" sözleriyle toplumu bilinçli olmaya da davet etti.

Kanserde Erken Tanı Önemli Haber

Kanserde Erken Tanı Önemli

Çocukluk çağı kanserlerinin, 0-18 yaş arasındaki çocuklarda görülen ve yetişkin kanserlerinden farklı biyolojik özelliklere sahip kanser türleri olduğunu belirten Bursa Şehir Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Elif Güler Kazancı, ‘En yaygın çocukluk çağı kanserleri lösemi, lenfoma ve beyin tümörleridir. Her yıl dünya genelinde yaklaşık 400.000 çocuk, ülkemizde de 4 bin 500 ila 5 bin çocuk kanser tanısı almaktadır. Erken tanı ve etkili tedavi yöntemleriyle birçok çocuk sağlığına kavuşabilir’ dedi.   Bursa Şehir Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Elif Güler Kazancı, ‘15 Şubat Uluslararası Çocukluk Kanseri Günü’ dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Çocukluk çağı kanserleri belirtilerinin kanserin türüne ve yerleşim bölgesine göre değişebildiğini ifade eden Doç. Dr. Kazancı, "Sık görülen belirtiler: nedeni açıklanamayan kilo kaybı, sürekli yorgunluk veya halsizlik, kolay morarma veya kanamalar, geçmeyen ateş, sürekli ağrı, özellikle kemik ve eklem ağrısı, gözlerde beyaz lekeler, çift görme veya görme kaybı, karında şişlik veya kitle hissi Bu belirtiler başka hastalıklara da işaret edebilir, ancak uzun süre devam ederse mutlaka bir doktora başvurulmalıdır.’ ifadelerini kullandı.  Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisinde hangi yöntemler kullanılıyor  Tedavinin, genellikle kanserin türüne ve evresine göre belirlendiğini belirten Doç. Dr. Kazancı, ‘Yaygın tedavi yöntemleri: kemoterapi (kanser hücrelerini yok etmek için kullanılan ilaç tedavisi), radyoterapi (tümörleri küçültmek veya yok etmek için radyasyon kullanımı), cerrahi (kanserli dokunun çıkarılması), hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapidir. (Özellikle son yıllarda etkili olan yeni tedavi yaklaşımları) Erken tanı ve tedaviye zamanında başlanması, başarı oranlarını artırır’ şeklinde konuştu.  ‘Erken teşhis, tedavi sürecinde başarı şansını önemli ölçüde artırır’  Çocukluk çağı kanserlerini tam olarak önlemenin mümkün olmadığını ancak erken teşhis ve tedavinin hayati derecede önemli olduğunu sözlerine ekleyen Doç. Dr. Kazancı, ‘Maalesef çocukluk çağı kanserlerinin tam olarak önlenmesi her zaman mümkün değildir. Çünkü genellikle genetik faktörler ve bilinmeyen nedenlerle ilişkilidir. Ancak, sağlıklı yaşam alışkanlıkları (dengeli beslenme, sigara dumanından uzak durma, çevresel toksinlerden kaçınma) ve düzenli sağlık kontrolleriyle erken tanı şansı artırılabilir. Erken teşhis, tedavi sürecinde başarı şansını önemli ölçüde artırır. Kanser ne kadar erken evrede teşhis edilirse hem tedavi yöntemleri daha az invaziv olur hem de çocukların sağlıklı bir yaşama dönme ihtimali yükselir. Ailelerin belirtiler konusunda bilinçli olması ve düzenli sağlık kontrollerine önem vermesi kritik rol oynar.’  ‘Psikolojik destek almak hem çocuk hem de aile bireyleri için önemlidir’  Bir çocukta kanser tanısı almanın aileler için zorlu bir süreç olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Kazancı, ‘Bu süreçte psikolojik destek almak hem çocuk hem de aile bireyleri için önemlidir. Ailelerin, sağlık ekipleriyle yakın iş birliği içinde olması gerekir. Tedavi sürecine dair bilgi almak ve süreç hakkında sorular sormaktan çekinmemeleri önemlidir. Ayrıca, benzer deneyimleri yaşayan diğer ailelerle iletişim kurmak, dayanışma sağlayabilir’ değerlendirmesinde bulundu.  ‘Vakit kaybetmeden doktora başvurun’  Çocukluk çağı kanserleriyle ilgili ailelere önerilerde de bulunan Doç. Dr. Kazancı,  ‘Çocuğunuzun sağlığıyla ilgili herhangi bir değişiklik fark ettiğinizde vakit kaybetmeden doktora başvurun. Tedavi sürecinde sağlık ekipleriyle güçlü bir iletişim kurun ve süreci anlamaya çalışın. Psikolojik destek almaktan çekinmeyin. Çocuğunuzun moralini yüksek tutmak, tedavi sürecine olumlu katkı sağlar. Diğer ailelerle dayanışma gruplarına katılarak deneyim paylaşımında bulunun’ ifadelerini kullandı.  Doç. Dr. Kazancı, bu özel günün amacının çocukluk çağı kanserlerine dikkat çekmek, farkındalık oluşturmak ve bu hastalıklarla mücadelede tüm dünyada işbirliği sağlamak; aynı zamanda bu süreçte mücadele eden çocuklara, ailelerine ve sağlık çalışanlarına destek olmayı teşvik etmek olduğunu da sözlerine ekledi. 

Kanserde Erken Tanının Önemi Haber

Kanserde Erken Tanının Önemi

 Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Özge Piri Mantar, rahim ağzı kanserlerinin önüne geçmek için erken tanı ve rutin muayenelerin hayati önem taşıdığını söyledi.  Ocak ayı ‘Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak belirlenip, dünyanın birçok ülkesinde hastalığa dikkat çekmek üzere birçok etkinlik düzenleniyor. Medicana International Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Özge Piri Mantar da hastalığı erken tanı ile yakalamanın önemine değinerek, dikkat edilmesi gereken hususlardan bahsetti.  “Her HPV bulaşan hasta kanser değildir ancak ciddi risk taşır”  Rahim ağzı kanserine neden olan HPV virüslerinin de kendi arasında ayrıldığına değinen Opr. Dr. Özge Piri Mantar, “Rahim ağzı kanseri öğrenebilir, erken tanısı koyulabilir bir hastalık. Bu nedenle çok erken öğrenebildiğimiz için yüz güldürücü bir durum söz konusu. Bu kanser türünün en önemli bulgularından bir tanesi beklenmedik ara kanamalar, lekelenme tarzında ara kanamalar, ilişki sonrası kanamalar, kötü kokulu akıntı gibi bulgular artık ileri evrede hiç kontrole gelmemiş hastalarda karşımıza çıkabilecek bulgular. Rahim ağzı kanseri, HPV denilen bir viral enfeksiyon sonucunda rahim ağzından cinsel yolla bulaşması ile yerleşen bir enfeksiyondur. HPV’nin 150 tane çeşidi var ama rahim ağzı kanseri yapabilmesi için yüksek riskli tiplerin bulaşması gerekiyor. Bunlar, rahim ağzı kanserine neden olabilir. Her HPV bulaşan hasta kanser değildir ancak ciddi risk taşır. Bazı HPV türleri kanser yapmasa da siğil dediğimiz cilt üzerinde döküntülere neden olur. Yüksek riskli HPV virüslerinde sinir alırken aynı esnada rahim ağzı sürüntüsünden tanı koyabiliyoruz. 1 hafta 10 gün içerisinde hem patoloji hem de HPV sonucu kısa sürede ulaşıyor” dedi.  “Erken tanı ve rutin muayeneler önemli”  Hastalığın ileri boyuta ulaşmaması için dikkat edilmesi gereken yönlere de değinen Opr. Dr. Mantar, “HPV negatif ise bu virüse bağlı rahim ağzı kanseri riski çok düşük, HPV pozitif çıkarsa da hasta kanser değil ama biyopsi ve örnekleme sonuçları ile kanser ya da öncül bulgular var mı çok rahatlıkla saptayabiliyoruz. Kansere dönüşmeden ön bulgularının olması nedeniyle saptanabilen bir hastalık olan rahim ağzı kanseri aynı zamanda HPV negatifte yakaladıysak, aşılama programına aldığımızda birçok hastada rahim ağzı kanseri görülme riskini çok çok düşürmüş oluyoruz. O nedenle erken tanı ve şikayet hissedildiğinde bir hekime başvurmak büyük önem arz ediyor. Ayrıca yıllık rutin olarak rahim ağzı kanseri taraması yaptırdığınızda olumsuz kanser sürecine ulaşmadan hastalara destek olabiliyoruz” diye konuştu. 

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.