Hava Durumu

#Erken Teşhis

Yeni Marmara Gazetesi - Erken Teşhis haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Erken Teşhis haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Uzun süreli kemik ağrılarınızı hafife almayın Haber

Uzun süreli kemik ağrılarınızı hafife almayın

Multiple myelomun, bağışıklık sisteminin önemli hücrelerinden biri olan plazma hücrelerinin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir hematolojik kanser olduğunu ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, hastalığın yalnızca kemikleri değil, böbrekler başta olmak üzere birçok organı etkileyebildiğini söyledi. Durusoy, "Multiple myelom, özellikle ileri yaş grubunda daha sık görülür. Hastalık, kemik iliğinde çoğalan anormal plazma hücrelerinin hem normal kan üretimini bozması hem de salgıladığı anormal proteinler nedeniyle farklı organlarda hasara yol açabilir. Bu nedenle erken teşhis, organ hasarını önlemek açısından büyük önem taşır" dedi. Multiple myelomun en sık görülen belirtilerine değinen Dr. Durusoy, şu değerlendirmelerde bulundu: "Hastalarda en sık kemik ağrıları, kansızlığa bağlı halsizlik ve yorgunluk, böbrek fonksiyonlarında bozulma, kanda kalsiyum yüksekliği ve tekrarlayan enfeksiyonlar görülebilir. Özellikle ileri yaşta başlayan, nedeni açıklanamayan bel ve sırt ağrıları, kolay gelişen kemik kırıkları, kansızlık ve böbrek değerlerinde bozulma birlikte bulunuyorsa multiple myelom mutlaka akla gelmelidir. Bu belirtiler farklı hastalıklarda da görülebilir. Şikâyetlerin birlikte değerlendirilmelisi, doğru teşhis açısından büyük önem taşımaktadır. Multiple myelom teşhisi yalnızca tek bir kan tahliliyle konulamamaktadır. Teşhis süreci kapsamlı değerlendirme gerekmektedir. Tam kan sayımı, böbrek fonksiyon testleri ve biyokimyasal incelemelerin yanı sıra serum ve idrar protein elektroforezi, immünfiksasyon, serbest hafif zincir analizleri, kemik iliği incelemesi ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanıyoruz. Bu değerlendirmeler sayesinde hem hastalığın varlığını hem de organ tutulumunu ayrıntılı olarak ortaya koyabiliyoruz." Hastalığın biyolojik özelliklerinin tedavi seçiminde giderek daha fazla önem kazandığını belirten Dr. Durusoy, "Kemik iliğinden elde edilen örneklerde yapılan sitogenetik ve moleküler incelemeler, hastalığın risk grubunu belirlememize yardımcı oluyor. Böylece her hastaya en uygun ve en etkili tedavi yaklaşımını planlayabiliyoruz. Multiple myelom tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Günümüzde birçok etkili tedavi seçeneği bulunmaktadır. Artık tedavi yalnızca klasik kemoterapiyle sınırlı değil. Proteazom inhibitörleri, immünmodülatör ilaçlar, monoklonal antikor tedavileri ve uygun hastalarda otolog kök hücre nakli standart tedavi seçenekleri arasında yer alıyor. Hastalığın nüks ettiği bazı olgularda ise CAR-T hücre tedavileri ve bispesifik antikorlar gibi yenilikçi tedavi yöntemlerinden de yararlanabiliyoruz" şeklinde konuştu. Dr. Durusoy, tedavinin temel hedefinin hastalığı mümkün olan en derin düzeyde baskılamak, organ hasarını önlemek, yaşam kalitesini artırmak ve hastaların uzun süre sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamak olduğunu ifade etti. Açıklamasının sonunda toplumda farkındalığın artırılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Sertaç Durusoy, şu çağrıda bulundu: "Uzun süren kemik ağrıları, açıklanamayan kansızlık, böbrek fonksiyonlarında bozulma, tekrarlayan enfeksiyonlar veya kolay gelişen kemik kırıkları ihmal edilmemelidir. Özellikle bu belirtiler bir arada bulunuyorsa vakit kaybetmeden hematoloji uzmanına başvurulmalıdır. Multiple myelomda erken teşhis, yalnızca tedavi başarısını artırmakla kalmaz; böbrek yetmezliği, kemik kırıkları ve diğer organ hasarlarının önlenmesinde de kritik rol oynar. Doğru zamanda yapılan değerlendirme ve kişiye özel tedavi planlaması, hastalarımızın yaşam süresi ve yaşam kalitesini önemli ölçüde artırmaktadır."

Böbrek yetmezliği her yaşta görülebilir Haber

Böbrek yetmezliği her yaşta görülebilir

Erken teşhisin ve düzenli kontrollerin böbrek yetmezliğini önlemede en etkili yöntem olduğunu vurgulayan Medicana Bursa Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Çelik, sağlıklı hayat alışkanlıklarının böbrekleri korumada büyük rol oynadığını ifade etti. "Böbrekler yalnızca idrar üreten organlar değildir" diyen Dr. Hüseyin Çelik, "Böbreklerimiz vücudumuzdaki su ve tuz dengesini sağlar, kan basıncını düzenleyen hormonları kontrol eder, toksik maddeleri uzaklaştırır ve birçok hayati görevi yerine getirir. Bu nedenle böbrek sağlığındaki bozulma tüm vücudu etkileyebilir" dedi. "Yüksek tansiyon böbreğin hem nedeni hem de sonucu olabilir" Yüksek tansiyon ile böbrek hastalıkları arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki bulunduğunu belirten Dr. Çelik, şu değerlendirmede bulundu: "Kontrolsüz seyreden yüksek tansiyon yıllar içerisinde böbreklerdeki ince damar yapısını bozarak böbrek fonksiyonlarının azalmasına neden olabilir. Aynı şekilde böbrek hastalığı geliştiğinde de böbrekler vücuttaki su ve tuzu yeterince uzaklaştıramaz. Bunun sonucunda tansiyonu yükselten mekanizmalar daha fazla çalışır ve kan basıncı yükselir. Böylece böbrek hastalığı ile hipertansiyon birbirini besleyen bir kısır döngü oluşturur. Tansiyon yükseldikçe böbrek daha fazla zarar görür, böbrek fonksiyonları azaldıkça da tansiyon kontrolü zorlaşır." Özellikle diyabet hastalarının, 40 yaş üzerindeki bireylerin, ailesinde böbrek hastalığı bulunan kişilerin ve uzun süredir hipertansiyon tedavisi gören hastaların düzenli böbrek kontrollerini yaptırmaları gerektiğini vurgulayan Dr. Çelik, "Basit bir kan tahlili, idrar incelemesi ve tansiyon ölçümü ile kronik böbrek hastalığını erken dönemde tespit etmek mümkündür" ifadelerini kullandı. "Doğru beslenme tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır" Böbrek hastalıklarında beslenmenin ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu belirten Dr. Hüseyin Çelik, her hastaya aynı diyetin uygulanamayacağını söyledi. Çelik, "Böbrek hastalarının beslenmesi, hastalığın evresine, kan tahlillerine, kullandığı ilaçlara ve eşlik eden hastalıklara göre planlanmalıdır. Genel olarak aşırı tuz tüketiminden kaçınılması, hazır ve işlenmiş gıdaların sınırlandırılması, doktorun önerdiği ölçüde yeterli sıvı tüketilmesi ve ideal kilonun korunması büyük önem taşır. Bazı hastalarda protein, potasyum veya fosfor alımının sınırlandırılması gerekebilir. Bu nedenle internetten edinilen diyet listeleri yerine hekim ve diyetisyen önerileri doğrultusunda beslenmek en doğru yaklaşımdır" dedi. Dr. Çelik, doğru beslenmenin tansiyon kontrolüne katkı sağladığını, ödemi azalttığını, kemik sağlığını desteklediğini ve yaşam kalitesini artırdığını belirtti. "Böbrek hastalıkları her yaşta görülebilir" Toplumda böbrek hastalıklarının yalnızca ileri yaşlarda görüldüğüne dair yanlış bir inanış bulunduğunu söyleyen Dr. Hüseyin Çelik, her yaş grubunun farklı risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Çelik şu açıklamalarda bulundu; "Çocukluk çağında doğumsal böbrek ve idrar yolu anomalileri, idrar yolu enfeksiyonları ve genetik böbrek hastalıkları ön plandayken; genç erişkinlerde glomerül hastalıkları, böbrek taşları ve genetik hastalıklar daha sık görülmektedir. Orta yaş döneminde diyabet ve hipertansiyon kronik böbrek hastalığının en önemli nedenleri arasında yer alırken, ileri yaşlarda yaşlanmaya bağlı böbrek fonksiyon kaybına ek olarak uzun yıllar süren diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve bazı ilaçlar böbrek hasarı riskini artırmaktadır." "Böbreklerinizi korumak sizin elinizde" Böbrek sağlığının korunması için yaşam tarzının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Hüseyin Çelik, sözlerini şöyle tamamladı; "Yüksek tansiyonun iyi kontrol edilmesi, kan şekerinin düzenli takip edilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması, sigaradan uzak durulması ve doktorun önerdiği ilaçların düzenli kullanılması hem kalbi hem de böbrekleri korur. Ayrıca gereksiz ilaç kullanımından kaçınılmalı ve düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemelidir. Böbrek hastalıkları yaş seçmez. Erken teşhis ve doğru takip sayesinde böbrek fonksiyonlarını uzun yıllar korumak mümkündür."

Gençlerde kalp krizi alarmı Haber

Gençlerde kalp krizi alarmı

ABD Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi verilerine göre, 2019 yılında 18-44 yaş grubundaki yetişkinlerin yüzde 0,3'ü kalp krizi geçirirken, bu oran 2023 yılında yüzde 0,5'e yükseldi. Dört yıllık süreçte yaklaşık yüzde 66'lık artış yaşanırken, aynı dönemde diğer yaş gruplarında kalp krizi görülme sıklığının azalması dikkat çekiyor. Medicana Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Hamidi, genç yaşta görülen kalp krizlerinin artık istisna olmaktan çıktığını belirterek şunları söyledi: "Poliklinikte artık yalnızca ileri yaştaki hastaları değil, 30'lu hatta 20'li yaşlardaki bireyleri de ciddi kalp-damar hastalıkları nedeniyle değerlendiriyoruz. Genç olmak tek başına kalp krizine karşı koruyucu değildir. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği ve obezite gibi risk faktörleri erken yaşlarda ortaya çıktığında damar yapısında sessiz ama ilerleyici hasarlar oluşabiliyor." "Genç kadınlarda da risk artıyor" Kalp krizi erkeklerde daha sık görülmeye devam etse de son yıllarda yayımlanan çalışmalar, genç kadınlarda kalp krizi görülme sıklığının arttığını ve sonuçlarının erkeklere göre daha ağır seyredebildiğini gösteriyor. Dr. Hamidi, kadınlarda belirtilerin zaman zaman farklı seyredebildiğine dikkat çekerek, göğüs ağrısının yanı sıra nefes darlığı, mide bulantısı, sırt ve çene ağrısı gibi şikâyetlerin de önemsenmesi gerektiğini ifade etti. "Koronanın etkisi araştırılıyor" Bilimsel çalışmaların, COVID-19 enfeksiyonunun kardiyovasküler sistem üzerinde uzun süreli etkiler bırakabileceğine işaret ettiğini belirten Hamidi, "Pandeminin ilk yılında kalp krizine bağlı ölümlerde artış gözlenirken, özellikle 25-44 yaş grubunda dikkat çekici yükseliş bildirildi. Güncel araştırmalar, COVID-19 geçiren bazı genç bireylerde enfeksiyon sonrasında uzun süre kalp krizi riskinin artabileceğini gösterirken, COVID-19 aşılarının ise kalp krizi riskini artırmadığı, aksine enfeksiyona bağlı kardiyovasküler komplikasyonları azaltarak koruyucu etki sağlayabildiği belirtiliyor" dedi. "Risk faktörleri ne kadar erken kontrol altına alınırsa o kadar iyi" Kalp damar hastalıklarının büyük ölçüde önlenebilir olduğunun altını çizen Dr. Mehmet Hamidi, genç yaşta düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. Hamidi, "Kalp krizini önlemenin en etkili yolu risk faktörlerini erken dönemde tespit etmektir. Yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği yıllarca belirti vermeden ilerleyebilir. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durmak, ideal kiloyu korumak ve yeterli uyku gibi yaşam tarzı değişiklikleri kalp sağlığını korumada son derece etkilidir. Özellikle ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan bireylerin gecikmeden kardiyolojik değerlendirmeden geçmesini öneriyoruz" şeklinde konuştu. Uzmanlar, genç yaşta görülen göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, açıklanamayan halsizlik ve efor kapasitesinde azalma gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgularken, erken teşhis ve tedavinin kalıcı kalp hasarını önlemede hayati önem taşıdığına dikkat çekti.

İdrar kaçırma, sessizce katlanılması gereken kaçınılmaz bir durum değil Haber

İdrar kaçırma, sessizce katlanılması gereken kaçınılmaz bir durum değil

Birçok kadının utanma, çekinme veya bu durumu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görmesi sebebiyle hekime başvurmayı geciktirdiğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, "İdrar kaçırma, sessizce katlanılması gereken bir durum değildir. Doğru teşhis konulduğunda büyük oranda tedavi edilebilen ve hayat konforunu hızla artıran bir problemdir" dedi. Rahatsızlığın ortaya çıkmasındaki temel mekanizmalara değinen Prof. Dr. Uyanık, pelvik taban kaslarının zayıflamasının mesane kontrolünü olumsuz etkilediğini vurgulayarak şunları aktardı; "Kadınlarda idrar kaçırmanın en önemli nedenleri arasında gebelik, normal doğum, menopoz, fazla kilo, kronik kabızlık, uzun süre ağır yük kaldırmayı gerektiren işler ve ilerleyen yaş yer almaktadır. Bunların yanı sıra diyabet, kronik öksürük ve bazı nörolojik hastalıklar da bu riski belirgin şekilde artırabilir." Hastalığın klinik seyrinde farklı türlerin görülebileceğini belirten Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, en yaygın iki tipi şu sözlerle özetledi; "Stres tipi idrar kaçırma: Öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma veya egzersiz gibi karın içi basıncının arttığı anlarda istemsizce meydana gelir. Sıkışma tipi idrar kaçırma: Ani ve şiddetli bir idrar yapma isteğiyle kendini gösterir; kişi genellikle tuvalete yetişemeden idrar kaçırma problemi yaşar. Bazı hastalarda ise bu iki durum aynı anda (mikst tip) görülebilir." Fiziksel olduğu kadar psikolojik bir sorun İdrar kaçırmanın sadece fiziksel bir rahatsızlık olarak kalmayıp, kadının sosyal ve psikolojik dünyasını da hapsettiğini dile getiren Prof. Dr. Uyanık, "Pek çok kadın bu sorun sebebiyle seyahat etmekten, spor yapmaktan veya sosyal ortamlara katılmaktan kaçınıyor. Uyku düzeninden iş hayatına kadar her alanı olumsuz etkileyen bu tablodan kurtulmak modern tıp ile mümkündür" diye konuştu. Tedavi planlamasının tamamen hastanın şikâyetinin nedenine ve şiddetine göre özelleştirildiğini belirten Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, izlenen yolları şu şekilde sıraladı; "Hayat tarzı değişiklikleri: Pelvik taban kas egzersizleri (Kegel egzersizleri), kilo kontrolü, sıvı tüketiminin düzenlenmesi ve mesane eğitimi ile birçok hastada başarılı sonuçlar alınmaktadır. İlaç ve cerrahi yöntemler: Hayat tarzı değişikliklerinin yetersiz kaldığı ya da ileri derece vakalarda modern ilaç tedavileri ve yenilikçi modern cerrahi yöntemler uygulanarak hastaların yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilmektedir." Erken teşhis ve etkili tedavinin önemine dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, uyarılarını şu sözlerle tamamladı; "İdrar kaçırma şikâyeti yaşayan tüm kadınların vakit kaybetmeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurması gerekir. Düzenli kontroller ve doğru tedavi planı sayesinde kadınlarımız günlük yaşamlarına yeniden güvenle ve konforla devam edebilirler."

Kilo vermek için başvurduğu merkezde kanser olduğunu öğrendi Video Galeri

Kilo vermek için başvurduğu merkezde kanser olduğunu öğrendi

     Kilo vermek için başvurduğu Osmangazi Sağlıklı Hayat Merkezi'nde doktor tarafından kanser taraması da yaptırması tavsiye edilen 44 yaşındaki hastada, erken evrede meme kanseri tespit edildi. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamında Bursa'da kanser erken teşhis çalışmaları tüm hızıyla sürüyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda sağlıklı hayat merkezlerinde yer alan KETEM (Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezleri) birimleri ve aile sağlığı merkezlerinde vatandaşlara ücretsiz kanser taramaları gerçekleştirilirken, riskli belirtilere sahip vatandaşlar hızlıca tedavi merkezlerine sevk ediliyor. Bu vatandaşlardan biri olan 44 yaşındaki Yasemin Çelik, diyetisyen hizmeti almak için Osmangazi Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvurdu. Yaşı itibarıyla meme kanseri taraması (mamografi) yaptırması gerektiği belirtilen Çelik, görevlilerin tavsiyesine uyarak, çekim yaptırdı. Kısa süre sonra çıkan sonuçlarda birinci evre meme kanser belirtilerine rastlanılan Çelik, ileri tetkik ve tedavi için hastaneye sevk edildi.      2025 yılı Ağustos ayında diyetisyen randevusu için Osmangazi Sağlıklı Hayat Merkezi'ne başvurduğunu belirten Çelik, "Büşra Hoca, mamografi çekilmemi tavsiye etti. O dönem sonuçlar çıktığı zaman birinci evre meme kanseri teşhisi konuldu. Şu anda tedavim devam ediyor. KETEM çalışanlarına, Sağlıklı Hayat Merkezi çalışanlarına çok teşekkür ediyorum. Yönlendirmeselerdi ben şu anda belki de çok farklı bir süreçte yaşayabilirdim. Erken teşhis hayat kurtarır. Herkesi korkmadan gelip KETEM'de taramalarını yaptırmalarını tavsiye ediyorum. Herkese teşekkürler" şeklinde konuştu. Çelik'e mamografi çekilmesini tavsiye eden Osmangazi Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Büşra Kaba ise, "Hastamız diyetisyen randevusu için Sağlıklı Hayat Merkezimize başvurdu. Kendisine kanser taramalarını yaptırıp yaptırmadığını sorduğumuzda KETEM'e yönlendirebileceğimizi ilettik. Hastamız KETEM'e başvurdu ve erken evre kanser tespit edildi. 'Şikâyetim yok' diyerek ya da 'vaktim yok' diyerek kanser taramalarınızı ihmal etmeyin. Çok fazla vaktinizi almıyor. Kanserde erken teşhis gerçekten hayat kurtarıyor. Sizler de en yakın Sağlıklı Hayat Merkezlerine, KETEM'lere başvurarak taramalarınızı yaptırabilirsiniz" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.