Hava Durumu

#Erken Teşhis

Yeni Marmara Gazetesi - Erken Teşhis haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Erken Teşhis haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İşitme kaybını önlemede erken teşhis ve tedavinin önemi Haber

İşitme kaybını önlemede erken teşhis ve tedavinin önemi

İşitmenin çevremizle iletişim kurmamızı sağlayan, günlük hayatta en sık kullanılan duyulardan biri olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Zeki Özsoy, "Bir sesi veya konuşmayı duyabilmek, öğretmenimizi dinlemek, sohbet edebilmek ve gündelik hayatın akışını duymak işitme duyumuz sayesinde gerçekleşir. Bu yüzden işitme kaybı, sosyal yaşamın tüm basamaklarını sekteye uğratabilecek kritik bir problemdir" dedi. İşitme kaybının dünya üzerinde milyonlarca insanda farklı derecelerde görüldüğünü ifade eden Dr. Zeki Özsoy, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre doğuştan kalıcı işitme kaybının her bin doğumdan 2-3 bebekte görüldüğünü ve bu oranın Türkiye’de de benzer düzeyde olduğunu belirtti. Dr. Özsoy, bu sebeple Türkiye'de doğan tüm bebeklere Yenidoğan İşitme Tarama Programı uygulandığının altını çizdi. Konuşmayı öğrenebilmenin ilk şartının duyabilmek olduğuna dikkat çeken Dr. Zeki Özsoy, konuşma gelişimi ile ilgili şu bilgileri verdi: "Dışardaki sesler ve kelimeler beyne işitme duyusu sayesinde ulaştığında beyin tarafından hafızalanıp daha sonra tekrar edilerek konuşulur. İşitme kaybı olan kişilerde konuşma bozukluğunun görülmesi bu yüzdendir. İşitme taramasının önemi de bir işitme kaybını erken teşhis edip tedavi ve rehabilitasyonu planlamaktır. Erken teşhis alan bebekler; uygun bir medikal tedavi, işitme cihazı kullanımı, biyonik kulak (koklear implant) ve özel eğitimlerle akranlarına yakın bir işitme ve dolayısıyla konuşma gelişimine sahip olabilirler." İşitme kaybının genetik sebepler, gebelik esnasındaki enfeksiyonlar, doğum sorunları, orta kulak enfeksiyonları, kulak zarı hastalıkları, travmalar, bazı ilaçların yan etkileri, yaşlanma ve uzun süre gürültüye maruz kalma gibi birçok sebepten kaynaklanabileceğini söyleyen Dr. Zeki Özsoy, özellikle yüksek gürültülü ortamlarda çalışanları ve gençleri şu şekilde uyardı: "Yüksek gürültülü fabrikalarda veya müzik sektöründe çalışanlarda, ateşli silah kullananlarda ve son yıllarda sıkça gördüğümüz kulaklıkla yüksek sesli müzik dinleyenlerde gürültüye maruziyet (akustik travma) kalıcı işitme kaybı riskini artırmaktadır. İşitme kaybı tedavisinde tıkayıcı problemler medikal tedavi veya ameliyatlarla düzeltilebilir. İşitme sinirini içeren kalıcı durumlarda ise işitme cihazı ve koklear implantasyona başvurulmaktadır." Dr. Zeki Özsoy, toplumda her bireyin dikkat etmesi gereken hususlar olduğunu söyleyerek şu şekilde sıraladı: "Gürültülü ortamlarda koruyucu ekipman kullanılmalı. Müzik dinleme kulaklıklarındaki ses, duyabileceğimiz kadar kısık tutulmalı. Kulak temizliğinde pamuklu çubuk ve yabancı cisim kesinlikle kullanılmamalı. Kulak ağrısı, uğultu ve çınlama gibi şikayetler önemsenip bir an önce KBB uzman hekimine başvurulmalı." İşitme engelli bireylerin yaşamını kolaylaştıracak adımların önemli bir fırsat olduğunu belirten Dr. Zeki Özsoy, "İşitme engelli bireyler için yüzlerine dönerek ve dudak okuyanlar için anlaşılır ve net bir vurgu ile konuşmak, yazılı iletişim veya işaret dili desteğini kullanmak iletişimi güçlendirir. Kamu alanlarında altyazı ve görsel uyarılar engelli bireylerin günlük yaşamını kolaylaştırmaktadır. Unutulmamalıdır ki, işitme sadece doğadaki sesleri duymak değil; sevdiklerimizin de sesini, şen kahkahalarını ve bazen bir bebeğin ilk kelimelerini duyabilmektir. Erken tanı ve doğru tedavi modaliteleri ile kişilerin sağlıklı bir iletişim yaşamını sürdürmesi sağlanmaktadır" diye konuştu.

Genç yaşlarda düzenli yaşam alzaymır riskini azaltıyor Haber

Genç yaşlarda düzenli yaşam alzaymır riskini azaltıyor

Alzaymır Farkındalık Günü kapsamında açıklamalarda bulunan Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görevli Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel, bu rahatsızlığın dünya genelinde demansın en sık görülen nedeni olduğunu ifade etti. Özellikle 65 yaş üstü grupta görülme sıklığının yüzde 5 civarında olduğu bilgisini veren Doç. Dr. Pekel, "Ülkemizde yaklaşık 500 bin civarında alzaymır hastası olduğu tahmin edilmektedir. Beklenen yaşam süresinin yıllar içinde kademeli olarak artmasıyla beraber, dünya genelindeki alzheimer hasta sayısının da ilerleyen yıllarda daha da artacağı öngörülmektedir" dedi. Hastalığın en belirgin semptomunun unutkanlık olduğunu vurgulayan Pekel, her unutkanlığın azaymır anlamına gelmediğinin altını çizdi. Hastaların başlangıçta basit şeyleri bile unutabildiğini dile getiren Pekel, "Hastalarımız ilk aşamalarda anahtarların yeri veya gün içinde yapacakları işler gibi basit detayları unuturken ilerleyen dönemlerde çocuklarının, torunlarının isimlerini; hatta kendi adlarını ve yaşlarını dahi unutacak duruma gelebiliyor. Alzaymır sadece unutkanlıktan ibaret bir hastalık değildir; uyku ve yeme bozuklukları, hırçınlık, inatlaşma, ajitasyon ve halüsinasyon gibi davranışsal semptomlar da karşımıza çıkabilmektedir" şeklinde konuştu. Erken teşhis hastalığı yavaşlatıyor Nöroloji uzmanının hasta ve hasta yakınıyla yaptığı görüşmeye istinaden alzaymır tanısı koyabildiğini belirten Pekel, "Tanı aşamasında beyin görüntüleme yöntemlerine ve unutkanlık testleri dediğimiz çeşitli kognitif testlere başvurabiliyoruz. Bu testlerin de yardımıyla nöroloji hekimi, gerçekleştirdiği değerlendirmelere dayanarak alzaymır hastalığı tanısını koyabiliyor. Alzaymır hastalığını ne yazık ki tamamen durduran veya geri döndüren etkin bir tedavi günümüzde henüz mevcut değil. Ancak özellikle erken dönemde başlanan ilaçlar, hastalığın ilerleme hızını yavaşlatabiliyor. Ayrıca hastalarda görülen inatlaşma, hırçınlık, halüsinasyon ve uyku bozuklukları için de semptomatik tedavi dediğimiz, bu belirtileri kontrol altına almaya yönelik yöntemleri uygulayabiliyoruz" diye konuştu. Beslenme ve egzersiz önemli Alzaymır hastalığına yakalanmamak için genç yaşlardan itibaren yaşam tarzına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Pekel, "Alzaymır hastalığının önüne geçmenin en etkili yolu, genç yaşlardan itibaren yaşam tarzını düzenlemektir. Akdeniz tipi diyetin, düzenli fiziksel ve zihinsel egzersizlerin ileride alzaymır hastalığının ortaya çıkma ihtimalini düşürdüğünü tıbbi olarak biliyoruz" ifadelerini kullandı. Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Sağlıklı Hayat Merkezlerinde hastalıkla ilgili farkındalığı artırıcı çeşitli faaliyetler yürütüldüğünü belirten Pekel, hastalığı erken fark etmenin ve hastayı yalnız bırakmamanın alzaymır ile mücadelede atılabilecek en önemli adımlar olduğunu sözlerine ekledi.

Lenfomayı erken teşhis ve doğru tedavi ile yenebilirsiniz Haber

Lenfomayı erken teşhis ve doğru tedavi ile yenebilirsiniz

Lenfoma, bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olan lenfosit adı verilen beyaz kan hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kanser türü olduğunu belirten uzmanlar, Halk arasında lenf kanseri olarak bilinirdiğini söyledi. En sık görülen kan kanserleri arasında yer alan lenfomada, erken teşhis ve güncel tedavi yöntemlerinin hayati önem taşıdığına dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, lenfomanın her yaş grubunda ortaya çıkabildiğine dikkat çekti. Erken evrede fark edilen belirtilerin tedavi başarısını doğrudan artırdığını belirten Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, "Özellikle boyun, koltuk altı veya kasık bölgesinde ortaya çıkan ağrısız ve geçmeyen şişlikler, açıklanamayan ateş, gece terlemesi, istemsiz kilo kaybı ve uzun süren halsizlik mutlaka önemsenmelidir. Belirtilerin zamanında değerlendirilmesi ve doğru teşhise gecikmeden ulaşılması, tedavi sürecinin en kritik adımıdır" dedi. Günümüzde modern tıbbi gelişmeler sayesinde lenfomanın, tedavi başarısı en yüksek kanser türleri arasında yer aldığını vurgulayan Dr. Durusoy, şöyle devam etti;"Hodgkin lenfomada modern tedavilerle hastaların yüzde 80 ila 90'ından fazlasında uzun süreli hastalık kontrolü ve tam iyileşme (kür) sağlanabiliyor. En sık görülen agresif lenfoma alt tipi olan Diffüz Büyük B-Hücreli Lenfoma'da (DLBCL) ise hastaların yaklaşık yüzde 60-70'i ilk basamak tedaviyle remisyona ulaşıyor." Hastalığın nüksetmesi durumunda da güçlü tedavi alternatiflerinin bulunduğunu ifade eden Dr. Sertaç Durusoy, otolog kök hücre naklinin önemini şöyle anlattı; "Uygun hastalarda uygulanan yüksek doz tedavi ve otolog kök hücre nakli, özellikle relaps (tekrarlayan) veya tedaviye dirençli lenfomalarda uzun süreli hastalık kontrolü ve kür sağlayabilen en önemli seçeneklerden biridir. Medicana Bursa Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Merkezi olarak; teşhisten güncel tedavilere ve kök hücre nakline kadar sürecin her aşamasında hastaların yanında oluyoruz. Lenfomayı fark et, belirtileri önemse, gecikme. Çünkü doğru zamanda doğru teşhis ve doğru tedavi hayat değiştirir."

Uzun süreli kemik ağrılarınızı hafife almayın Haber

Uzun süreli kemik ağrılarınızı hafife almayın

Multiple myelomun, bağışıklık sisteminin önemli hücrelerinden biri olan plazma hücrelerinin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen bir hematolojik kanser olduğunu ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, hastalığın yalnızca kemikleri değil, böbrekler başta olmak üzere birçok organı etkileyebildiğini söyledi. Durusoy, "Multiple myelom, özellikle ileri yaş grubunda daha sık görülür. Hastalık, kemik iliğinde çoğalan anormal plazma hücrelerinin hem normal kan üretimini bozması hem de salgıladığı anormal proteinler nedeniyle farklı organlarda hasara yol açabilir. Bu nedenle erken teşhis, organ hasarını önlemek açısından büyük önem taşır" dedi. Multiple myelomun en sık görülen belirtilerine değinen Dr. Durusoy, şu değerlendirmelerde bulundu: "Hastalarda en sık kemik ağrıları, kansızlığa bağlı halsizlik ve yorgunluk, böbrek fonksiyonlarında bozulma, kanda kalsiyum yüksekliği ve tekrarlayan enfeksiyonlar görülebilir. Özellikle ileri yaşta başlayan, nedeni açıklanamayan bel ve sırt ağrıları, kolay gelişen kemik kırıkları, kansızlık ve böbrek değerlerinde bozulma birlikte bulunuyorsa multiple myelom mutlaka akla gelmelidir. Bu belirtiler farklı hastalıklarda da görülebilir. Şikâyetlerin birlikte değerlendirilmelisi, doğru teşhis açısından büyük önem taşımaktadır. Multiple myelom teşhisi yalnızca tek bir kan tahliliyle konulamamaktadır. Teşhis süreci kapsamlı değerlendirme gerekmektedir. Tam kan sayımı, böbrek fonksiyon testleri ve biyokimyasal incelemelerin yanı sıra serum ve idrar protein elektroforezi, immünfiksasyon, serbest hafif zincir analizleri, kemik iliği incelemesi ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanıyoruz. Bu değerlendirmeler sayesinde hem hastalığın varlığını hem de organ tutulumunu ayrıntılı olarak ortaya koyabiliyoruz." Hastalığın biyolojik özelliklerinin tedavi seçiminde giderek daha fazla önem kazandığını belirten Dr. Durusoy, "Kemik iliğinden elde edilen örneklerde yapılan sitogenetik ve moleküler incelemeler, hastalığın risk grubunu belirlememize yardımcı oluyor. Böylece her hastaya en uygun ve en etkili tedavi yaklaşımını planlayabiliyoruz. Multiple myelom tedavisinde son yıllarda önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Günümüzde birçok etkili tedavi seçeneği bulunmaktadır. Artık tedavi yalnızca klasik kemoterapiyle sınırlı değil. Proteazom inhibitörleri, immünmodülatör ilaçlar, monoklonal antikor tedavileri ve uygun hastalarda otolog kök hücre nakli standart tedavi seçenekleri arasında yer alıyor. Hastalığın nüks ettiği bazı olgularda ise CAR-T hücre tedavileri ve bispesifik antikorlar gibi yenilikçi tedavi yöntemlerinden de yararlanabiliyoruz" şeklinde konuştu. Dr. Durusoy, tedavinin temel hedefinin hastalığı mümkün olan en derin düzeyde baskılamak, organ hasarını önlemek, yaşam kalitesini artırmak ve hastaların uzun süre sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlamak olduğunu ifade etti. Açıklamasının sonunda toplumda farkındalığın artırılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Sertaç Durusoy, şu çağrıda bulundu: "Uzun süren kemik ağrıları, açıklanamayan kansızlık, böbrek fonksiyonlarında bozulma, tekrarlayan enfeksiyonlar veya kolay gelişen kemik kırıkları ihmal edilmemelidir. Özellikle bu belirtiler bir arada bulunuyorsa vakit kaybetmeden hematoloji uzmanına başvurulmalıdır. Multiple myelomda erken teşhis, yalnızca tedavi başarısını artırmakla kalmaz; böbrek yetmezliği, kemik kırıkları ve diğer organ hasarlarının önlenmesinde de kritik rol oynar. Doğru zamanda yapılan değerlendirme ve kişiye özel tedavi planlaması, hastalarımızın yaşam süresi ve yaşam kalitesini önemli ölçüde artırmaktadır."

Böbrek yetmezliği her yaşta görülebilir Haber

Böbrek yetmezliği her yaşta görülebilir

Erken teşhisin ve düzenli kontrollerin böbrek yetmezliğini önlemede en etkili yöntem olduğunu vurgulayan Medicana Bursa Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Çelik, sağlıklı hayat alışkanlıklarının böbrekleri korumada büyük rol oynadığını ifade etti. "Böbrekler yalnızca idrar üreten organlar değildir" diyen Dr. Hüseyin Çelik, "Böbreklerimiz vücudumuzdaki su ve tuz dengesini sağlar, kan basıncını düzenleyen hormonları kontrol eder, toksik maddeleri uzaklaştırır ve birçok hayati görevi yerine getirir. Bu nedenle böbrek sağlığındaki bozulma tüm vücudu etkileyebilir" dedi. "Yüksek tansiyon böbreğin hem nedeni hem de sonucu olabilir" Yüksek tansiyon ile böbrek hastalıkları arasında güçlü ve çift yönlü bir ilişki bulunduğunu belirten Dr. Çelik, şu değerlendirmede bulundu: "Kontrolsüz seyreden yüksek tansiyon yıllar içerisinde böbreklerdeki ince damar yapısını bozarak böbrek fonksiyonlarının azalmasına neden olabilir. Aynı şekilde böbrek hastalığı geliştiğinde de böbrekler vücuttaki su ve tuzu yeterince uzaklaştıramaz. Bunun sonucunda tansiyonu yükselten mekanizmalar daha fazla çalışır ve kan basıncı yükselir. Böylece böbrek hastalığı ile hipertansiyon birbirini besleyen bir kısır döngü oluşturur. Tansiyon yükseldikçe böbrek daha fazla zarar görür, böbrek fonksiyonları azaldıkça da tansiyon kontrolü zorlaşır." Özellikle diyabet hastalarının, 40 yaş üzerindeki bireylerin, ailesinde böbrek hastalığı bulunan kişilerin ve uzun süredir hipertansiyon tedavisi gören hastaların düzenli böbrek kontrollerini yaptırmaları gerektiğini vurgulayan Dr. Çelik, "Basit bir kan tahlili, idrar incelemesi ve tansiyon ölçümü ile kronik böbrek hastalığını erken dönemde tespit etmek mümkündür" ifadelerini kullandı. "Doğru beslenme tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır" Böbrek hastalıklarında beslenmenin ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu belirten Dr. Hüseyin Çelik, her hastaya aynı diyetin uygulanamayacağını söyledi. Çelik, "Böbrek hastalarının beslenmesi, hastalığın evresine, kan tahlillerine, kullandığı ilaçlara ve eşlik eden hastalıklara göre planlanmalıdır. Genel olarak aşırı tuz tüketiminden kaçınılması, hazır ve işlenmiş gıdaların sınırlandırılması, doktorun önerdiği ölçüde yeterli sıvı tüketilmesi ve ideal kilonun korunması büyük önem taşır. Bazı hastalarda protein, potasyum veya fosfor alımının sınırlandırılması gerekebilir. Bu nedenle internetten edinilen diyet listeleri yerine hekim ve diyetisyen önerileri doğrultusunda beslenmek en doğru yaklaşımdır" dedi. Dr. Çelik, doğru beslenmenin tansiyon kontrolüne katkı sağladığını, ödemi azalttığını, kemik sağlığını desteklediğini ve yaşam kalitesini artırdığını belirtti. "Böbrek hastalıkları her yaşta görülebilir" Toplumda böbrek hastalıklarının yalnızca ileri yaşlarda görüldüğüne dair yanlış bir inanış bulunduğunu söyleyen Dr. Hüseyin Çelik, her yaş grubunun farklı risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Çelik şu açıklamalarda bulundu; "Çocukluk çağında doğumsal böbrek ve idrar yolu anomalileri, idrar yolu enfeksiyonları ve genetik böbrek hastalıkları ön plandayken; genç erişkinlerde glomerül hastalıkları, böbrek taşları ve genetik hastalıklar daha sık görülmektedir. Orta yaş döneminde diyabet ve hipertansiyon kronik böbrek hastalığının en önemli nedenleri arasında yer alırken, ileri yaşlarda yaşlanmaya bağlı böbrek fonksiyon kaybına ek olarak uzun yıllar süren diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve bazı ilaçlar böbrek hasarı riskini artırmaktadır." "Böbreklerinizi korumak sizin elinizde" Böbrek sağlığının korunması için yaşam tarzının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Hüseyin Çelik, sözlerini şöyle tamamladı; "Yüksek tansiyonun iyi kontrol edilmesi, kan şekerinin düzenli takip edilmesi, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz yapılması, ideal kilonun korunması, sigaradan uzak durulması ve doktorun önerdiği ilaçların düzenli kullanılması hem kalbi hem de böbrekleri korur. Ayrıca gereksiz ilaç kullanımından kaçınılmalı ve düzenli sağlık kontrolleri ihmal edilmemelidir. Böbrek hastalıkları yaş seçmez. Erken teşhis ve doğru takip sayesinde böbrek fonksiyonlarını uzun yıllar korumak mümkündür."

Gençlerde kalp krizi alarmı Haber

Gençlerde kalp krizi alarmı

ABD Ulusal Sağlık İstatistikleri Merkezi verilerine göre, 2019 yılında 18-44 yaş grubundaki yetişkinlerin yüzde 0,3'ü kalp krizi geçirirken, bu oran 2023 yılında yüzde 0,5'e yükseldi. Dört yıllık süreçte yaklaşık yüzde 66'lık artış yaşanırken, aynı dönemde diğer yaş gruplarında kalp krizi görülme sıklığının azalması dikkat çekiyor. Medicana Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Hamidi, genç yaşta görülen kalp krizlerinin artık istisna olmaktan çıktığını belirterek şunları söyledi: "Poliklinikte artık yalnızca ileri yaştaki hastaları değil, 30'lu hatta 20'li yaşlardaki bireyleri de ciddi kalp-damar hastalıkları nedeniyle değerlendiriyoruz. Genç olmak tek başına kalp krizine karşı koruyucu değildir. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği ve obezite gibi risk faktörleri erken yaşlarda ortaya çıktığında damar yapısında sessiz ama ilerleyici hasarlar oluşabiliyor." "Genç kadınlarda da risk artıyor" Kalp krizi erkeklerde daha sık görülmeye devam etse de son yıllarda yayımlanan çalışmalar, genç kadınlarda kalp krizi görülme sıklığının arttığını ve sonuçlarının erkeklere göre daha ağır seyredebildiğini gösteriyor. Dr. Hamidi, kadınlarda belirtilerin zaman zaman farklı seyredebildiğine dikkat çekerek, göğüs ağrısının yanı sıra nefes darlığı, mide bulantısı, sırt ve çene ağrısı gibi şikâyetlerin de önemsenmesi gerektiğini ifade etti. "Koronanın etkisi araştırılıyor" Bilimsel çalışmaların, COVID-19 enfeksiyonunun kardiyovasküler sistem üzerinde uzun süreli etkiler bırakabileceğine işaret ettiğini belirten Hamidi, "Pandeminin ilk yılında kalp krizine bağlı ölümlerde artış gözlenirken, özellikle 25-44 yaş grubunda dikkat çekici yükseliş bildirildi. Güncel araştırmalar, COVID-19 geçiren bazı genç bireylerde enfeksiyon sonrasında uzun süre kalp krizi riskinin artabileceğini gösterirken, COVID-19 aşılarının ise kalp krizi riskini artırmadığı, aksine enfeksiyona bağlı kardiyovasküler komplikasyonları azaltarak koruyucu etki sağlayabildiği belirtiliyor" dedi. "Risk faktörleri ne kadar erken kontrol altına alınırsa o kadar iyi" Kalp damar hastalıklarının büyük ölçüde önlenebilir olduğunun altını çizen Dr. Mehmet Hamidi, genç yaşta düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. Hamidi, "Kalp krizini önlemenin en etkili yolu risk faktörlerini erken dönemde tespit etmektir. Yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği yıllarca belirti vermeden ilerleyebilir. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, sigaradan uzak durmak, ideal kiloyu korumak ve yeterli uyku gibi yaşam tarzı değişiklikleri kalp sağlığını korumada son derece etkilidir. Özellikle ailesinde erken yaşta kalp hastalığı bulunan bireylerin gecikmeden kardiyolojik değerlendirmeden geçmesini öneriyoruz" şeklinde konuştu. Uzmanlar, genç yaşta görülen göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, açıklanamayan halsizlik ve efor kapasitesinde azalma gibi belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgularken, erken teşhis ve tedavinin kalıcı kalp hasarını önlemede hayati önem taşıdığına dikkat çekti.

İdrar kaçırma, sessizce katlanılması gereken kaçınılmaz bir durum değil Haber

İdrar kaçırma, sessizce katlanılması gereken kaçınılmaz bir durum değil

Birçok kadının utanma, çekinme veya bu durumu yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak görmesi sebebiyle hekime başvurmayı geciktirdiğini ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, "İdrar kaçırma, sessizce katlanılması gereken bir durum değildir. Doğru teşhis konulduğunda büyük oranda tedavi edilebilen ve hayat konforunu hızla artıran bir problemdir" dedi. Rahatsızlığın ortaya çıkmasındaki temel mekanizmalara değinen Prof. Dr. Uyanık, pelvik taban kaslarının zayıflamasının mesane kontrolünü olumsuz etkilediğini vurgulayarak şunları aktardı; "Kadınlarda idrar kaçırmanın en önemli nedenleri arasında gebelik, normal doğum, menopoz, fazla kilo, kronik kabızlık, uzun süre ağır yük kaldırmayı gerektiren işler ve ilerleyen yaş yer almaktadır. Bunların yanı sıra diyabet, kronik öksürük ve bazı nörolojik hastalıklar da bu riski belirgin şekilde artırabilir." Hastalığın klinik seyrinde farklı türlerin görülebileceğini belirten Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, en yaygın iki tipi şu sözlerle özetledi; "Stres tipi idrar kaçırma: Öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma veya egzersiz gibi karın içi basıncının arttığı anlarda istemsizce meydana gelir. Sıkışma tipi idrar kaçırma: Ani ve şiddetli bir idrar yapma isteğiyle kendini gösterir; kişi genellikle tuvalete yetişemeden idrar kaçırma problemi yaşar. Bazı hastalarda ise bu iki durum aynı anda (mikst tip) görülebilir." Fiziksel olduğu kadar psikolojik bir sorun İdrar kaçırmanın sadece fiziksel bir rahatsızlık olarak kalmayıp, kadının sosyal ve psikolojik dünyasını da hapsettiğini dile getiren Prof. Dr. Uyanık, "Pek çok kadın bu sorun sebebiyle seyahat etmekten, spor yapmaktan veya sosyal ortamlara katılmaktan kaçınıyor. Uyku düzeninden iş hayatına kadar her alanı olumsuz etkileyen bu tablodan kurtulmak modern tıp ile mümkündür" diye konuştu. Tedavi planlamasının tamamen hastanın şikâyetinin nedenine ve şiddetine göre özelleştirildiğini belirten Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, izlenen yolları şu şekilde sıraladı; "Hayat tarzı değişiklikleri: Pelvik taban kas egzersizleri (Kegel egzersizleri), kilo kontrolü, sıvı tüketiminin düzenlenmesi ve mesane eğitimi ile birçok hastada başarılı sonuçlar alınmaktadır. İlaç ve cerrahi yöntemler: Hayat tarzı değişikliklerinin yetersiz kaldığı ya da ileri derece vakalarda modern ilaç tedavileri ve yenilikçi modern cerrahi yöntemler uygulanarak hastaların yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilmektedir." Erken teşhis ve etkili tedavinin önemine dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Müzeyyen Uyanık, uyarılarını şu sözlerle tamamladı; "İdrar kaçırma şikâyeti yaşayan tüm kadınların vakit kaybetmeden bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurması gerekir. Düzenli kontroller ve doğru tedavi planı sayesinde kadınlarımız günlük yaşamlarına yeniden güvenle ve konforla devam edebilirler."

Yüz Ağdası
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.