Hava Durumu

#Fizik Tedavi

Yeni Marmara Gazetesi - Fizik Tedavi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fizik Tedavi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Patronun köpeği dehşet saçtı: Vücuduna 80 dikiş atılan kadın koruma ölümden döndü Haber

Patronun köpeği dehşet saçtı: Vücuduna 80 dikiş atılan kadın koruma ölümden döndü

Olay, 20 Ağustos 2025'te, ünlü boya ve yalıtım teknolojileri firması sahibi K.K.'nin Bornova ilçesindeki evinde meydana geldi. İş adamı K.K.'nin yakın koruması ve şoförü olarak görev yaptığını belirten emekli trafik polisi Ümran Merttürk, görev tanımında olmamasına rağmen patronunun talimatıyla çiçekleri sulamak ve Amerikan Akita cinsi köpeği beslemek için konuta gitti. Burada mamasını verdiği anda köpeğin saldırısına uğrayan kadın, kanlar içerisinde aldı. Yüzünden, kafasından ve vücudunun bir çok yerinden yaralanan kadın, çığlık çığlığa yardım istedi. Merttürk'ün çığlıklarına koşan çevre sakinlerinin köpeği oyalamasıyla Ümran Merttürk, şans eseri ölümden döndü. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan talihsiz kadın, burada yoğun bakımda tedavi altına alındı. Köpek saldırısının ardından kafa derisi yüzülen ve bir çok kemiği kırılan kadının vücudunda kalıcı hasarlar meydana geldi. Merttürk ilerleyen zamanlarda kendisine sahip çıkılmadığı ve tedavi masraflarının bile giderilmediği gerekçesiyle eski patronu K.K. hakkında suç duyurusunda bulundu. "Ayağımın kırıldığını hissettim" Yaşadığı dehşet anlarını anlatan Ümran Merttürk, saldırının aniden başladığını ifade ederek, "Mama torbasından mamayı alıp kaba koydum. Köpek mamayı yemeye başladığı an aniden dönerek önce sağ ayağıma saldırdı. Çok güçlü bir köpek olduğu için ayağımı tutup sallamaya başladı; ayağımın kırıldığı ilk saldırı buydu. Köpeği itmeye çalıştığım esnada bu kez sol ayağıma saldırdı ve aynı şekilde sallamaya devam etti. Dengemi kaybedip yere düştüm. Yere düştüğümde karnımdan ısırdı. Kendimi korumak amacıyla ellerimle yüzümü kapattığımda beni kollarımdan da ısırdı. Yerden kalkmaya çalışırken başımdan ve saçlı derimden yaralandım" ifadelerini kullandı. "Alt ve üst çenesini ellerimle sıkıca tuttum" Ölümle burun buruna geldiği 10 dakikalık mücadeleyi anlatan Merttürk, açıklamalarını şöyle sürdürdü: "Yüzümden çok fazla kan akmaya başladı ancak bir şekilde ayağa kalkmayı başarıp köpeği bacaklarımın arasına aldım. Görebildiğim kadarıyla sol elimle köpeğin alt çenesini, sağ elimle de üst çenesini sıkıca tuttum. Sabahın erken saatleri olduğu için etrafta kimse yoktu. Köpeği zapt etmeye çalışırken sol başparmağımın kırıldığını hissettim. Bu şekilde avazım çıktığı kadar 'Yardım edin' diye bağırdım. Yaklaşık 5 dakika bağırdım; mücadelem toplamda 8-10 dakika sürdü. Bahçe kapısının üzerine çıkmış 4-5 kişi gördüm. Köpeği tutarken o yöne döndüğümde çene baskısına daha fazla dayanamadım, köpek elimden kurtulup onlara yöneldi. O sırada içeri atlayan bir şahıs ‘Abla hemen dışarı çık' dedi ve onunla birlikte kendimi dışarı attım." "Onu öderiz, bunu ödemeyiz tavrıyla karşılaştım" Hastanede kendisine verilen sözlerin tutulmadığını iddia eden kadın, "Yoğun bakıma kaldırıldığım gün eski patronum ve ailesi ziyaretime gelip tüm tedavi masraflarımın karşılanacağını söylediler, ben de inandım. İlerleyen süreçte ayağımdaki ciddi sorunlar için yapılan ameliyatları karşıladılar ancak vücudumun diğer bölgelerindeki hasarlar göz ardı edildi. Kırılan sol başparmağım sakat kaldı, yüzümde kötü izler oluştu ve kafa derimdeki yaralanma nedeniyle kalıcı kellik oluştu. Şirket asistanı Emel Hanım, yalnızca ayağımın tedavisinin karşılanacağını, fizik tedavi dahil diğer masrafların ödenmeyeceğini söyledi. Kendi cebimden yaptığım hastane ödemelerine rağmen geri dönüş sağlamadılar" dedi. "Ruhen öldüm, sadece nefes alıyorum" Psikolojik olarak çöktüğünü ifade eden Merttürk, "3,5 ay yatalak kaldım, bakımımla 75 yaşındaki annem ilgilendi. Annem üzülmesin diye olayı başta ‘cam patladı' diye anlatmıştık. Yalnız bırakıldığımı anladığım gün anneme tüm gerçekleri anlattım ve şikâyetçi olmaya karar verdim. Yaşadığım sadece fiziksel bir hasar değil; o gün ölümle burun buruna geldim ve ruhen öldüm, şu an sadece nefes alıyorum. Çok ciddi psikolojik travma yaşıyorum" diyerek yaşadığı mağduriyeti dile getirdi. Mağdur kadın avukatı Taner Kavalcı aracılığıyla, iş insanı K.K. ve ilgili şirket yetkilileri hakkında İzmir Adliyesine giderek suç duyurusunda bulundu.

Kızı için su borularından yürüme bariyeri yaptı: "Baba ben de koşacağım" Haber

Kızı için su borularından yürüme bariyeri yaptı: "Baba ben de koşacağım"

Parkta koşan çocuklara özenen kızı için yüksek fizik tedavi masraflarına alternatif arayan baba Sadık Yalçınkaya, kendi imkanlarıyla plastik su borularından 500 liraya yürüme bariyeri yaptı. Yaptığı düzenekle kızının tedavisine destek olan aile, diğer yandan da teşhis sürecinde ihmali bulunduğunu iddia ettikleri hastaneye karşı hukuk mücadelesi veriyor. Çayırova'da ikamet eden Nuray (32) ve Sadık Yalçınkaya (42) çiftinin dördüncü çocukları olan Lina, 28 Şubat 2023'te özel bir hastanede 32 haftalık prematüre bebek olarak dünyaya geldi. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde 13 gün tedavi gören ve ailesine sağlıklı olduğu belirtilerek taburcu edilen Lina'nın hareketlerindeki anormallikler ilerleyen aylarda belirginleşti. Bebeklerinin vücudunda sürekli bir kasılma fark eden ailenin, 9. ayda başvurdukları çocuk nörolojisi uzmanından aldıkları haberle dünyaları başlarına yıkıldı. Çekilen MR sonucunda minik Lina'nın beyninde hasar olduğu tespit edilerek serebral palsi (beyin felci) teşhisi konuldu. Kızı için kendi imkanlarıyla yaptı Yoğun fizik tedavi sürecine başlayan aile, seans ücretlerinin yüksekliği nedeniyle zorlu bir döneme girdi. Kızının tedavisinin aksamaması ve evde de yürüyüş egzersizleri yapabilmesi için harekete geçen baba Sadık Yalçınkaya, tamamen kendi imkanlarıyla plastik su borularından yürüme bariyeri tasarladı. Hem ev içinde hem de bahçede yürüme bariyerinde yürüyen Lina, babasının bu fedakarlığı sayesinde tedavi sürecinden geri kalmamaya çalışıyor. "O an hayatımızın şokunu yaşadık, beynimizden kaynar sular döküldü" Süreci İHA muhabirine anlatan anne Nuray Yalçınkaya, yoğun bakım tedavisi sırasında doktorlarla sürekli iletişim halinde olduklarını ve kendilerine bebeğin hiçbir sıkıntısı olmadığının söylendiğini ifade etti. Yalçınkaya, "Lina 13 gün sonra yoğun bakımdan çıktı. Ardından 'sağlıklı bir bebeğiniz var, güle güle büyütün' dediler ve kucağımıza verdiler. Evimize geldik. Lina 6 aylık oldu. Sürekli kendisini kasan bir çocuktu. Çivi gibi düşünün. Bir çivi dimdik duruyor ya, Lina da o şekilde duruyordu. Birkaç doktora gittim hep 'kolik bebek' denildi. 9 aylık olunca bir doktora gittik ve kendisi bizi çok güzel yönlendirdi. 'Bu çocukta bir sıkıntı var, görüyorum. Acil şekilde çocuk nörolojisine gitmesi gerekiyor' dedi. Lina 9 aylıkken çocuk nörolojisine gittik ve oradaki doktor bize durumu anlattı. Doğumhanedeki dosyaları da açtık. 'Bu çocuk yoğun bakımda iki kere beyin kanaması geçirmiş' dedi. Biz tabii ki o an hayatımızın şokunu yaşadık, beynimizden kaynar sular döküldü. İki kere geçirmiş bir de. Hem 2 Mart, 8 Mart'ta. Dosyalarda tarihleri de belliydi. 'Ne yapmamız gerekiyor' dedik. Hemen MR ve EGG çektirdik. Allah'ıma hamd olsun EGG'si temiz çıktı, herhangi bir nöbetimiz yok. Sadece beyin MR'ı sıkıntılı çıktı. Beynin arka kısmında hasarları var. Serebral palsi teşhisi konuldu" dedi. "Belki de Lina bu tedavi ile tamamen yürüyebilecek" Lina'nın yurt dışından getirdikleri takviye ilaçlar sayesinde algılarının açıldığını ve kelimeler kurmaya başladığını belirten Yalçınkaya, "Şu an eksozom (kök hücre) tedavisi düşünüyoruz. İstanbul'da bir hastaneden 8 kür için 2 milyon 850 bin lira maliyet çıkarıldı. Fizik tedavi masraflarını da ekleyerek Valilik onaylı yardım kampanyası başlatmak için evraklarımızı hazırlıyoruz. Belki de Lina bu tedavi ile tamamen yürüyebilecek" diye konuştu. "Çocuğum yürüsün diye su borusundan yürüme bariyeri yaptım" Baba Sadık Yalçınkaya ise yoğun fizik tedavi sürecinde yüksek seans ücretleri nedeniyle zorlandıklarını, bu nedenle kendi imkanlarıyla kızına destek olmaya çalıştığını anlattı. Plastik su boruları kullanarak yürüme bariyeri tasarladığını kaydeden fedakar baba, "Çocuğum yürüsün diye bunu yaptım. 3 metrelik su borusu ve 4 dirsek aldım. Daha önceden fizik tedavi merkezlerinde görüyordum, bunu su borusundan yapabileceğimi düşündüm. Yaklaşık 500-600 liraya mal ettim. Evde çekyatların üzerine, dışarı çıktığımızda ise bankların arasına koyuyorum. Lina bu borulara tutunarak kendi başına rahat rahat adımlar atabiliyor. Etkisi çok büyük oldu. Ev geniş olsa fizik tedavi odası yapacağım. Yürüyüş bantları almam lazım, gerekli her şeyi alacağım ama şu an bunu yapamıyorum" ifadelerini kullandı. Kızını parka götürdüğünde diğer çocukları koşarken gören Lina'nın "Baba ben de koşacağım" dediğini, o anlarda duygusal olarak yıkıldıklarını söyleyen Yalçınkaya, tedavilerin tamamen maddiyata dayandığını vurguladı. "Bana söylense 10 ay bekler miydim?" Doğum sürecinde hastanenin kendilerini eksik bilgilendirdiğini iddia ederek hukuk mücadelesi başlattıklarını hatırlatan Yalçınkaya, sözlerini şöyle tamamladı: "Çarşamba ve pazar günleri Lina'yı görebiliyorduk. Her gittiğimizde doktora, 'beyninde hasar var mı', 'gelişmeyen bir organı var mı', 'akciğerleri nasıl' gibi sorular sorduk ama bize 'her şey çok iyi' dendi. 13 günlük yoğun bakım sürecinin ardından kızımızı almak için hastaneye gittik. Doktor bizi odasına çağırdı. Orada da aynı şeyleri sordum. 'Çok sağlıklı çocuğunuz var. Güle güle' dendi. Hastane çıkış işlemlerinde 4 tane madde vardır. 'Nörolojiye getirin, göz doktoruna getirin, KBB'ye getirin, kalça ultrasonu çektirin' gibi şeyler söylediler. Bunların hepsini yaptık. 3 aylıkken nöroloji servisine götürdük, yine 'bir şeyi yok' denildi. Denilen tüm bölümlere götürdük, sadece gözünde şaşılık çıktı ve ameliyat oldu. 9 aylık olduğunda çocuk nörolojisine gittik. Doğum evraklarını yanına bıraktık. Evraklara bakınca 'bu çocuk beyin kanaması geçirmiş' dedi. 'Ne beyin kanaması' dedik, şaşırdık. İlk defa orada duyduk. 'Evraklarda yazıyor' dedi. 'Hocam, bu sizin dilinizde yazıyor. Ben nereden bileyim, bu bana söylenmedi. Söylense ben 10 ay bekler miydim' dedim. Beyin MR'ı çekildi ve beynin üst kısmında hasar olduğu ortaya çıktı. Bir anneye babaya bu durum söylense 1 gün bile beklenmez. Şu anda mahkemeliğiz, derdimizi anlatamıyoruz. Güçlü olan kazanıyor. Adalet Bakanlığı yetkilileri dosyamıza bir göz atarsa çok seviniriz." Hukuki süreç Ailenin, doğum sürecinde eksik bilgilendirildikleri ve bebeğin yoğun bakımdaki gerçek durumunun kendilerinden saklandığı iddiasıyla Pendik'teki özel hastaneye karşı açtığı dava, İstanbul Anadolu 8. Tüketici Mahkemesinde devam ediyor. 11 Ekim 2024 tarihinde görülen ilk duruşmayla başlayan ve en son 13 Nisan 2026'da 6. celsesi görülen dava dosyasındaki bilirkişi raporunda, ailenin "beyin kanaması geçirildi" iddiasını doğrulayan bir ultrason bulgusuna rastlanmadığı belirtildi. Anne Nuray Yalçınkaya'nın gebeliğinde hipertansiyon ve gestasyonel diyabet (gebelik şekeri) öyküsü bulunduğu, bebeğin 32 haftalık olmasına rağmen 3 kilo 95 gram doğduğu kaydedildi. Erken doğum ve solunum sıkıntısı nedeniyle yoğun bakıma alınan ve entübe edilen bebeğin çekilen ultrasonlarında, prematüre bebeklerde oksijen yetersizliğine bağlı sık görülen "grade 1 periventriküler lökomalazi" (beyin beyaz cevheri hasarı) saptandığı tespit edildi. Uzmanlar, annedeki hipertansiyon ve diyabetin fetüsün oksijensiz kalma riskini ve enflamasyonu artırarak serebral palsi riskini yükselttiğini iddia etti. 4. celsede bilirkişi raporlarına itiraz eden davacı vekili, "Bilirkişiler aydınlatma hükümlerinden hiçbir şekilde bahsetmemişlerdir. Meydana gelen olay yoğun bakımda olmuştur, buna rağmen bilirkişiler hastalığı annenin hastalığına bağlamışlardır. Raporlar elverişli değildir" diyerek dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini talep etti. Davalı hastane vekili ise raporların hekim ve hastanenin kusursuzluğunu ispatladığını belirterek davanın reddini istedi. Mahkeme heyeti, tarafların beyanları ve toplanan deliller ışığında (çeşitli hastanelerden istenen epikriz ve medula kayıtlarının tamamlanmasının ardından) dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verdi. 13 Nisan tarihindeki son celsede ise mahkeme, dosyanın Adli Tıp Kurumundan dönüşünün beklenmesine hükmederek duruşmayı 22 Eylül'e erteledi.

Ölümden döndü, gelen yorumlarla bir daha yıkıldı Haber

Ölümden döndü, gelen yorumlarla bir daha yıkıldı

Geçtiğimiz ocak ayında, Güzelbahçe ilçesinde bulunan evinin yatak odasında bulunan balkonundan, yaklaşık 7 metre yükseklikten düşen AK Parti Urla İlçe Tanıtım ve Medya Başkanı Gamze Oğuz, omurgası ve ayağından ağır yaralanarak hastaneye kaldırıldı. Hastanede tedavi altına alınan ve bu süreçte entübe edilen Oğuz, adeta ölümün kıyısından döndü. Aynı zamanda yüksek takipçili sosyal medya hesabı da bulunan Gamze Oğuz'a bu süreçte yaptığı paylaşımlara ise çirkin yorumlar da yapıldı. Beddua ve tehdit içerikli mesajları gören Oğuz, çektiği acıların yanı sıra bu tarz beddua ve tehditlerle de psikolojisinin bozulduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a olan sevgisi sebebiyle hedef seçildiğini belirten Oğuz, yorumlar arasında can güvenliğini hedef alan ifadelerin kendisini derinden yaraladığını vurguladı. "OMURGAM VE AYAĞIM KIRILDI" Geçirdiği kazayı ve yaşadığı süreci anlatan Oğuz, "Bundan yaklaşık bir ay önce talihsiz bir kaza yaşadım. Evimin 3. katından yaklaşık 7 metre yükseklikten, o şekilde ölçüldü, aşağı düştüm bir denge kaybı sonucu. Düştüğümde omurgamın üstüne düştüğümü hissettim ve omurgam kırıldı. İlk onu hissetmiştim zaten. Ayağım da seramik kısma denk geldiği için topuk kısmım parçalandı. Hastanede bir ameliyat sürecim oldu. Hem omurgadan hem topuktan iki ameliyat geçirdim. Ameliyat esnasında maalesef kan ihtiyacı oldu. Kan değerlerim ameliyata hazır değilmiş. Daha sonrasında narkozdan uyanamadım. Entübe edildim. Çok şükür yoğun bakım sürecini de atlattıktan sonra odaya alındıktan sonra bir hafta hastanede yattım ve çıktım. Ama tedavi sürecim hala devam ediyor. Hala iyileşemedim. Eğilip kalkamıyorum. Walker olmadan bir yürütecim olmadan yürüyemiyorum. Tek ayağımın üstünde zıplayarak ilerliyorum. 26 Şubat'ta ayağımda 30 santimlik bir çivi var. 15 santimi dışarıda yaklaşık 15 santimi içeride olmak üzere o çıkacak. Alçı sürecim devam edecek. Sonra atel, fizik tedavi yani önümde daha 1,5-2 aylık bir yol var gibi görünüyor" ifadelerini kullandı. "BEDDUALARIN SINIRI AŞILDI" Tedavi sürecinde sosyal medyadan gelen yorumların kendisini daha fazla yaraladığını belirten Oğuz, "Maalesef. Şimdi siyasi görüşüm gayet belli bir şekilde açık ediyorum ben bunu. Zaten söylemiştim. AK Parti'de Tanıtım ve Medya Başkanı olduğumu. Siyasi görüşümden dolayı çok fazla linç ediliyorum. Bilirsiniz bir linç troll insanlar vardır, troll sayfaları vardır. Ama troll sayfaları dışında kişisel hesaplar, bayağı kendi kullandığı kişisel hesaplar tarafından linç edildim. Bu linçler neler? Evet, küfür, hakaret vesaire, beddualar. Bunlar geliyor. Fakat bedduaların sınırı aşıldı. 'Keşke ölseydin düştüğün yerde', 'Keşke felç kalsaydın', 'Daha beter ol inşallah.' Mesela sondan iki önceki paylaştığım postumda da mevcut. Artık başa sabitliyorum. 'Bütün kemiklerin kırılsın inşallah.' Hatta bu süreçte ben şöyle bir yorum da aldım. Mesaj olarak değil gayet aleni bir şekilde bunu postun altında yorum yapabiliyorlar. 'Bugün 7 metreden bir kazayla düşersin, yarın bakmışsın araba çarpmış.'" dedi. "DAHA FAZLA YARALAYAN BU YORUMLAR" Kendisine gelen yorumlarla bir kez daha yıkıldığını ifade eden Oğuz, "Şimdi yorumlara baktığımızda gerçekten çok yaralayıcı yorumlar. İnanın oradan düştüğünüzde canınız çok yanıyor. Ameliyat süreci, benim çektiğim acılar sizlerle zaten paylaşacağım elimdeki şeyleri. Vücudunuz çok acıyor. Bir yandan üç çocuğum var ve ben anneyim. Onları düşünüyorum. Onlar çok korkuyor. Ben o düştüğüm gece onların çığlıklarını duydum. Sürekli gözümü tam açamadım. Onları göremedim ama onların ağlaması, duvarlara vurması, bu sesler beni çok yaraladı. Fakat bunlardan daha fazla yaralayan bir şey oldu bu yorumlar. Çünkü insanlık çok farklı bir şeydir. Biz Anadolu medeniyetiyiz ve bizim medeniyetimize, bizim kültürümüze göre düşen kişiye siyasi görüşü, kimdir, nedir, dini, dili, ırkı bakmaksızın yardım edilir. Biz Anadolu insanıyız. Biz böyle gördük. Fakat bunun dışında çok farklı bir tepkiyle, kötü muameleyle karşılaştım ben. İnanın bu düşmekten çok daha fazla yaralıyor insanı. Diyorsunuz ki biz nereye geldik? Bu kadar mı kutuplaştık? Bu kadar mı nefret ediyoruz birbirimizden" diye konuştu. "BİR KADIN BAŞKA BİR KADINA BU SÖZLERİ NASIL SÖYLEYEBİLİYOR" Kendisine gelen kötü yorumlarla art niyetli haberler yapıldığını ifade eden Oğuz, "Ya o kadar garip ki troll olsa derim ki 'troll hesabı' hani çok önemsemem. Ama şu an bile gözlerim doluyor. Bir ablamızın, bir teyzemizin, bir hanımefendinin yaptığı yorum yaklaşık 50-60 yaşlarında. 'Daha beter ol' diyor. Nasıl söyleyebilirsiniz? Bunu şahsi hesabından yapıyor. Siz de kadınsınız. Nasıl bana bunu söyleyebiliyorsunuz? Kadın kadına destek olmalı. Bunun yanında bu bedduaları alıp ve bu paylaşımı alıp yanlış haber, çarpıtılmış haber yapan medya kuruluşları oldu. İnanabiliyor musunuz? 'Erdoğan rozet taktı, başına gelmeyen kalmadı', 'Beddualarınız tuttu', 'Niye beddua ediyorsunuz?' Benim açıklamada bulunmadığım ifadeleri kullanıp 'Ah keşke yapmasaydın bedduaları tuttu' şeklinde ifadelerle başlık atan medya kuruluşları oldu. Bu inanılmaz bir şey. Hani kişiler bunu yapıyor. Medya kuruluşları daha kamusal kuruluşlardır bence. Topluma yön veren kuruluşlardır. Siz nasıl böyle bir algı çalışması yapabiliyorsunuz? Hani hiç mi kimse düşünmüyor? Ya bu kadın da bir buçuk aydır evde hapis, yatıyor. Çok çalışkan bir insanım Hiç yerimde duramam. Bir bir buçuk aydır evde yatıyor. Bu kadın oraya hapsolmuş. Evlatları geliyor gidiyor. 'Anne iyi misin?' En ufak seste aşağı koşuyorlar. 'Anne sen mi bağırdın?', 'Anne bir şey mi oldu?' Bu kadın acılar içinde 'biz de buna bir kötek vurmayalım' demiyorlar. 'Biz de buna bir çelme takmayalım' hiç mi demiyorlar?" dedi. ​​​​​​​"YARGI SÜRECİ BAŞLAYACAK" Yorumlara ilişkin şikayette bulunduğunu ve yargı sürecinin başlayacağını söyleyen Oğuz, "Tabii ki gerekli mercilere maalesef ki gerekli aralıklarla suç duyurusunda bulunuyorum. Ama şunu belirtmek isterim ki ne kötü yorumlar ne beddualar beni çıkmış olduğum yoldan ve davamdan hiçbir zaman vazgeçiremeyecek. Ben reisi gerçekten kalpten seviyorum ve onun yolunda, yanında yürümekten gurur duyuyorum" diye konuştu. Eşinin destekleriyle düzenli olarak evin içinde yürüyüşler yapan Gamze Oğuz, bir an önce sağlığına kavuşmayı bekliyor.

Mutlu Kaya, yeniden tedavi almaya başladı Haber

Mutlu Kaya, yeniden tedavi almaya başladı

Diyarbakır'da 2015 yılında bir ses yarışmasında adını duyurduktan sonra erkek arkadaşı tarafından başından vurulan ve ağır yaralanan Mutlu Kaya, fizik tedavi almaya başlamıştı. 4 yıl önce ablasının, erkek arkadaşı tarafından öldürülmesinden sonra fizik tedaviyi yarım bırakan Kaya, tekrar tedavi almaya başladı.   2015 yılında bir ses yarışmasında adını duyurduktan sonra, Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde erkek arkadaşı tarafından başından vurulan ve ağır yaralanan Mutlu Kaya, uzun süre yaşam mücadelesi vererek hayata tutundu, yürümek için fizik tedavi almaya başladı.  4 yıl önce ablası Dilek Kaya da erkek arkadaşı tarfından vurulmuş ve hayatını kaybetmişti. Mutlu Kaya, bu olaydan sonra içine kapanarak tedaviyi reddedip, yürüme konuşmada ilerleme kat ederken tekrara eski haline dönmüştü. Kaya, 4 yıl aradan sonra hayatı tutunmak için yeniden refleksoloji uzmanından tedavi almaya başladı.  Mutlu Kaya, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine, bundan 4 yıl önce refleksoloji tedavisi gördüğünü ve kendisine bayağı iyi geldiğini söyledi. 2020'de ablası Dilek Kaya öldürülünce bunalıma, depresyona girdiğini ve eve kapattığını belirten Kaya, tedaviye ara vermek zorunda kaldığını dile getirdi.  “Sonra mücadele etmem gerektiğini fark ettim. Çünkü ablam olsaydı eve kapanmamı değil, mücadele etmemi isterdi” diyen Kaya, “Bende yine Mehmet hocaya geldim, refleksoloji tedavisine devam ediyorum. Şu an şükür iyiyim. Mehmet hocaya güveniyorum, refleksoloji tedavisine başladım. 4'üncü seansım, hemen bir sonuç aldım. Allah'ın izniyle bir süre sonra çok daha iyi olacağıma inanıyorum” dedi.  Refleksoloji Uzmanı Mehmet Savaş, Mutlu'nun daha önce aldığı 8 aylık bir tedavi olduğuna değinerek tedavi aldığında istenmeden bir olay yaşandı, ablasını kaybettiğini dile getirdi.  Mutlu'nun ablasını kaybettikten sonra ara vermek zorunda kaldığını belirten Savaş, “Bizim daha önce verdiğimiz hem yürüme, hem konuşma hafiflemeye başladı. Şu anda tekrardan başladı. Umarım güzel şeyler yaşayacak, güzel günler görecektir. 4 yıl aradan sonra tekrar başladı. Haftada 4 gün düşünüyoruz. Bizim işlemimizde uzun süren bir tedavidir, nakış işlemek gibidir. Çünkü Refleksoloji, avuç içi ayak tabanından yapılan bir tedavi yöntemidir. Sinir sonlarını uyararak beyni ileti gösteriyorsun. Beyinde yapması gereken görevi yavaş yavaş yapmaya başlıyor. Her bir seansımız normalde 20-25 dakika sürüyor. Mutlu için biraz ilerleme olsun diye 40 dakika, 1 saatte kadar çıkartıyoruz. Sonrası sürpriz olsun diye bekliyorum. Çünkü hep beraber bunu görelim istiyorum” ifadelerini kullandı. 

Yüz Felcinde Kök Hücre Tedavisi Olumlu Sonuç Veriyor Haber

Yüz Felcinde Kök Hücre Tedavisi Olumlu Sonuç Veriyor

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hakan Oğuzhan, uzun süre iyileşmeyen ve hastanın günlük yaşamını olumsuz etkileyen yüz felcinde, kök hücre tedavisi ile olumlu sonuçlar alınabileceği belirtti. Uzm. Dr. Oğuzhan, "İyileşmekte gecikme gösteren ve kalıcı yüz felci olan hastalarda kültürlenmiş bebek kordonundan çoğaltılmış mezenkimal kök hücre veya kendi dokularından kültürlenmiş mezenkimal kök hücre enjeksiyonları ile yüz felcinin iyileşmesi sağlanmaktadır" dedi.   Medical Park Antalya Hastane Kompleksi’nde görevli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hakan Oğuzhan, iyileşmede gecikme gösteren ve kişinin günlük hayatını olumsuz etkileyen yüz felcinde uygulanan kök hücre tedavisi hakkında bilgilendirmede bulundu.  "Kalıcı göz hasarına bile neden olabilir"  Yüz felci ve oluşturabileceği hasarlara değinen Uzm. Dr. Oğuzhan, "Yüz felci, yüz kaslarının bir tarafının aniden veya yavaş yavaş felç olduğu bir hastalıktır. Yüz felci bir dizi faktörden kaynaklanabilir. Vakaların yüzde 60 ile 75'inin nedeni bilinmemektedir. Hastaların yaklaşık yüzde 75’i kendiliğinden iyileşse de, yüz felci, kalıcı veya geçici ağız yetmezliğine yol açabilir. Etkilenen taraftaki göz kapağının kapanamaması nedeniyle potansiyel olarak kalıcı göz hasarına neden olabilir" diye konuştu.  "Yaşam kalitesini bozuyor"  Yüz felcinin yaşam kalitesini etkilediğini belirten Uzm. Dr. Oğuzhan, "Yüz felci olan hastaların yaklaşık yüzde 25'inde orta ila şiddetli fasiyal asimetri devam eder ve sıklıkla hastanın yaşam kalitesinden bozar. Yüz felcinin bu uzun vadeli yan etkisi hastalar için yıkıcı olabilir. Yüz felcinin sebebi bilinmese de, herpes virüsüne özgü bağışıklık tepkisi ve iskemik veya kalıtsal faktörler ile yakından ilişkilidir" şeklinde konuştu.  "Kök hücre tedavisi"  Yüz felcinde kök hücre tedavisinden bahseden Uzm. Dr. Oğuzhan, "Bozukluğun erken evrelerinde steroid tedavisinin antiviral tedavi ve fizik tedavi yöntemleri ile hastalarda hızlı bir iyileşme sağlanır. İleri vakalarda sinirlerin gevşetilmesi ve estetik cerrahi işlemler uygulanmaktadır. Ancak iyileşme göstermeyen birçok hasta çeşitli fonksiyonel ve sosyal sorunlarla hayatına devam etmektedir. İyileşmekte gecikme gösteren ve kalıcı yüz felci olan hastalarda ise kültürlenmiş bebek kordonundan çoğaltılmış mezenkimal kök hücre veya kendi dokularından kültürlenmiş mezenkimal kök hücre enjeksiyonları ile yüz felcinin iyileşmesi sağlanmaktadır. Bu işlem ameliyathane şartlarında hasar görmüş sinir ve kaslara yapılan enjeksiyonlar ile tedavi edilebilmektedir" ifadelerini kullandı.  Uzm. Dr. Oğuzhan, "İyileşmekte gecikme gösteren ve kalıcı yüz felci olan hastalarda kültürlenmiş bebek kordonundan çoğaltılmış mezenkimal kök hücre veya kendi dokularından kültürlenmiş mezenkimal kök hücre enjeksiyonları ile yüz felcinin iyileşmesi sağlanmaktadır" dedi.   Medical Park Antalya Hastane Kompleksi’nde görevli Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Hakan Oğuzhan, iyileşmede gecikme gösteren ve kişinin günlük hayatını olumsuz etkileyen yüz felcinde uygulanan kök hücre tedavisi hakkında bilgilendirmede bulundu.  "Kalıcı göz hasarına bile neden olabilir"  Yüz felci ve oluşturabileceği hasarlara değinen Uzm. Dr. Oğuzhan, "Yüz felci, yüz kaslarının bir tarafının aniden veya yavaş yavaş felç olduğu bir hastalıktır. Yüz felci bir dizi faktörden kaynaklanabilir. Vakaların yüzde 60 ile 75'inin nedeni bilinmemektedir. Hastaların yaklaşık yüzde 75’i kendiliğinden iyileşse de, yüz felci, kalıcı veya geçici ağız yetmezliğine yol açabilir. Etkilenen taraftaki göz kapağının kapanamaması nedeniyle potansiyel olarak kalıcı göz hasarına neden olabilir" diye konuştu.  "Yaşam kalitesini bozuyor"  Yüz felcinin yaşam kalitesini etkilediğini belirten Uzm. Dr. Oğuzhan, "Yüz felci olan hastaların yaklaşık yüzde 25'inde orta ila şiddetli fasiyal asimetri devam eder ve sıklıkla hastanın yaşam kalitesinden bozar. Yüz felcinin bu uzun vadeli yan etkisi hastalar için yıkıcı olabilir. Yüz felcinin sebebi bilinmese de, herpes virüsüne özgü bağışıklık tepkisi ve iskemik veya kalıtsal faktörler ile yakından ilişkilidir" şeklinde konuştu.  "Kök hücre tedavisi"  Yüz felcinde kök hücre tedavisinden bahseden Uzm. Dr. Oğuzhan, "Bozukluğun erken evrelerinde steroid tedavisinin antiviral tedavi ve fizik tedavi yöntemleri ile hastalarda hızlı bir iyileşme sağlanır. İleri vakalarda sinirlerin gevşetilmesi ve estetik cerrahi işlemler uygulanmaktadır. Ancak iyileşme göstermeyen birçok hasta çeşitli fonksiyonel ve sosyal sorunlarla hayatına devam etmektedir. İyileşmekte gecikme gösteren ve kalıcı yüz felci olan hastalarda ise kültürlenmiş bebek kordonundan çoğaltılmış mezenkimal kök hücre veya kendi dokularından kültürlenmiş mezenkimal kök hücre enjeksiyonları ile yüz felcinin iyileşmesi sağlanmaktadır. Bu işlem ameliyathane şartlarında hasar görmüş sinir ve kaslara yapılan enjeksiyonlar ile tedavi edilebilmektedir" ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.