Hava Durumu

#Gebelik

Yeni Marmara Gazetesi - Gebelik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gebelik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yaz aylarında gebelikte havuz kullanımına dikkat Haber

Yaz aylarında gebelikte havuz kullanımına dikkat

Yaz aylarında serinlemek isteyen anne adaylarının en çok merak ettiği konulardan biri olan gebelikte havuz kullanımı hakkında Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Bahadır Codal önemli bilgiler aktardı. Sağlıklı seyreden gebeliklerde havuz kullanımının genellikle güvenli olduğunu ifade eden Codal, "Gebelikte havuza girmek bebeğime zarar verir mi?" sorusunun sıkça sorulduğunu belirterek, uygun şartlar sağlandığında havuz kullanımının hem anne hem de bebek açısından genellikle risk oluşturmadığını söyledi. Gebelik ilerledikçe artan kilo, büyüyen karın ve değişen vücut dengesi nedeniyle anne adaylarında bel ağrısı, bacaklarda yorgunluk ve hareket kısıtlılığı görülebildiğini belirten Codal, suyun kaldırma kuvvetinin bu noktada önemli bir avantaj sağladığını ifade etti. Codal, "Suyun kaldırma kuvveti sayesinde vücut ağırlığının önemli bir kısmı desteklenir ve eklemlere binen yük azalır" diyerek, havuzda yüzme ve su egzersizlerinin bel ve sırt ağrılarını azaltabileceğini, bacaklardaki şişlik hissini hafifletebileceğini, kan dolaşımını destekleyebileceğini, anne adayının kendini daha enerjik hissetmesine yardımcı olabileceğini ve stres ile gerginliği azaltabileceğini söyledi. Havuz suyunun bebeğe ulaşmasının mümkün olmadığını vurgulayan Codal, bebeğin rahim, amniyon sıvısı ve zarlar tarafından korunduğunu belirtti. Codal, "Havuz suyu bebeğe zarar vermez. Ancak hijyen şartları yetersiz olan havuzlar bazı enfeksiyon risklerini artırabilir. Bu nedenle havuz seçimi oldukça önemlidir" dedi. Codal, doktor tarafından özel bir kısıtlama getirilmediği sürece gebeliğin büyük bölümünde havuz kullanımının mümkün olduğunu ifade etti. Codal, "Düşük tehdidi olmayan, kanaması bulunmayan, erken doğum riski taşımayan, suyu gelmemiş ve istirahat önerilmemiş anne adayları güvenle havuza girebilir" diye konuştu. Bazı durumlarda havuz kullanımının uygun olmadığını belirten Codal, kanama, erken doğum tehdidi, amniyon sıvısının gelmesi, rahim ağzında açıklık olması veya doktor tarafından fiziksel aktivite kısıtlaması bulunan durumlarda havuza girilmemesi gerektiğini söyledi. Codal, "Bu gibi durumlarda mutlaka hekime danışılmalıdır" uyarısında bulundu. Temizliği düzenli yapılan havuzlarda enfeksiyon riskinin düşük olduğunu ifade eden Codal, hijyen şartlarının yetersiz olduğu ortamlarda mantar ve enfeksiyon riskinin artabileceğini belirtti. Codal, "Havuzdan çıktıktan sonra ıslak mayo ile uzun süre kalınmamalı, duş alınmalı, kişisel havlu ve mayo kullanılmalı ve temizliğinden emin olunmayan havuzlar tercih edilmemelidir" dedi. Termal su, kaplıca ve jakuziler konusunda da uyarıda bulunan Codal, vücut sıcaklığını artırabilecek çok sıcak su ortamlarının gebelikte önerilmediğini söyledi. Codal, özellikle ilk trimesterde yüksek vücut ısısının bazı risklerle ilişkilendirildiğini belirterek, "Bu nedenle yüzme havuzları tercih edilmeli, aşırı sıcak sulardan kaçınılmalıdır" şeklinde konuştu. Op. Dr. Bahadır Codal, sağlıklı bir gebelikte temiz ve bakımlı bir havuzda yüzmenin hem anne hem de bebek için genellikle güvenli olduğunu belirterek, "Hatta gebelik boyunca karşılaşılan birçok fiziksel rahatsızlığın hafiflemesine yardımcı olabilir" dedi. Codal, yine de her gebeliğin kendine özgü olduğunu vurgulayarak, riskli durumlarda mutlaka hekime danışılması gerektiğini söyledi ve "Gebelik bir hastalık değil, hayatın doğal bir dönemidir. Doğru önlemlerle yaz ayları güvenle geçirilebilir" ifadelerini kullandı.

“Diş hastalığı ve diş eti problemi olan kadınlarda düşük riski artıyor”  Haber

“Diş hastalığı ve diş eti problemi olan kadınlarda düşük riski artıyor” 

Hatay'da görev yapan Kadın hastalıkları ve Doğum uzmanı Op. Dr. Erdem Turhan, gebelik düşünen kadınlara olumsuzluk yaşamamaları için ağızda ortaya çıkan ‘Porphyromonas gingivalis' bakterisine karşı uyarıda bulundu.  Dünya nüfusunun hızla arttığı bu günlerde hamile kalamayan ve hamilelik sürecinde düşük yapan kadınlar, tedavi için çeşitli yöntemler aramakta. Vatandaşlar arasında hamileliğe engel olduğu pek bilinmeyen ve diş etinde ortaya çıkan ‘Porphyromonas gingivalis' bakterisinin kontrolü gebelik düşününen kadınlar için önem arz ediyor. Hatay'ın İskenderun ilçesinde özel bir hastanede görev yapan Kadın hastalıkları ve Doğum uzmanı Op. Dr. Erdem Turhan, gizli tehlike olan ‘Porphyromonas gingivalis' bakterisi için önemli uyarılarda bulundu.  “Diş hastalığı ve diş eti problemi olan kadınlarda düşük riski artıyor”  Kadın hastalıkları ve Doğum uzmanı Op. Dr. Erdem Turhan, diş hastalığı ve diş eti problemi olan kadınlarda düşük riskinin arttığını dile getirerek “Konuyla ilgili bir takım çalışmalar yapılmış, insanların aklına nasıl gelmiş öncelikle bunu sormak lazım. Bir kadının hamile kalamamasıyla diş hastalıkların ne ilişkisi olabilir, aslında şöyle bir gerçeklik var. Diş hastalığı ve diş eti problemi olan kadınların gebeliklerinde düşük riski, yüksek tansiyonla seyreden gebelik, gebelik zehirlenmesi diye bilinen hastalığın riski ve bebek doğurma riskleri artmaktadır. Buna istinaden bilim insanları diş hastalıkları gebe kalmayı zorlaştırır mı, şeklinde soru sormuşlar. Yapılan çalışmalar doğrultusunda 2022 bir tane yayın ortaya çıktı ve bir yayın derlemesi yapıldı. Konuyla ilgili yapılan bir takım çalışmalar var, Porphyromonas gingivalis denilen bir bakteri var ve bu en fazla diş ve diş eti hastalıklarıyla ilgili. En çok ilişkisi gösterilen bakteri bu ve buna benzer bakterilerin oluşturmuş olduğu kronik enfeksiyonlar ”dedi.  Gebelik düşünen kadınlara ağızda ortaya çıkan ‘Porphyromonas gingivalis' bakterisine karşı tedavi yaptırmaları tavsiyesinde bulunan Turhan, “Gebelik arzusu olan insanların işini zorlaştırıyor ve anlamlı farklılıklar var yani Periodontal hastalığı olanların gebe kalabilme şansı hasta olmayanlara göre çok çok düşük. Tüp bebekle ilgili de çalışmalar yapılmış, tüp bebek tedavisi gören hastalarda tüp bebeğin tutmama riskini artıyor. Azaltıyor mu, azaltmıyor mu diye takım çalışmalar var bunda anlamlı bir fark elde edilmemiş yani tüp bebek tedavisini çok etkilemiyor. Sonuç olarak henüz daha fazla çalışmaya ihtiyaç bulunmaktadır ama zaten biz gebe kalmayı planlayan hastalara diş tedavilerini yaptırmalarını tavsiye ediyoruz. Hem gebelik sürecinizi zora sokmaması açısından hem de bir takım riskleri azaltmak açısından şu noktada şunu söylemek gerekir, sonuç olarak gebelik arzusu olan ama gebelik elde edemeyen insanlarda da eğer ki belirlenebilir bir risk faktörü yoksa biz zaten bir diş tedavinizi de yaptırın ve tedavinizi olun şeklinde önerilerimiz olacaktır” ifadelerini kullandı.

Gebe Kalmak İsteyenler Dikkat! Haber

Gebe Kalmak İsteyenler Dikkat!

Doğurganlığı etkileyen en önemli konulardan biri düzenli beslenme ve diyet. Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Hamile kalmak istiyorsanız, beslenme kalitenizi artırmalısınız. Araştırmalar; doymamış yağlar, tam tahıllar ve baklagiller, meyve ve sebzeler, çeşitli protein kaynakları ile tam yağlı süt ürünleri bakımından zengin bir diyetin doğurganlığı artırabileceğini gösteriyor” dedi. Atasayan, kısırlığa neden olabilen polikistik over sendromu sahibi kişiler içinse kahvaltının önemini vurguladı.  Doğurganlık son yıllarda küresel olarak azalıyor ve bugün kısırlık dünya çapında en az 50 milyon çifti etkiliyor. Dünyada ortalama her 6-7 çiftten birisi kısırlık problemi yaşıyor. Yakın zamanda yapılan çalışmalarda doğurganlığın 20-24 yaş arası kadınlarda yüzde 45 oranında azaldığı ve son elli yılda erkeklerde sperm sayısının küresel olarak yüzde 50 oranında azaldığı gösterilmiştir. Medicana Ataköy Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Kemal Atasayan, doğurganlıkla ilgili önemli paylaşımlarda bulundu.  Birçok faktörün doğurganlığı etkilediğinin ancak dikkate alınmayan en önemli konulardan bir tanesinin diyet olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Araştırmalar, doymamış yağlar, tam tahıllar ve baklagiller, meyve ve sebzeler, çeşitli protein kaynakları ile tam yağlı süt ürünleri bakımından zengin bir diyetin doğurganlığı artırabileceğini göstermektedir. Ayrıca bu durum hamileliğe sağlıklı bir başlangıç yapmanıza da yardımcı olabilir. Hamile kalmayı sağlayan sihirli yiyecekler veya özel içerikli diyetler olmasa da, doğurganlığınızı desteklemenin ilk yolu, sağlıklı gıdalar içeren beslenme modelini uygulamaktır” dedi.  Antioksidanlar açısından zengin gıdalar tüketmeyi öneren Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Antioksidanlar vücudunuzda hem sperm hem de yumurta hücrelerine zarar verebilen serbest radikalleri etkisiz hale getirmeye yardımcı olur. Antioksidanların hem kadın hem de erkek doğurganlığını artırabileceğini gösteren zayıf kanıtlar vardır. Antioksidan alımınızı artırmak istiyorsanız, diyetinize daha fazla meyve, sebze, fındık ve tam tahıl ekleyin. Antioksidan içeriği bakımından yüksek olan gıdalar; C ve E vitaminleri, folat, Beta karoten, Lutein veya antioksidan içeren takviyelerden de alabilirsiniz” diye konuştu.  “Doyurucu bir kahvaltı, doğurganlığı etkileyen bazı hormonal etkileri iyileştirebilir”  İyi bir kahvaltı yapmanın özellikle altını çizen Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Özellikle kısırlığın önemli bir nedeni olan polikistik over sendromunuz (PCOS) varsa, doyurucu bir kahvaltı yapmak kadın doğurganlığına yardımcı olabilir. 2021 yılında yapılan bir incelemede, günün erken saatlerinde daha yüksek kalori alımının PCOS semptomlarını iyileştirebileceğini ortaya koymuştur. Kahvaltı içeriğini seçerken, yüksek protein içerikli fakat daha az karbonhidrat içeren gıdalar tercih edin. Araştırmalar, karbonhidratların PCOS'lu kişilerde enflamasyonu artırabileceğini göstermektedir” şeklinde konuştu.  Omega-3 yağ asitlerine öncelik vermenin önemini vurgulayan Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Her gün sağlıklı yağlar tüketmek doğurganlığı ve genel sağlığı artırmak için önemlidir. Omega-3 yağ asitleri, doğurganlığı artırmak için özellikle faydalıdır. Bu sağlıklı yağı; yağlı balık, keten tohumu ve keten tohumu yağı, chia tohumu ve ceviz gibi besinler içermektedir” açıklamasında bulundu.  Karbonhidrat alımına sınır konulmalı  Karbonhidratları azaltmak gerektiğine değinen Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Özellikle PCOS'lu kişiler için genellikle kalorilerin yüzde 45'inden daha azının karbonhidratlardan geldiği düşük karbonhidratlı bir beslenme planının takip edilmesi önerilir. Örneğin, günde yaklaşık 1.800 kalori alıyorsanız, bu yaklaşık 200 gram karbonhidrat anlamına gelir. Çeşitli çalışmalar, karbonhidrat alımını sınırlandırmanın PCOS'un üzerinde faydalı etkiler sağladığını göstermektedir. Sadece aşırıya kaçmayın. Çok az karbonhidrat yemek veya hiç yememek de sağlık sorunlarına yol açabilir” dedi.  Rafine karbonhidratların en aza indirilmesine dikkat çeken Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Sadece karbonhidrat miktarı değil, türü de etkilidir. Rafine karbonhidratlara özellikle dikkat etmelisiniz. Bunlar şekerli yiyecek ve içeceklerin yanı sıra beyaz makarna, ekmek ve pirinç gibi işlenmiş tahıllarda bulunur. Vücut bu karbonhidratları çok hızlı bir şekilde emerek kan şekeri ve insülin seviyelerinde ani artışlara neden olur. Rafine karbonhidratlar ayrıca yüksek glisemik indekse (GI) sahiptir. GI, karbonhidrat yoğun bir gıdanın kan şekerinizi önemli ölçüde yükseltip yükseltmeyeceğini gösterir. İnsülin, yumurtaların olgunlaşmasına yardımcı olan yumurtalık hormonlarına kimyasal olarak benzer. Sürekli olarak yükselen insülin, vücudun daha az üreme hormonu üretmesine neden olabilir çünkü buna ihtiyacı olmadığını düşünür. Bu da yumurta olgunlaşması ve yumurtlama eksikliğine neden olabilir” diye konuştu.  Lifli gıdalara önem vermek gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Yapılan araştırmalar, lif oranı daha yüksek ve ilave şeker oranı daha düşük bir diyetin kadın doğurganlığını artırabileceğini gösteriyor. Tam tahıllar, meyveler, sebzeler, fasulyeler. Mümkünse, önerilen günlük 25 gram lif alımını sağlamaktır” açıklamasında bulundu.    Protein kaynaklarını gözden geçirin  Proteinin her diyetin önemli bir parçası olduğunu ancak bazı kaynakların doğurganlık için özellikle faydalı olabileceğini belirten Doç. Dr. Kemal Atasayan, “2019 yılında yapılan bir çalışma, Akdeniz tarzı bir diyet uygulamanın doğurganlığı artırabileceğini öne sürmektedir. Bu tür diyetlerde genellikle balık oranı daha yüksek, kırmızı ve işlenmiş et oranı ise daha düşüktür. Akdeniz tarzı diyetler ayrıca antioksidanlar ve omega-3 yağ asitleri bakımından daha yüksek olma eğilimindedir. Aslında diyetinize daha fazla balık eklemeniz için daha fazla neden var. Yapılan bir çalışmada, daha yüksek balık tüketiminin, tüp bebek gibi yardımcı üreme teknolojilerinin kullanımını takiben daha yüksek canlı doğum oranıyla bağlantılı olduğu ortaya konulmuştur” şeklinde paylaştı.  Süt ürünlerinden korkmayın  Süt ürünlerinin doğurganlık da dahil olmak üzere sağlığınızın bazı unsurları için kötü olduğuna dair bir varsayım olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Ancak araştırmalar durumun böyle olmadığını gösteriyor. 2018 yılında yapılan bir araştırma, süt ürünleri ve kadın kısırlığı arasında olduğu iddia edilen bağlantılarla ilgili araştırma sonuçlarının tutarsız olduğunu belirtiyor. Süt ürünleri, doğurganlık için faydalı olabilecek D vitamini de dahil olmak üzere bir dizi önemli besin maddesi içerir. Süt ürünlerinin doğurganlığı artırıp artırmadığı belirsiz olsa da, olumsuz bir etkisi olduğuna dair güçlü bir kanıt yoktur. Süt ürünleri tüketirken, erkekler az yağlı seçenekleri tercih etmelidir. 2013 yılında yapılan bir çalışma, tam yağlı süt ürünlerinin sperm üzerinde olumsuz bir etkisi olabileceğini, ancak düşük yağlı süt ürünlerinin aynı etkiye sahip olmadığını göstermektedir” dedi.  Egzersizin doğurganlığı artırmak da dahil olmak üzere sağlık açısından birçok faydası olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Orta düzeyde fiziksel aktivitenin artırılması, özellikle obezite hastaları için hem kadın hem de erkek doğurganlığı üzerinde olumlu etkilere sahiptir. Çoğu şeyde olduğu gibi, egzersiz konusunda da ölçülü olmak çok önemlidir. Aşırı egzersiz bazı kadınlarda doğurganlık üzerinde olumsuz bir etkiye neden olabilir. Hangi egzersiz türlerinin sizin için en faydalı olacağını belirlemek için bir sağlık uzmanıyla konuşun” diye konuştu.    Rahatlamak için kendinize zaman ayırın  Gebe kalmaya çalışmanın kadınlara daha fazla stres getirebileceğine dikkat çeken; “Stresin doğurganlığı etkileyip etkilemediği konusu tartışmalı olmakla birlikte, stres adet dönemlerinizi etkileyebilir ve bu da doğurganlığınızı etkileyebilir. Gebe kalmakla ilgili stres veya kaygı günlük yaşamınızı olumsuz etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak yardımcı olabilir” dedi.  Aşırı kilolu veya zayıf olmanın yumurtlamayı etkileyerek doğurganlıkta olumsuz etkilere sebep olabileceğini belirten Doç. Dr. Kemal Atasayan, “Obeziteniz varsa, vücut ağırlığınızın %5'ini kaybetmenin, daha düşük bir vücut kitle indeksini (BMI) korumanın ve trigliserit seviyelerini kontrol altına almanın doğurganlığı artırabileceği öne sürülüyor. İdeal vücut kitle indeksinin 20-24 arası olduğu bilinmekle beraber sağlıklı kilonun kişiden kişiye değiştiğini ve BMI'nın sağlığın mükemmel bir belirleyicisi olmadığını unutmayın. Benzersiz vücut yapınız ve egzersiz alışkanlıklarınız da dahil olmak üzere birçok faktör kilonuzu etkiler. Kilo vermenin veya almanın doğurganlığınızı artırıp artırmayacağını belirlemek için bir sağlık uzmanıyla konuşun” ifadelerini kullandı.  Medicana Ataköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Kemal Atasayan sözlerini şöyle tamamladı:  “Yakın zamanda yapılan bir çalışmada düşük demir ile kadın doğurganlığının azalması arasında net bir neden olmaksızın potansiyel bir bağlantı bulunmuştur. Son zamanlarda kan tahlili yaptırmadıysanız, demir seviyelerinizi belirlemek için bir sağlık uzmanıyla görüşün. Eğer demir seviyeniz düşükse, demir takviyesi almanız faydalı olabilir. Demir emilimi artırmak için C vitamini içeriği yüksek gıdalarla beraber almayı deneyin.”

Hangi Vitamin Eksikliği Gebelik Kaybına Sebep Olur? Haber

Hangi Vitamin Eksikliği Gebelik Kaybına Sebep Olur?

Erken gebelik döneminde, gebelik kayıplarının sık karşılaşılan bir durum olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Nigar Allahverdiyeva, “Tekrarlayan gebelik kayıpları farklı nedenlerden dolayı yaşanabilir. Fazla kilo, stres, D vitamini eksikliği, sigara ve alkol kullanımının tekrarlayan düşüklere sebep olduğu gösterilmiştir” dedi.   Liv Hospital Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nden Opr. Dr. Nigar Allahverdiyeva, tekrarlayan gebelik kayıpları hakkında açıklamalarda bulundu. Erken gebelik döneminde, gebelik kayıplarının sık karşılaşılan bir durum olduğunu söyleyen Opr. Dr. Allahverdiyeva, “Fakat 20’nci gebelik haftasından önce 2 ve daha fazla gebelikte düşük izlenen çiftlerde tekrarlayan gebelik kaybı nedenlerinin araştırılması gerekir. Tekrarlayan gebelik kayıpları farklı nedenlerden dolayı yaşanabilir. En sık nedenler arasında kromozomal anomaliler, genetik anomaliler, pıhtılaşma bozuklukları, ileri anne yaşı, rahmin yapısal anomalileri sayılabilir. Bunlar dışında yumurta ve sperm kalitesinin düşük olması, hormon dengesinin bozulması, bağışıklık sistemi hastalıkları, metabolik hastalıklar (özellikle diyabet ve tiroit), çevresel faktörler, rahimle ilgili geçirilmiş cerrahiler, sigara ve alkol kullanımı tekrarlayan gebelik kayıplarına sebep olabiliyorlar“ diye konuştu.  “Detaylı jinekolojik muayene yapılır”  Gebelik kayıplarının nedenlerinin detaylı bir tarama ile sorgulandığını belirten Opr. Dr. Allahverdiyeva, “Sebeplerin araştırılmasına detaylı öykü almakla başlanır, düşüklerin hangi haftada olduğu, cerrahi müdahale gerekip gerekmediği, hem anne hem de baba adayının bilinen kronik rahatsızlığı, kullandıkları ilaçlar, beslenme alışkanlıkları, sigara ve alkol kullanımı, aile öyküleri sorgulanır. Anne adayı için detaylı jinekolojik muayene yapılır. Baba adaylarına spermpogram testi istenir. Genetik anomalilerin değerlendirilmesi için anne ve baba adayının kromozom analizi yapılır, yani periferik karyotip testi bakılır. Düşük materyali varsa, genetik olarak incelenir. Pıhtılaşma bozukluğunu tespit etmek için anne adayının trombofili paneli incelemesi yapılır. Rahmin yapısal anomalilerini veya cerrahi ve enfeksiyonlara bağlı yapışıklıkları tespit etmek için rahim filmi (HSG), gerekirse MRG çekilir. Metabolik hastalıkların araştırılması için açlık kan şekeri, HbA1c, TSH, prolaktin, hormonal bozukluklar için FSH, LH, Estrodiol gibi hormon değerlerine bakılır. İmmun sistemin değerlendirilmesi için yine bir takım kan tahlillerinin yapılması gerekir” ifadelerine yer verdi.  “Sağlıklı yaşam tarzı benimsenmeli”  Çiftlerde, sağlıklı yaşamanın önemine dikkat çeken Opr. Dr. Allahverdiyeva, şu bilgileri paylaştı:  “Saydığım yöntemler dışında çiftlerin bilmesi gereken noktalardan biri de sağlıklı yaşam tarzının önemidir. Fazla kilo, stres, D vitamini eksiliği, sigara ve alkol kullanımının tekrarlayan düşüklere sebep olduğu gösterilmiştir. Tekrarlayan gebelik kayıplarına sebep olan neden bulunduktan sonra uygun medikal veya cerrahi tedaviler başlanır. Kromozomal veya genetik anomaliler olan çiftlerde ise daha ileri değerlendirilme yapılır, gerekirse PGT yani preimplantasyon genetik tanı testi istenir. Tekrarlayan gebelik kaybı yaşayan çiftlerde tedavi planlarken nedene yönelik yaklaşım gerekir. Uygun tedavi şekli ile başarılı gebelik elde etmek mümkündür.“

Gebelik Zehirlenmesine Dikkat!  Anne ve Bebekte Büyük Riskler Doğuruyor Haber

Gebelik Zehirlenmesine Dikkat! Anne ve Bebekte Büyük Riskler Doğuruyor

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Peritatolog Prof. Dr. Selahattin Kumru, gebelik sürecinde karşılaşılabilecek riskler, özellikle hipertansiyon, diyabet, böbrek hastalıkları ve sistemik bağ dokusu hastalığı gibi sağlık sorunlarına sahip olan anne adayları için daha da artabileceğini söyledi.   Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Peritatolog Prof. Dr. Selahattin Kumru, önleyici tedbirlerin, bebeğin eşinin (plasenta) gelişimini tamamlamadan önce yapılmasının büyük önem taşıdığını, önleyici yaklaşımların erken gebelik haftalarında başlanmasının başarıyı etkilediğini belirterek, anne adayı ya da anne olmayı düşünen kadınlara önerilerde bulundu. Kumru, hastalığın seyrini, “Preeklampsi gebeliğin ikinci yarısında yani 20. haftasından sonra ortaya çıkan hem anne hem de bebeğin hayatını riske atan bir hastalık. 100 yıldan daha uzun bir süredir bilinmesine rağmen neden oluştuğu tam olarak ortaya konulabilmiş değil. Ancak preeklampsi oluşmasında bebeğin eşinin (plasenta) rahim duvarına yerleşiminin normalden daha kötü olduğu durumlarda gözlemlendiği kanıtlanmıştır. Bu durum da, annenin vücudundaki bütün damarlarda oluşan sorunu, annenin bütün organlarını (beyin, akciğer, kalp, karaciğer, böbrek) tehdit eden bir sistemik hastalık haline getirmektedir” şeklinde ifade etti.  “Önleyici tedbirler önemli, aksi halde hayati risk söz konusu”  Prof. Dr. Selahattin Kumru, özellikle hipertansiyon, diyabet, böbrek hastalıkları ve sistemik bağ dokusu hastalığı gibi sağlık sorunlarına sahip olan anne adayları için riskin daha büyük olduğunu belirterek, “Bu nedenle, gebelik düşünen kadınlar bu riskleri dikkate almalı ve sağlık uzmanlarıyla işbirliği içinde olmalıdır. Önleyici yaklasım bu noktada son derece önemli. Aksi halde gebelik ilerledikten sonra hem bebek hem anne için hayati risk söz konusu olabilmektedir” dedi.  “Gebelik zehirlenmesi bütün sistemleri etkiler”  Kumru, anneye ait bütün damarlarda hasar oluşturması nedeniyle damar dışına sıvı sızmasının, anneye ait bütün sistemleri etkilediğini belirterek, beyinde damar dışına sıvı sızmasının beyin ödemine neden olduğunu, bu nedenle de annede baş ağrısı, görme bozuklukları (bulanık görme, gözünün önünden ışıklı cisimler geçmesi, görme alanında kayıp siyah kısımlar) kafa içi basıncı artışı nedeniyle kusmalar, daha ileri aşamalarda beynin tüm fonksiyonlarında etkilenmenin sonucu olarak şuur kaybı, havale geçirme (eklampsi) ve kasılmalar ortaya çıkabileceğini söyledi. Kumru, “Eklampsi (şuur kaybı, kasılmalar) durumunda annenin ağızdaki tükürük vb. materyalin akciğere kaçması nedeniyle akciğer hasarı gibi ciddi tablolar ortaya çıkabilir. Preeklampsi olgularında akciğerde de ödem ortaya çıkarak akciğer fonksiyonlarının bozulmasına neden olmakta, anne oksijeni alıp karbondioksiti veremediği için solunum açlığı çekmekte, yüz rengi siyahlaşmakta ve metabolik durumu kötüleşmektedir” dedi.  Kumru, bu tür sikayeti olanların gebe kalmadan once mutlaka bir kadın doğum uzmanına ya da perinatoloji uzmanına başvurmasının gerektiği konusunda uyardı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.